Köşe Yazarları

Biz uyurken…






Altmış kusur yıldır yaşadığım bu ülkeyi, bu toprakları tanımakta zorlanıyorum.

Eminim benim gibi birçoğunuz da aynı kaygıyı taşıyor…

Savaşların içine doğmuş bir nesiliz biz.

1957-58 olayları, 11 yıl esaretle geçen, dünya ile irtibatımızın kesildiği 1963 olayları ve tüm bu yaşananların sonuçu olarak ortaya çıkan 1974 Barış Harekatı.

Artık insanlar yollarda kaybolmayacak, barikatlarda eziyet çekmeyecekti. Sonunda özgürlüğümüze kavuşmuştuk. Artık yaşayabileceğimiz kendi vatanımız, kendi toprağımız vardı.

Savaş nedeniyle güneye giden Rumlardan kalan araziler, evler ve daha niceleri artık bizimdi. Kalanlar bize de, gelecek olan yeni insanlara da yeter de artardı bile. Sonuçta öyle de oldu. Türkiye’den gelen onbinler bu boş yerlere yerleştirildi. Onlara ev, arsa, hayvan verildi. Herkes işinin gücünün başında mutlu yaşıyordu. Yeni gelenlerin ne kimlik, ne de uyum sorunu vardı…

Sonra ne olduysa oldu. Yeniden seçilme kaygısı, diğer tüm kaygıların önüne geçti. İktidarının da muhalefetinin de tek derdi seçim kazanmaktı. Öyle olunca da nüfus politikasından başlayarak, yanlışlara yanlışlar eklendi.

Ve ülke bu yanlış politikalarla bugün içinden çıkılamaz ve geri dönüşü olmayan bir yola girdi.

Statüko öylesine yerleşti ki, hangi görüş iktdara gelirse gelsin kısa süre sonra emrine girmek zorunda kaldı…

Üretmek yerine tüketen, hazırcı bir toplum olduk. Sanayi Holdingi, KTHY ve ETİ’nin kapısına kilit vurulmasına ses çıkartmadık…

“Üretsek de kime satacaktık” bahanesine sığındık. Güneşi, denizi ve doğasıyla turizm için bulunmaz bir nimetti adanın bu parçası. Öyleyse geleceğimiz turizme bağlı olmalıydı. Bunun yanına bir de üniversiteleri koyduk mu, bu iş tamamdır dedik.

Önce oteller yükselmeye başladı sahillerimizde, ardında da üniversiteler…

Ekip biçmek, üretmek yerine kolay paranın cazibesine kapıldık.  Ve böyle böyle eldeki tüm araziler, sahillerdeki arsalar el değiştirdi. Bu değişimle birlikte ülkenin kültürü ve alışkanlıkları da değişti.

Üretimi düşünen yoktu artık. Bugün ürettiğimizin on katını dışarıdan ithal ediyoruz. Gelişen ülke ve buna bağlı olarak değerlenen topraklar bir bir el değiştirip, başkalarının kontrolüne geçti…

Aradan yıllar geçti, artık ne sahiller, ne de ülke bizim kontrolümüzde değil. Güç artık başkalarının  ellerinde. Bu öylesine bir güç ki, hükümet bozup, hükümet kuruyorlar…

Ve bu gelişmeler doğal olarak ithal işgücünü de beraberinde getirdi. Hem ucuz, hem de sorunsuzdu.

Ülkenin çehresi de yavaş yavaş değişmeye başladı. Daha çok nüfus, daha çok farklı kültür. Ve ortaya çıkan “arabesk” bir yaşam…

Bugün kendi öz nüfusundan kat be kat fazla bir nüfusu taşımaya çalışıyor ülke. Dört bir tarafta yükselen içi boş beton binalar, sanki sırf geçmişi silmek için dikiliyor.

Çıkın sokağa ve dinleyin, anlamadığınız bir lisan ve müzikler sokalarda yankılanıyor. Gelenekler değişmiş, kültürümüz yok olmuş, yerini farklı kültürler almış, kimin umurunda. Önemli olan daha çok kazanmak…

Suçluların, mafya hesaplaşmalarının merkezi olduk. Nüfusuna göre en çok suç işlenen ülke konumundayız artık. Fabrika, okul yapmak yerine, suçluları koymak için daha büyük cezaevleri yapıyoruz.

İşte ben, çocukluğumun geçtiği bu ülkeyi tanımakta zorlanıyorum. Havası da, kokusu da, dokusu da değişti…

Diyeceğim o ki, 45 yıldır biz uyurken, ülkede çok şeyler değişmiş.

 

YERİN KULAĞI VAR

BOŞUNA ÇABALAR:

BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs’taki Özel Temsilcisi Lute ziyretleri sıklaştırdı. Herkes bir anlaşma taslağı getirip getirmediğini merak ediyor. Ben de, her şeyi açık seçik gördüğüne göre nasıl bir orta yol bulacağını merak ederim. Öyle ya, taraflar arasında hiç olmadığı kadar derin bir uçurum var. Federasyon hedefleri bile varla yok arası. Neyi görüşecekler?

ÖZERSAY’A VETO:

AKEL Genel Sekreteri Kiprianu, KKTC’de 2020’de Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin yapılacağını, kişisel bir sorunu olmamasına rağmen Kudret Özersay’ın seçilmesi durumunda Kıbrıs sorununun çözümü açısından işlerin daha da zorlaşacağına inandığını söyledi. Resmen ayıp etmiş. Hem de kuzeyde AKEL’in “itibarının” arttığı bir dönemde. Her işleri bitti, şimdi kuzeyi de mi yönetecekler?

 

KOMİK OLUYORSUNUZ:

Turizm ve Çevre Bakanı Fikri Ataoğlu, turizm alanında büyük yatırımlar olduğunu belirterek, KKTC’nin turizm sektöründe dünya ile yarışır pozisyonda olduğunu söylemiş. Yahu ülkenin her yanı pislikten geçilmiyor. Yollar sokaklar çöp yığınlarıyla dolu, siz hangi turizmden bahsediyorsunuz.  Ataoğlu, ülkenin tarihi geçmişi, kültürü ve altın kumlu sahillerinden bahsediyor. Sanki Kıbrıs Türkünün kültürü kalmış gibi.  Yok eğer otelleri dolduran ve casinodan dışarı bile çıkmayan kumarcıları kastediyorsanız haklısınız. Siz zaten teşvikleri kültüre değil, casinolara veriyorsunuz…

AZMETTİRİCİ KİM?:

Cuma gün yaşanan silahlı saldırının faili olan kişi ülkeye turist kimliği ile gelmiş ve saldırıyı gerçekleştirmiş. Belli ki ortada bir hesaplaşma var. Adam da tetikçi. Zaten amacının öldürmek değil, korkutmak olduğunu söylüyor. Şimdi gözler azmettiricisinin kim olduğunda. İlk kez de olmuyor, bundan önce de bu tür olaylara çok şahit olduk da o azmettiriciler bir türlü ortaya çıkmadılar.

VATANDAŞLIK 2.5 MİLYON EURO:

Güney Kıbrıs yönetimi, yabancılara yatırım şartıyla verdiği vatandaşlık bedelini 2 milyondan 2.5 milyon euroya çıkartmış. Bizde ise vatandaşlık çok kolay, bir bakanlar Kurulu onayına bakar. Hele de kabinede tanıdığınız varsa bu işi oldu bilin. Adamlar akıllı, önce yatırım yapacağı parayı getirecek sonra vatandaşlık alacak. Biz ne yapıyoruz, bırakın para talep etmeyi, bedava arazi yanında eksildiği parayı bile veriyoruz…

GEÇMEYİN O ZAMAN:

Hafta sonları sosyal medyada paylaşılan haberlerin başında, gümrük kapılarındaki izdiham haberleri geliyor. Kuyruk uzunluğunun kaç metre olduğundan tutun da, kaç saattir sırada beklediklerinden şikayet edenlerle dolu. Kardeşim madem her hafta bu manzara yaşanıyor, o zaman siz de ya hafta sonları güneye geçmeyeceksiniz, ya da şikayet etmeyeceksiniz…

 

ZİRVEDEKİLER

Ahmet Okan: “Diyeceğim, Türkiye’yi sevmek ya da ona düşman falan olmak değildir mesele…Kimi sevdiğiniz, kimlere sempati duyduğunuz ya da kimlere karşı olduğunuz veya nasıl bir Türkiye’yi sevip sevmediğinizdir esas olan… Budur imamları çileden çıkartan… Budur kendilerine karşı olanları Türkiye’ye karşı imiş gibi gösterme gayretleri”…

 

DİPTEKİLER

İnsan Bir Sorar: Bizim Tarım Bakanlığı, Güney Kıbrıs’tan KKTC’ye domuz eti ithal etme izni verdi ya. Rum Tarım Bakanlığı, Güney Kıbrıs ile KKTC arasında hayvan eti alış verişinin Yeşil Hat Tüzüğü’ne göre yasak olduğunu ve domuz ithalinin yapılamayacağını açıkladı. Bizim bakanlık da keşke böyle bir açıklama yapmadan önce bir sorup öğrenseydi keşke de bu duruma düşmeseydi…

 








Başa dön tuşu