Köşe Yazarları

GELECEKLERE YÜRÜRKEN GÜÇLÜ OLMALIYIZ

Eşref Çetinel yazdı






Bir devrelerde popüler deyişlerdendi: “Demeyin olmaz olmaz, olmaz olmaz!

Yani “olmaz” diye bir şey yok. İnsanın düşüncesinin ulaşamayacağı hatta bu nedenle hayal bile edemeyeceğinden adını koyamayacağı her bir şey “olabilir…”

İspatı “koranavirüstür!” Hayal bile edilemiyordu. Geleceğe bakıp “bir gün dünyayı Covid 19’lar istila edecek” da denemiyordu. O kadar bilinmez ve erişelmezdi! Şimdi tüm dünya ülkelerinin ortak belası, ölümler saçtığı için derdi davası oldu!

Kİ insanlık ölümün dışında bütün dertlere çare üretecek kadar akıllıdır. Akıllı olduğu için kendi kaderini çizendir. Sadece yaşadığı günü değil, geleceği de planlayıp ne yapması gerektiğini programlayandır. Zaten bunun için değil midir ki ebediyete kadar sürdüreceği varlığını dili, dini, tarihi, bayrağı, kültürüyle yaşatması, nesilden nesillere aktarması için “devlet” kurmuş ve görevi kurduğu devletine emanet etmiştir.

İŞTE burada boy aynam olması gereken “yurduma” bakarım. Bir tarafı deniz derya öte tarafı sınır ötesi Rum diyarı… Ve bu nedenle olmalı adada sürüp giden toprak kavgası! Bu kavga bin 600 yıllarından beridir devam ediyor. Hiç bilinmez yarın ansızın yeniden patlar. Yeniden silah sesleri işitilir. İnsanlar bir daha ölür bir daha öldürür! Ve unutmayın: Bir yanımız deniz derya öte yanımız ateş kusan bir ejderha..

***

İŞTE KIBRIS’TA BUNUN İÇİN ÇOK GÜÇLÜ OLMALIYIZ: Çokkk! Çünkü Rum tarafı Yunanistan’la birlikte hareket ederken sadece Doğu Akdeniz’i bloke etmekle kalmıyor. Sürekli silahlanıyor.. Artık Kıbrıs’ın Güneyi Türkiye karşıtı olanca ülkelerin bir araya gelerek kurdukları ittifakların askeri üsleri haline geldiler. Yunanistan Amerika’dan F-35 savaş uçakları almak için harekete geçti. Niçin? Doğu Akdeniz’de ve Kıbrıs’taki olası bir savaş için! (Demeyin olmaz olmaz! Olur hem de bal gibi olur! Fransa, İsrail, Mısır, Yunanistan, şimdilerde Birleşik Arap Emirlikleri neden el ele kolkola girmekteler! Kime karşı iş ve güç birliği oluşturuyorlar? Kime karşı askeri tatbikat yapmaktalar!)

BUNLARI yazarken bir yandan da tümüne verilen cevapları düşünüyorum. Ki onlardan biri şöyledir: “Tüm bu tehlikeli süreci ortadan kaldıracak tek çare adada bir çözüme ulaşmaktır. Bu çözüm de iki toplumu güvencesi altına alacak federasyona dayalı sistemdir! Gerçekleşirse işte o zaman iki halk neslini asırlar ötesine taşıyacak barışa kavuşacaktır!” …Öyle mi sanılıyor? Oysa diyorum, kendimizi yaşadığımız “anı” bile kurtarma fırsatı bulamadan bu adayı Rum Yunan egemenliğine teslim etmek zorunda kalacağız!.

ÇÜNKÜ “onlar” asırlardır bu adada bunun için mücadele etmektedirler. Türk halkına olası bir federal sistemle Kuzey’i hediye etmek için değil!.. Türk halkı ile adayı paylaşmak için değil!.. Kardeş kardeş birlikte yaşamak için değil!.. Barış, istikrar, insanlık için değil!

ÖYLE olsaydı bugüne kadar neden olmasındı? Neden 1963 Kıbrıs Cumhuriyeti yıkıldı? Neden Annan planı kabul görmedi? Neden Crans Montana’da bozgun yaşandı? Neden Doğu Akdeniz’deki hidrokarbon yataklarına tek yanlı sahip çıkıldı?

VE neden bu adada yıllar yılıdır hep Rum tarafı saldırırken Türk tarafı her zaman kendini korumak zorunda kaldı?

İspat isteyen olaylardan söz etmiyorum. Kendi halkını bile kıyım kıyım kıyan bir Rum toplumundan söz ediyorum. Soykırım gerçekleştiren, yakan yıkan, göçe zorlayan bir toplumdan söz ediyorum..

Ve diyorum ki tüm bu Rum-Yunan mezalimi karşısında KKTC’nin çok güçlü olması gerekir. Şöyle ki hükümet krizleri çıkarmaya bile hakkı olmadığı bir siyasi ve ekonomik istikrar sağlayarak..

OYSA işimiz sürekli fasarya çıkarmak sonra da karşısına geçip “ne yapacağız” diyerek şaşkın ördekler gibi bakınmak!

Kısaca artık Kuzey’i adam etme günü geldi diyeceğiz de ortada hükümet yok kime diyelim?


KISACA TAKILDIĞIM: (TARIMDA SU)

“Bazen” değil! devleti alimiz çoğunluğunca sorunları çözemediği için sürekli tekrarlarız.. Aslında “çözülmüş” gibi olanlar da denetimsizlikle ilgisizlik ve baştan savmacılık nedeniyle bir süre sonra bir yerlerden patlayıp çatlamaktadırlar!

MESELA ben 1967’lerde gazetelerde “köşe” tutmaya başladığımda toprağı, ekeni, biçeni, üretimi, satanı, satın alanı, kuraklığı, bereketi… Dolayısıyla tümünü de en iyi değerlendirecek bir kollektif kuruluş olan “Kooperatifçiliği” yazıyordum, bugünlere kadar da yazmaya devam ederek geldim çünkü hâlâ yerli yerine oturmadı gelişmedi!

Tabi çok da iyi anladığım “anladığım” iddiasında değil, Kooperatifçiliğe inandığımdan yazıyorum.. Ki bugün de tarım kesiminde sürgit sorunlar varsa hepsi de bizatihi üreticinin kendinden menkulüdür! Çünkü hâlâ tüccarlar ve aracılarla çalışılmaktadırlar.. Yani bile bile lades olmaktadırlar çünkü “Kooperatifleşmeye, alın terlerini birleştirip paylaşmaya yanaşmıyorlar!

VE SU SORUNU: Bu memleket yarı kuraktır, tarihi boyunca susuzluk çekmiştir. Şimdi de “su yok” yada pahalıdır diyorlar. Bazı yerlerde belediyeler iflas ettiler ya ziraatta çalışanlara bahçecilere, sebze meyve üreticilerine  TC’den akan suyu tonu 7-8 liraya satıyorlar, bazı kırsallarda 3 liraya.. Dağıtım, uzaklık elbette etken su fiyatlarında etken olacak ama tarımda kullanılacak suyu sadece belediyelerin yetkisine bırakmak da doğru değil.

Yani ne? Devletin suyu “denetim altına alması, her yöre için tarifler çıkarması, yanı sıra mevcut göletleri de devreye sokacak bakım ve onarımlardan geçirmesi gerekir..

Çünkü TC’den akan su ile üretilen sebze meyveler dünya alem bilir ki daha lezzetli daha kaliteli olur.. Bize ulaşan su ise Manavgat şellalesinden Anamur’a uzanan bir kolundan akmaktadır. Bu büyük “hediyeyi” sadece içme suyu olarak değil tarımda da değerlendireceksek, doğrusu bir damlasının bile boşa akmaması, yanı sıra dağıtım ve satışını da bir sisteme bağlamak gerekir. Örneğin eğer su ucuz elde ediliyorsa haddinden fazla harcanacaktır. Pahalı satılıyorsa bu kez de üretim fiyatları artacaktır. Dengeleri kurmak, ayni zamanda hem üreticinin hem tüketicinin çıkarlarını korumak gerekir. Nitekim bir devrelerde TC’de Harran ovasını, ya beleş olduğu için Keban Barajının suları ile boğup ekilemez üretemez hale getirdilerdi! Yani suyu “yağma Hasan’ın böreği yapmadan dağıtmalı..

KISACA boru arızasından dolayı susuz kaldığımız günleri de hatırlayarak TC’den akan suyu disipline etmek gerekir diyeceğim ama kime söyleyim? Ortada hükümet yok! Buna karşın TC’den akan suyun bir damlasını bile boşuna harcama hakkımızın olmadığının da idrakine varmamız, ulusal görevimizdir..

 






Göz Atın
Kapalı
Başa dön tuşu