Hükümet üyeleri iki ay içinde hayallerle gerçeklerin birbirini tutmadığını acı bir şekilde öğrendi sanırım. Ve bence pişmandırlar…
Sürekli olarak CTP’yi “gelip hükümeti kurmadın” diye suçlamaları bundan.
Ben de sorarım, “e o zaman niye talip olduydunuz”?
Ülkenin kaynaklarıyla kazanılmı,ş akıl almaz servetlerden devletin hak ettiği geliri elde edemeyeceğinizi bilirdiniz… Hele de önünüzde seçim varken, böyle bir çılgınlık yapmazdınız.
Aklınızda hep “Nasıl olsa Türkiye’den alırız” vardı.
Gördünüz ki, bunun da şartları var ve kesin, net olan bir kaynak yok. Olsa da perişan olan piyasayı rahatlatmaya yetmeyecek…
Sadece 2 ay içinde sıfırı tükettiniz.
Yine aynı hayallerle, 1500 liralar için herkes müracaat etsin açıklaması yaptınız. Bir baktınız, asgari ücretin yarısından az bir para için bile 80 milyon gerekiyor. O da başvuran 58 bin kişinin kaçı için, belli değil.
Tavuk mu yumurtadan, yumurta mı tavuktan diye düşünürken, ülkeyi perişan ettiniz. Oysa çok basitti. Siyasetten arınıp, ortak aklı devreye sokacaktınız. Onlar size ne yapılması gerektiğini zaten söyleyeceklerdi.
Aksine, kapanmayı zorlayacak yanlış kararlarla hepten bittiniz, bitirdiniz…
Şimdi böyle de ondan önce farklı mıydı? Dün KKTC’de ilk covid 19 vakasının çıkmasının 1. yılıydı. Aynı tuhaflıklar, yanlış kararlar, adına kriz yönetimi denemeyecek uygulamalarla zaten bitişe doğru gitmiştik.
Bir yıl önce, daha vakalar yeni çıkmaya başladığında eğer bir olağanüstü durum ilan etseydiniz, birçok sorun kolayca halledilecekti, sıkıntı çekilmeyecekti. Ülkedeki tüm özel, kamu sağlık kurumları, diğer tüm kaynaklar devletin emrinde olacaktı. Sadece ekonomik değil, her konuda olağanüstü kararlar alma yetkisi olacaktı. Her türlü düzenleme rahatça yapılabilecekti.
Ne yaptınız, “aman önümüzde cumhurbaşkanlığı seçimi var, aman yetkiyi Akıncı’ya mı devredeceğiz” falan gibi küçük hesaplarla ülkeyi de insanları da sıfırla çarptınız.
Mesela idareyi bir teknokrat hükümete devredebilseydiniz. Bizim şartlarımızda yapılabilecek olanın en iyisi olacaktı.
O insanlar, asla siyasi gaileleri olmadığı için herkese eşit mesafede duracaklar, en doğru en cesur kararları alabileceklerdi.
‘Onu incitmeyim, şunu küstürmeyim’ diye bir dertleri olmayacaktı. Çünkü kimseyi kayırmak için bir endişeleri olmayacaktı. Sektörlerle rahatlıkla istişare edeceklerdi. İşbirliği yapacaklar, ortak akıl üreteceklerdi.
Hem sağlık hem ekonomi emin ellerde olabilecekti. Hatta sizin siyasi karizmanız da bu kadar çizilmeyecekti. Hesap edemediniz.
Yapılması gerekenlerin önüne hep siyaseti koydunuz.
Şimdi de “kaynak yok” diye ağlayın.
Halk da “açız” diye ağlasın.
Olacağı buydu.
Hep derim ki, siyaset her kapıyı açan maymuncuk değildir.
Anahtarı tutan eller önemlidir.
İnsan neyi yapabileceğini, neyi yapamayacağını bilecek. Bilmeyen, normal hayatta batar gider, kimse de acımaz. Ama devlet yönetiminde tüm ülkeyi böyle batağa sürüklersiniz ki, bunun bedeli gerçekten ağırdır.
Kısacası heba edilen 1 yıl ve nasıl, ne zaman giderileceği belli olmayan kayıplar…
YERİN KULAĞI VAR
1 YIL OLDU:
Covid 19 salgınıyla tanışalı tam bir yıl oldu. Dünyayı saran bu salgınla mücadeleyi ve yaşamayı öğrendik. Bu süreçte ölümler, iflaslar ve işsiz kalanlar oldu. Geçen bir yılda 2 hükümet, bir de cumhurbaşkanlığı seçimini yaşadık. Ve en önemlisi salgının yönetiminde yönetenlerin acizliğine ve beceriksizliklerine şahit olduk. Bitti gitti mi, henüz hayır. 24 kişi hayatını kaybederken, 3 bin 664 kişi de bu virüsü kaptı. Bize de kala kala kendimizi korumak kaldı.
ATAMA BAŞKAN TABANA UYMADI:
UBP demokratik bir siyasi parti olma özelliğini kaybetti. Kurultay rezaleti, atama başkan derken, Parti Meclisi’ni toplayıp genel sekreterini bile belirleyemez hale geldi. Bu arada öylesine bölünüp parçalandı ki, toparlama işini devlet makamları dağıtarak yapma deneyimine gidildi, bölünme daha da arttı. Şu anda da yine aynı gailelerle yer değiştirmeler olacağından bahsediliyor. Birkaç farklı kesimden UBP’li ile konuştum, taban, tavandan daha karışık. Ama bir ortak noktaları var; atama başkan tutmadı. Hepsinin görüşü aynı, “kim isterse gelsin ama olağan, engelsiz bir kurultayla gelsin” diyorlar…
BİR CÜMLEYLE DOĞRU TEŞHİS:
Siyasi akılla değil, bilimle yönetilseydik, başka türlü yönetilirdik. İşte Tabipler Birliği Başkanı Dr. Özlem Gürkut bir cümlede özetlemiş; “Bu süreç sosyoekonomik sonuçları olan bir sağlık sorunudur. Bu nedenle ekonomideki, eğitimdeki, sosyal yaşamdaki sorunları gidermek için atılacak adımların etkili olması, sağlıktaki sorunla baş etmemize bağlıdır”… Ta başından belliydi, yaşayarak da öğrendik ama arabayı atın önüne koymaktan da vazgeçmedik. Artık çok geç…
BÖYLE HÜKÜMET DOSTLAR BAŞINA:
Birilerinin telkin ve baskısıyla makam sahibi olursan, otoriten de, saygınlığın da olmaz. Şimdi bazı örgütler, “sen açmazsan, biz açarız” deyip istediklerini alıyorlar. “Aç” diyorlar açıyorsun, “kapat” diyorlar kapatıyorsun. Seçimle değil, emirle oralara gelmişsen, kusura bakma ama ne otoriten olur, ne de aldığın kararlara uyan. Bakın Res-Bir Başkanı Salih Kayım, kendi denetimlerini kendilerinin yapacağını ve özel güvenlik şirketinden hizmet alıp kurallara uymayanları denetleyeceklerini söylüyor. Onlar da biliyor ki, hükümet kendi koyduğu kuralları bile denetlemekten aciz…
SINIR DIŞI, TEK ÇARE:
Geçtiğimiz gün havaalanında yolculardan bazıları, KKTC’ye iş aramaya geldiklerini söylüyordu. KKTC’ye turist olarak gelip, işe girmek yasa dışı değil miydi? Çalışma izni falan? Gördünüz, bunlardan biri karantina otelinde tecavüze kalkmış. Bana kalırsa acilen mahkeme işini bitirip, sınır dışı edilmeli. Şimdi bir de karantina harcaması, hapishane masrafı falan gerekmez. Bu gidişle bize 3 tane daha hapishane yetmeyecek…
ZERRE KADAR UMUT YOK: BM Genel Sekreteri’nin Özel Temsilcisi Bayan Lute, Kıbrıs temaslarını tamamlayıp, Atina’ya gitti. Çoktandır beklenen bir konferans öncesi son hazırlıklar… Ancak kimsenin umurunda değil. Çünkü zerre kadar umut kalmamış. Dertlerden öylesine boğulmuşuz ki, belki bir elli yıl daha böyle gidebileceği ihtimaline bile kafa yoracak halimiz yok. Ne acı…
































