Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

BİR ROMANCININ DÜNYASINDAN GEÇEN İKİ KIBRISLI (Geçmişte kalan Tatlı/tatsız bir olay)

Hıçkırık, Samanyolu, Aşka Tövbe, Kaderin Sırrı, Gönül Hırsızı, Posta Güvercini gibi romanların yazarıdır Kerime Nadir (1917-1984).

Yeşilçam’ın ilgisini de çeken yazarın bazı eserlerinin beyaz perdeye aktarıldığı bilinir.

Yazarın Kıbrıs’la direkt olarak bir ilgisi yok ama bir vesile ile ünlü bazı Kıbrıslılarla iletişimde bulunmuş. Bunlardan biri Kıbrıs’ta ilk Latin harflerle gazete yayınlayan gazeteci Remzi Okan (1885-1942)’dır.

Diğeri yine Kıbrıslı ama hayatının belirli bölümünü Türkiye’de geçiren Dr. Hafız Cemal Lokmanhekim (1874-1967)’dir.

Lokmanhekim Kerime Nadir’in doktoruydu aynı zamanda…

Söz gazetesinin sahibi gazeteci Remzi Okan ailesi ile birlikte.

Konu ne diyeceksiniz.

Biz de önce konunun ne olduğunu merak etmiştik.

Bu merakımızı Kerime Nadir’in “Romancının Dünyası” adlı eserinde giderdik.

Yazarın yolu Remzi Okan’la bir tefrika nedeniyle kesişmiş ve bu nedenle aralarında mektuplaşmalar olmuş.

Konu bir sorun haline gelince, olayın çözülmesi için Lokmanhekim araya girmiş.

Tahmin edileceği gibi iki Kıbrıslı Remzi Okan ve Lokmanhekim birbirilerini tanıyor ve dostluklar vardı…

Kerime Nadir

Olay belli ki ünlü yazarı çok etkilemiş ve konuya “Romancının Dünyası” adlı eserinde yer vermiş.

Biz fazla söze karışmayalım ve bir romancının hayatında yer alan tatlı/tatsız olayı Kerime Nadir’in kaleminden okuyalım:

“1940 yılının Nisan ayında elime Kıbrıs’ta yayınlanan Söz gazetesinin bir sayısı geçti. (Remzi Okan Söz gazetesinin sahibiydi. A.O). İç sayfada iki uzun sütunun başlığında Hıçkırık adını, altında da kendi adımı görünce şaşırdım.

Gazeteye mektup yazarak bu rastlantıdan duyduğum samimi duyguları bildirdim; eserime karşı gösterilen ilgiden dolayı teşekkür ettim. Bu arada romanın gazetelerinde yayınlanması hususunda yazarının oluru alınmamış olduğuna da hafif bir sitemle değindim.

Kerime Nadir’in “Romancının Dünyası” adlı kitabı.

Gazetenin sahibi bu siteme sinirlenmiş! Bana gönderdiği kaba ve duyarsız cevapta, “Aziz Kerime” diyordu. “Eğer eserinizi tefrika ettiğimizden ötürü bir ücret istiyorsanız, şunu arz edeyim ki, evvela eserinizin kabında telif hakkı için bir kanun yoktur. Bundan başka benim anladığıma göre, sizin eseriniz İstanbul’da yayımlanan Tan gazetesinde tefrika edilmiştir. Eğer “Hıçkırık” bu gazeteye satılmış ve telif hakkı da ona geçmiş ise, sizin siteminizi Tan gazetesinin yapması gerekmez mi?

Ama sırf tanışmamızın bir hatırası olarak size istediğiniz kumaştan bir tuvalet veya elle işlenmiş bir bluz hediye edebiliriz. Bunu kabul etmek lütfunda bulunursanız bize büyük bir şeref vermiş olursunuz!”

Bu mektuba bir cevap vermedim. Aradan bir zaman geçti. Bir gün İstanbul’daki ünlü iç hastalıkları uzmanı Lokman Hekim’den bir mektup aldım. Acayipliği ve özellikle cimriliği ile tanınmış bu yaşlı doktor Kıbrıslıydı. Bir süre önce benim mide rahatsızlığımı tedavi etmiş ve edebiyata olan merakı nedeniyle aramızda dostluk doğmuştu. Bu arada Söz gazetesi sebebiyle yakın dost olduklarını da öğrenmiştim.

Dr. Hafız Cemal Lokman Lokmanhekim ile karısı Sabiha Lokmanhekim.

Mektubu aynen şöyle diyordu:

Pek Muhterem Yazar Kerime Nadir Hanımefendi,

Yüksek hatırınızı ve kıymettar sağlığınızı sorarım.

Kıbrıs’ta Söz gazetesinde yayınlanan Göz Yaşları (!!) adlı değerli eseriniz için bir hediyeniz gelmiştir. Bunu almak üzere muayyenehanemi teşriflerinizi rica eder, derin saygılarımı sunarım.

Ex. Professeur Agrege, Uzman Doktor,

Hafız Lokman Lokmanhekim

Gazete tarafından uğradığım kabalığı bağışlamamalıydım. Fakat bu jestte o kabalığı onaracak bir iyi niyet bulunduğu inancına kapıldım. Ve biraz da sayın doktorun hatırına olan saygım nedeniyle bir gün muayenehanesine uğradım.

Ex. Proffeseur Agrege, Uzman Doktor Hafız Lokman Lokmanhekim beni güler yüzle karşıladı. Dağınık ve tozlu muayene odasında, telaşla bana oturacak yer açtı. Sonra gereksiz bir sürü iltifata girişti. Ve bunu edebiyat vadisine sürüklenen bir sohbet izledi.

Dışarıda sıra bekleyen hastaları düşünerek lafın böyle uzamasına üzülüyordum. Sabırsızlandım.

“Doktor beyefendi, işiniz çok. Sizi meşgul etmeyeyim” dedim.

Ciddiyetle “bu da bir iştir” dedi. Ve konuşmasının sürdürdü. Sonunda, “Şu meseleye gelince” dedi. “Kıbrıs’taki Söz gazetesinin sahibi olan dostumdan bir mektup aldım. Romanınıza telif hakkı ödemek kararındalar. Bunun altında kalmak istemiyorlar. Mahalli hükümete başvurarak bu parayı size göndermelerine müsaade edilmesini istemişler. Fakat sizi bekletmemek ve bir kolaylık olmak üzere, bu parayı gazete hesabına ben size takdime memur edilmiş bulunuyorum. Buyrunuz…”

Ceplerini karıştırdı. Bulup çıkardığı bumburuşuk, kirli bir beş liralığı masanın üzerine koydu.

Ben hayretle “Bu nedir?” dedim.

“Arz ettim ya! Telif hakkınız!”

“Anlamadım. Bir tefrikanın bedeli mi?”

“Hayır para romanın.”

Hemen ayağa kalktım. Proffeseur’ü sükunetle selamladım.

“Bana layık görülen bu lütfa teşekkür etmek için kelime bulamıyorum Doktor Bey!.. Bu beş liralığı sizi bana her zaman andıracak bir armağan olarak saklamak isterdim. Ama vaktinizi aldım. Onu lütfen vizite param olarak kabul ediniz! (O zaman doktorun vizite parası beş liraydı) İzninizle!…

Ünlü hekim hemen parayı alıp tekrar cebine koydu.

“Pekala, pekala. Sağlığınıza dikkat edin ha! Kilo kaybetmeyin sakın! Durun sizi bir tartayım…”

Tartılan hastaların gönlünden kopan sadakayı attıkları, baskülün yanına bağlı, ağzı açık bekleyen boş konserve kutusuna beş kuruşluk attım.

“Çok veren maldan, az veren candan derler, öyle değil mi efendim!”

“Eyvallah, yine beklerim.”

Beş kuruşa böyle bir ders çok iyiydi sanırım.

(Kerime Nadir’in “Romancının Dünyası” adlı eserindeki bu bölümü bilgilerimize getiren Prof. Dr. Ayhan Birsel’e teşekkürlerimizi sunarız.)