Köşe Yazarları

BIRAK SÖYLESİN, DOĞRU OLMADIĞINI HERKES BİLİYOR…

Mehmet Moreket yazdı






Ülkeyi hükümetsiz bıraktığı gerçeğini hala kabullenmek istemeyen Ersin Tatar, Başsavcıya sorduğunu, kendisi Başbakanlıktan ayrıldıktan sonra birine vekalet vermesinin mümkün olmadığını falan söylüyor.

Cumhurbaşkanı olduktan sonra istihdam kararının altına Başbakan olarak imza atan Tatar söylüyor bunu…

Dahası, bundan önce de benzer durumlar defalarca yaşandı. Hem Talat, hem Eroğlu Başbakan oldukları dönemde Cumhurbaşkanı seçildiler. Nasıl oldu da o hükümetler görevine devam etti? Çünkü o dönemlerde devlet ciddiyeti içinde bir prosedür izlendi. Cumhurbaşkanı seçilen, mazbatayı almadan önce vekaletin gerçekleşmesini sağladı da ondan. Kimseyi kandıramaz.

Tatar bunu neden yapmadığını izah edemiyor tabii. Ama doğrusu, UBP’nin bir kurultayı vardı. Onun dengeleri önemliydi. Bu bir… İkincisi, HP’ye daha doğrusu Kudret Özersay’a vekalet de olsa başbakanlığı bırakmak istemedi…

Şimdi de kurultayını yapmayı bile beceremeyen UBP’nin neden hükümet kuramadığına bakacağı yerde, UBP’yi ya da UBP’nin ortaya koyduğu şartları reddeden diğerlerini ülkeyi hükümetsiz bırakmakla suçlamaya çalışıyor.

Yapılacak işler, beklentiler varmış, bütçe varmış, Bakanlar Kurulu’nun, Meclis’in geçireceği kararlar varmış da ülke hükümetsiz kalamazmış. Söyleyene bakın.

Sonuç olarak istediğini söylesin, ülkeyi kaosa sürükleyen kişi olarak tarihe geçmiştir, bunu değiştiremez…


SANER’İN DERDİ KURULTAY…

Ersan Saner’in derdi ülkeye hizmet, hükümet boşluğunu doldurmak, sorunlara bir an önce el atmak olsaydı, çoktan bir hükümet kurardı.

Çünkü niyet bu olsaydı, bu kriz ortamında kendileri de fedakarlık gösterirlerdi…

Saner’in hala son güne kadar formül üstüne formül deneyip, görevi iade etmemekte direnmesinin tek bir sebebi var; tarihi bile henüz tespit edilemeyen o kurultay var ya, işte o kurultaya başbakan olarak girmek.

Ona bu konuda destek verenler var, akıl verenler var, bir de tabii karşı çıkanlar var. Kurultay ayrışmalarının da partiye hala hakim…

Hükümet kurma konusunda günlerdir görüştüğü partiler onun bu zafiyetini bildikleri için güvenmediler, şartlarına şart eklediler…

Önceki akşam partide yaptıkları ve saatler süren toplantıdan sonuç çıkmaması, arka kapıdan kaçması, saraya gitmesi falan içeride yaşanan tatsızlıkların sonucuydu.

Günlerdir bakanlık bekleyen UBP’liler bir de baktılar ki, ortada teknokrat lafı dolaşıyor. O anda kıyamet koptu, Saner’in son formülü işe yaramadığı gibi, en sonunda kendi partisi tarafından da reddedildi.

Siyasi teamülleri bir yere kadar zorlarsınız. Belki yasaları da çiğnersiniz de siyasi ayak oyunlarıyla, çıkarlarla, beklentilerle başa çıkmakta zorlanırsınız böyle. Ersan Saner’in hesap edemediği bu oldu.

Bence kendini de daha fazla yıpratmadan bir an önce görevi iade etmeli, eğer hala niyeti varsa, kurultayına yoğunlaşmalı…


YERİN KULAĞI VAR

HEM KURULTAY, HEM ERKEN SEÇİM:

Ne isterse olsun bir hükümet kurulsun diyenler var. Yani ekonomi de siyaset de bu kadar dibe vurmuşken akla ilk gelen bu. Ama doğru mu acaba? Düşünün ki, UBP’nin önünde önce kurultay sonra da erken seçim var. Malum bu parti hem kurultaylarında hem de seçimlerde devlet kaynaklarını dağıtmakla meşhurdur. Şimdi her iki seçim de kapının arkasında. Peki bu devlet yeni yeni kıyakları kaldıracak durumda mıdır? Olaya bu açıdan bakınca, iş değişiyor…

 

YENİ DÖNEM:

Aslında suç sadece Saner’de değil. Suçun büyüğü ille de UBP’li bir hükümet kurulsun diye tüm teamülleri ayaklar altına alan Ersin Tatar’da. Belli ki aklındaki formül hem cumhurbaşkanı, hem de başbakanlık görevini yürütmek. Yoksa seçimi kazanıp, mazbatasını aldıktan sonra devlete yapılan 16 kişinin istihdamı yazısının altına Başbakan diye imza atmazdı. Sloganı neydi hatırlayın, “yeni bir gelecek” değil miydi? Yeni bir geleceğe yürüyoruz, ne yasa, ne de teamüllerin olmadığı bir geleceğe…

 

NEDEN KİMSE İSTEMİYOR:

Düşünebilir misiniz, bu ülkenin Meclis’te en çok sandalyeye sahip partisi ile kimse hükümet kurmak istemiyor. Birkaç koltuk sevdalısı vekilin dışında, sanki coronalıymış gibi herkes UBP’den uzak durmaya çalışıyor. Keşke ille de hükümet olacağım yerine, niye kimse bizimle hükümet kurmak istemiyor sorusunun cevabını arasalar, arkalarında bıraktıkları yıkıntıyı görecekler…

 

FARKINIZ NEYDİ:

Dün Devrim Barçın paylaştı da hatırladık. 4’lü Hükümet döneminde TC ile protokol imzalanmadı diye para gelmediğini, kendileri hükümet olursa para musluklarının sonuna kadar açılacağını, ülkenin paraya boğulacağını söylüyordu UBP’liler. Sonunda da aylarca savunma giderlerini de kendi kaynaklarıyla ödeyen 4’lü hükümeti iktidardan etmeyi başardılar. 16 aydır da o koltuklarda oturuyorlar. Türkiye ile birkaç protokol da imzaladılar. O ‘sadece biz imzalarız’ dedikleri protokole göre de 1 milyar 150 milyon TL gelecek dediler. Ama resmi verilere göre şu ana kadar gelen para sadece 66 milyonmuş. Seçim dönemi Tatar’a verilen 117 milyonun akıbetini bilen yok. İki hükümet dönemindeki fark neydi diyenlere yanıt verelim, irade.

 

ONA NİYE KIZIYORSUNUZ:

Türkiye’deki muhalefet partileri 15 Kasım törenlerine sadece Erdoğan ve Bahçeli’nin davet edilmesine çok kızarak Meclis’teki konuşmalarında Tatar’ı protesto ettiler. Aslında Tatar’a boşuna kızıyorsunuz. Onun bu davet işiyle bir alakası yok. O da nasıl bir tören olacağını, kimlerin geleceğini bilmiyordu ki. Daveti yapanda, kimin geleceğine karar veren de başkasıydı. Tatar, kendisine ne dendiyse onu yaptı. Kendine kalsa, Dr. Küçük ve KKTC’nin Kurucu Başkanı Denktaş’ın mezarlarının ziyaretini programa dahil ederdi.

 

YEREL VAKA BİLİNMEZLİĞİ:

Vaka sayısı yeniden 14’e ulaştı. Hemen her gün de yerel vaka çıkıyor. Kapıdan girenlerden çok bizi endişelendiren yerel vakaların bilinmezliği. Birisi hasta olup hastaneye başvurmadığı ya da kendi ayağıyla gidip test yaptırmadığı sürece yereldeki durumun araştırıldığı yok. Random testler yok. Bulunan ve açıklananlar sadece kendi gelenler. Peki ya dışarıda durum ne? Semptomsuz bulaştırıcıların oranı ne? 3 gün geleni karantinaya almama kararıyla sayının artacağını biliyorduk. İşte başladı…


Gülden Küçük Plümer
Gülden Plümer Küçük

FOTO GÜNDEM: İki Toplumlu Kayıp Şahıslar Komitesi’nin Türk Üyesi Gülden Plümer Küçük’ün ve bir üyenin daha sözleşmesi uzatılmamış. 2006’dan beri yürüttükleri sorumlu, ciddi çalışmalarıyla tüm tarafların takdirini kazanan, kayıpların yarısının bulunmasını sağlayan ekibin dağıtılmış olması, diğer komitelerin de akıbeti hakkında fikir veriyor. Yazık. Bu meselelere dahi siyaset karıştırılmış olması insanı utandırıyor…






Göz Atın
Kapalı
Başa dön tuşu