Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Bittiği Yerde Başlar: (Zamanı İyi Kullanmalıyız!)

Önce yanılgıya neden olacak bir düşüncenin altını çizelim. “Cenevre ‘deki konferansın başarısızlığı garantiler yahut Rum tarafının sunduğu harita ile ilgili iki üç sorundan ibaret olmamalıdır. Bir başka deyişle her konuda anlaşmaya varıldı da sadece bu sorunlar aşılamadı yargısı, öteki başlıklardaki anlaşmazlıklarla, uzlaşıldığı halde, mesela referandumda onaylanması mümkün olmayan çarpık maddeleri  göz ardı etmek  olur! Ki büyük olasılıkla Güç ve Yönetim başlığı altında da süregelen anlaşmazlıklar vardır”

Bizim bilebildiğimiz BM’ler Genel Sekreteri gözetiminde garantör ülke Dışişleri Bakanları toplantısında “Türk tarafının önerilerinin, Rum ve Yunan delegasyonunca kabul görmemiş olmasıdır. Bu arada mesela konferanstaki İngiltere’nin pozisyonu neydi bilmiyoruz!  Doğrusu Cenevre’de olanlar konusunda da bilgi sahibi değiliz. Ancak Sn. Akıncı’nın  Rum tarafının sunduğu haritanın  kabul edilebilir olmadığını ve iade ettiğini biliyoruz. Öteki bildiklerimiz ise şunlar:

ÇAVUŞOĞLU’NUN ÖNERİLERİ: Tümüne bakmak gerekirse:  Arasında bugüne kadar aklımıza gelmeyen ki ben “bunu neden düşünemedim” diye hayıflandım, Türkiye Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu’nun AB müktesebatıyla ilgili önerisiydiFakat önce  Tümüne bakmak gerekirse:

Bir: Türkiye’nin garantileri devam etmelidir.

İki: Çözüm anlaşması AB’nin 1. Hukuku olmalıdır.

Üç: AB müktesebatı gereği  Kuzey’de Rumlar’a sağlanacak  4 özgürlük uygulaması  Kıbrıs’ta TC vatandaşı Türkler için de geçerli olmalıdır..

Bu önerilerin masada nasıl  tartışıldığını, karşı tarafların nasıl karşı önerilerde bulunduklarını,  nelere itiraz ettiklerini bilmiyoruz. (Ki bilseydik şaşardık!)

Fakat Çavuşoğlu ‘nun son önerisini çok önemsiyorum. Çünkü bugüne kadar biz adadaki Türk halkının “garantilerin” devamı konusundaki hassasiyetini Rum tarafından gelecek bir askeri saldırı veya çatışmacı tahriklerle falan bağlıyorduk.

Fakat bir başka tehlike daha vardı: Ekonomi! Ki en az “güvenlik” kadar önemli bir sorundu. Düşünün ki çözüm olduğunda kendimizi sadece Rum sermayesiyle değil, AB sermayesi ile de sarılmış bir konumda bulacaktık. Türk tarafı olarak AB üyeliğine hazırlanmak da  bir çırpıda mümkün olmayacaktı. Çünkü mülk mübadeleleri ve nüfus kaydırmaları gibi   belki yıllarca sürecek davalarla boğuşurken, ekonomiyi kurtarmak kolay olmayacak, bu zafiyetimizi de zaten AB üyesi olan Rum tarafı tepe tepe kullanarak bizi kısa sürede tekeline alacaktı…

Mevlüt Çavuşoğlu işte bu dezavantajı avantaja çevirecek bir çıkışla “TC vatandaşlarının da Kıbrıs’ta  4 özgürlük kapsamına alınmasını teklif etti. (Aslında önerinin ilk sahibi Başbakan Binali Yıldırım’dı.) Üstelik buna bir ekleme yaparak ileride AB’de serbest dolaşım hakkı kazanacak olan Türkiye’nin Kuzey çıkışlı başlangıçla deneyim kazanacağı görüşünü ortaya atıyordu. Kısaca Kuzey’de serbest dolaşım hakkında Türk sermaye ve yatırımlarıyla ötesi mülk edinme ve ikamet haklarının tanınmasını istiyordu…  Garantörlüğü sadece askeri yönden değil, ekonomik yönden de Türk halkını koltuklayıp ayağa kaldıracak kaçınılmaz bir devamlılık olarak görüyordu.

BUNDAN SONRA:  Dün de yazdımdı.  Müzakereler bitmedi, bitmez de! Nitekim son haber müzakerelerin Ocak’ın 18’de fakat bu kez Bakanlar düzeyinde devam edeceğidir.   Bu adada Türk ve Rum halkları yan yana yaşamaya devam ettikleri sürece bir çözüm bulunana kadar müzakereler de devam edecek, biliyoruz! …                                                                     **********

UTANÇLARIMIZI KIVANÇLARIMIZ YAPMALIYIZ.

Şimdi siyasi süreci üçledik. “Cenevre öncesi, Cenevre ve Cenevre sonrası..”

İlk ikisini “anlaşmaya varılamadı diye üzülenlere nazire tutun ki kazasız belasız atladık!” Fakat bu sürecin belki de yakın zamanda yeniden başlayacak bir “Cenevre sonrası” olacaktır.. İşte o “sonrasına” her şeye rağmen hazırlanmak zorundayız. Nelere rağmen?

       Sol satanlara rağmen!                                        TC’ye husumetle saldıranlara rağmen! AB’nin propaganda amaçlı ayırdığı 30 milyon euroyu cebellu ederken vazifelerini yapmak zorunda olan  siyaset tellallarına rağmen!                                                                 Türk halkını yererken Rum  halkını kayıranlara rağmen!                                          Dini olmayan insanların dini bütün Rumlar’ı her hafta Kuzey’deki  kiliselere taşıyarak KKTC üzerindeki sahipliklerini bilemelerine rağmen!                                     Sürekli Rum tarafından alışveriş edenlerin ora çarşısına bıraktıkları azımsanmayacak paralara rağmen!                                                             Ve tabi vuran dövize, hantal merkeziyetçi bürokrasiye, reformlara karşı çıkışlara rağmen…

RESTORASYON DÖNEMİ: Deryayı geçip bir karış suda boğulduğumuz için utanmalıyız!  Çünkü:                                                                   Bugün de ve hâlâ masada tartıştığımız 1974’ü, tarihimize “devlet” olarak kaydederken, ona sahip  çıkamadığımız için utanmalıyız!                                                                    Ki üç gün yağmur yağsa hıyarın fiyatını bile yerinde tutamayacak bir ekonomik ve üretim beceriksizliğinin devleti olduğumuz için!

Üç aylık yaz tatilinde yan gelip yatarken okulları, öğretmenleri, eğitimi unuttuğumuz için!

Sağlık servislerini hâlâ halkın sağlığı için  sağlıklı sisteme sokamadığımız için!

Yapıp başardık dediklerimizi sürekli batırıp yüzümüzün karası yaptığımız için!

TC ile onlarca protokol yapıp bir tekini uygulamadığımız için !

Memleketi kumarhaneler, uyuşturucular, kerhaneler diyarı haline soktuğumuz için utanmalıyız!

Alt yapı sorunlarını bile çözemediğimiz için…

YENİ KKTC: Tutun ki bundan sonrası “KKTC’nin toparlanma yeniden yapılanma dönemi” olsun. Utançlar kıvançlara dönüşsün. Muhtaç olduğumuz güç bir adım ötemizdeki Türkiye’dir.. Yapacağımız tek şey o güçlü eli tutarken yolumuza güçlüce devam etmektir.

**********

KISACA: (RAUF RAİF DENKTAŞ.)

Toplum liderimiz Denktaş ölüm yıldönümünde dün törenlerle anıldı. Derler ki ölenler  anıldıKça yaşarlar.. Bu nedenle Denktaş yaşamaktadır. Çünkü “onu” her vesile ile her zaman bize hediye ettiği KKTC’nin devletimiz olduğu gerçeğini yaşayarak ve inanarak anıyoruz.

Toplum liderimiz Denktaş’a Allah’tan rahmet dilerim.