Hafızanızı yoklayın: Türk-Rum toplumları arasında başlayan müzakerelerden bu yana Rum liderliği ile Kilisesinin Türk halkına yönelik “olumlu” diyeceğiniz, “takdirlerinizi” sunacağınız, “alicenaplık” olarak değerlendireceğiniz hangi yaklaşımına tanık oldunuz?
Hangi “iyi niyetli” diyeceğiniz “olumlu” bir sunumuna ellediniz?
En azından Türk halkına, “yahu biz bu Rum liderliği ile halkını yanlış anlamışız. Bakın şeker gibi insanlar, barıştan çözümden yanalar…” Dedirtecek ne yaptılar neyi gerçekleştirdiler ki?
Bir gün “Birleşik Kıbrıs Federal Devletini oluşturmak” hedefi de gözetilerek Türk halkını hâlâ Kuzey’in mahpusu olarak tutan ambargoların kaldırılması jestinde mi bulundular?
İki bölge arasında barışçı çözüme gerçek anlamda katkı sağlayacak hangi sosyoekonomik açılımları yaptılar?
Karşılıklı elektrik akımı olayını bile daha dün kabullenebildiler..
RUM liderliğinin “devlet” oluş üstünlüğünü kullanarak kırk yıldır Kuzey’i dünyadan tecrit eden insafsızlıkla insansızlığının yaşayan tanıkları değil miyiz?
Ki bunları laf ola beri gele düşünmedim! Daha dün, “artık çok gerilerde kalması gerektiğini” düşündüğüm Türk halkına yönelik yıllar öncesinden kalan bir baskı unsurunu yeniden hortlattıkları için hatırladım!
OLAY biliniyor: Geçtiğimiz günlerde Limasol Rum polisi, Mağusa limanına gelip sonra Limasol limanına uğrayan bir ticari geminin Suriyeli kaptanını tutuklayarak bin 800 euro para cezasına çarptırdılar!
Ki bundan yıllar önce Mağusa limanına uğrayan yabancı bandıralı gemiler es kaza Güney limanlarına uğramış olsalar kaptanları yine tutuklanarak hapsedilirlerdi!
Türk halkı yıllarca böylesi ambargolara karşılık yürüttü müzakereleri. Hem de en insancıl en iyi niyetiyle!
ÖTE yandan: Kaç zamandır sesi soluğu çıkmayan, Çekya’dan kopma kuyruğu Slovakya Büyükelçiliği, tam da bu olaya tuz biber eken bir çağrıda bulunarak “Türk ve Rum taraflarına güven artırıcı önlemleri hayata geçirmeleri” çağrısında bulundu!
Ölür müsün öldürür müsün! Neyin güveni neyin önlemleri Jan Skoda! Mağusa limanına uğradı diye Suriyeli kaptanı Limasol limanında tutuklamak mıdır “güven ve olumlu önlemler?
Türk halkı ile resmen alay ediyorsunuz. Kabahat sizde değil ama: Olanca siyasi parti temsilcilerimizin katıldığı bu toplantılarda Sn. Elçiye söyleyecek bir çift lafı bile olmayan bizimkilerde!..
**********
KURUMLAŞAMAMAK!
Devlet ile “Özel sektör arasındaki büyük fark “kurumlarıdır!”
ÇOK kısaca devlet kademelerinin “çalışanı” için “devlet malı deniz yemeyen domuzdur!..”
Yada “gün gitsin para gelsin” veya “salla külahı kap parayıdır!”
Çalıştığı sekiz saatlik sürenin artı bir dakikası bile ek mesaidir!
Cumartesi tatilinden tüm resmi günlere kadar tatilidir, izinleri de kıyaktır..
VE biliriz: Özelin çalışanları “çivi üstünde oturan Hint fakirleri gibidir!.. Maaşları asgari ücret üzerinden hesaplanır, bazen asgari ücretin de altında kalınır! Kaytaracak tek dakikalık lüksleri olamaz!.. Muhatapları ise patron tarafından yetkilendirilen bir üstlerindeki “müdürdür,” memurdur hatta “işçi başıdır” mesela!.. Onlara yan gözle bakmak bile işten durdurulma nedenidir!..
“Siyaset,” özel sektörün kapısından bile başını uzatıp içeri bakamaz!.. Onu yapanlarla yürütenler “tepede” oturan “yöneticileridir!”
AYNİ Devletin Anayasasına dayalı yasalarıyla oluşturulmuş “çalışma koşullarıyla çalışanın haklarından” söz ediyorum.
Yalnız iki ayrı bölümde: Devlette ve Özel sektörde! Ki bir kesim de “serbest çalışanlar” olarak ayrı bir “sınıf” oluşturmakta…
Peki neden devlet her zaman “müflis” yani iflas etmişliği oynarken, “Özel Sektör kazanmak üzerine gelişmekte, en azından kazanırken kâr yapmak zorunda oluşturduğu sistemle çalışmakta?
KARŞIMIZDA son günlere örnek teşkil eden iki “devlet kurumu” Kıb-Tek ve Telekomünikasyon vardır.
Her seçimle iktidara gelen parti yandaşlarıyla biraz daha şişirilmiş kadrolarıyla!
Siyasi iktidarlar tarafından oluşturulmuş “Müdürlüklerine” karşılık “özerklik” kazanmış Yönetim Kurulları ve Hükümet politikasına aykırı da olsa aldıkları kararlarla!
Bu kadar yetkili olmaları nedeniyle de çalışma ve maaş koşullarını, “önce can sonra canan diyerek kendi çıkarlarını astronomik oranlarda sağlamakla!
PEKİ güvenceleri ne? Sendikaları! Hem de “hak ararlarken” kendilerinden ötekilerin haklarını çiğneyip tehdit ederek!
Ki bir devrelerde KTÖS’te “zümre çıkarları yok toplum çıkarları vardır” diyorduk da bugün artık bu memlekette “zümre çıkarları vardır ama toplum çıkarları yoktur!”
BU nedenle “özelleştirmeleri” tartışırken, Özel Sektör çalışanlarının, Devlette ayni statüde çalışanlara karşın nasıl ezildikleriyle haklarının yerlerde süründüğünü görmüyoruz!
Buna karşın ama “devlet batmakta,” (hayret bir şey çünkü devlet batarken çalışanları kazanmakta!)
Öte yandan özel sektör gelişmekte (hayret bir şey ama çünkü çalıştıkları işyerleri kazanırlarken çalışanları batmakta!)
Ve şimdi KKTC’de “kurumlaştık” mı diyelim?
**********
KISACA TAKILDIĞIM. (DENKTAŞ’IN FENDİ!)
Devir Serdar Denktaş devri! Oturdu para musluğunun başına soruyor. “Açayımm?” Millet ayağa kalkıyor, “aç, aç, aççç!..
“Yoo” diyor. Hele TC’de seçimler bitsin de.. Ve ekliyor: “Ama bu iş Haziran sonuna kadar uzar!”
Millet “yandık” diye yine ayağa dikildikte de “yok merak etmeyin, ödeme sıkıntısı yoktur!
Kısaca “vallahi milletle oynuyor!
































