Köşe YazarlarıManşet

BİR KOMPLOCU VE KOMPLOCUYA SESSİZ KALAN…


Daha önce de yazmıştım.

Bir insanın yaptığı işler aslında karakterini de ortaya koyar.

Vakıflar olayında bazılarının yere göğe sığdıramadığı Müdür’ün yaptıkları da aslında onun karakterini çok iyi anlatıyor.

Müdür, kendisiyle ilgili iddialara cevap vereceğine beslediği tetikçileri devreye sokup aklınca Başaran Düzgün’ü itibarsızlaştırma operasyonları yapıyor.

Tam da bu noktada karakteri kendisini ele veriyor ve kızım ile aileme saldırıyor.

Vakıflar İdaresi’ndeki evrakları sızdırıp ipe sapa gelmez karalama kampanyaları düzenliyor.

Daha önce de belirtmiştim, bu pespaye tetikçilerinin yazdıklarına ses etmeyeceğim, zeka düzeylerinin ne olduğunu anlamak için bekleyip göreceğim.

Çünkü gerçeklerin açığa çıkmasına neden olacaklar ve bana da gerçekleri anlatma fırsatı verecekler.

Nitekim öyle de oldu.

Şimdi, geçmişte kalan ve bugüne kadar kamuoyu ile paylaşmadığımız gerçekleri yeniden ele alma zamanı geldi.

***

Lefkoşa’nın Surlariçine girişte, Girne Caddesi’nin başlangıcında, sağ tarafta yer alan dört katlı bina Vakıflarındır ve uzun bir süre Ziraat Bankası olarak kullanıldı.

Girne Caddesi, ekonomik olarak değil Surlariçinin Lefkoşa’nın en önemli caddelerinden biridir.

Bu tarihi caddede varolan dükkanların yarısı ya kapalıdır ya da kiralıktır.

Açık olanlarda ise kiralar çok düşüktür çünkü o caddede iş yapıp para kazanma olanağı yoktur.

Ziraat Bankası sözkonusu binaya ayda altı bin sterlin kira ödüyordu.

Vakıfların şimdiki müdürü kirayı artırmaya teşebbüs etti. Ziraat Bankası da başka ve daha uygun bir bölgede kendi binasını yaptı ve orayı boşalttı.

Bunun üzerine Vakıflar İdaresi binanın yeniden kiralanması için ihaleye çıktı.

İhalenin tek ayırt edici koşulu aylık kiranın beş bin sterlin taban fiyat olarak belirlenmesi  idi.

Bu ihaleye Havadis olarak biz de başvurduk.

Binayı hem Havadis haber merkezi hem de uzun bir süre üzerinde çalıştığımız Gazetecilik Akademisi olarak değerlendirme  düşüncesindeydik.

Gazetecilik Akademisi üniversitelerle birlikte sektöre kalifiyeli gazeteci yetiştirme projesiydi.

Ayrıca surlariçindeki çocuklara ve gençlere yönelik sosyal sorumluluk projeleri yapacaktık.

Eski Maliye Bakanı, eğitim uzmanı Birikim Özgür bilimsel bir çalışma yaparak akademinin çalışma programını ortaya çıkardı.

İhaleye bu program ile birlikte başvurduk.

Bin yirmi sterlin de kira bedeli belirttik.

O binaya o günkü koşullarda bin sterlin  bile verilmezdi. Çünkü caddenin durumu malum.

Günü geldi ihale kutusu açıldı ve ihaleye sadece Havadis’in katıldığı, başka kimsenin teklif vermediği ortaya çıktı.

Bu durumda ihalenin Havadis’e kalacağını zannettik ama yanıldık.

Müdür, “beş bin sterlin şartı vardı, onun için ihaleyi iptal edeceğim ve bedelsiz olarak baştan ihaleye çıkacağım” dedi.

Kabul ettik.

23/10/2017 tarihinde yeniden ihaleye çıkıldı.

Yine başvurduk.

Bu durumla ilgili de dönemim Başbakanı Hüseyin Özgürgün’e, Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş’a, Anamuhalefet CTP Genel Başkanı Tufan Erhürman’a, TDP Genel Başkanı Cemal Özyiğit’e ve HP Başkanı Kudret Özersay’a akademi projemizle ilgili bilgi verdik.

Tümü de olumlu karşıladı ve hatta heyecan verici örnek bir proje olduğu da söylendi.

İhaleye son dakika AK Parti Kıbrıs Temsilciliği de teklif attı.

Uzun bir görüşmenin ardından Müdürün odasından çıkan temsilci birlikte hazırladıkları aşikar olan teklifi kutuya attı.

Kutu açılınca da “e iki teklif var, değerlendirmemiz lazım” denilmeye başlandı.

Dönemim Yönetim Kurulu Başkanı benden rica etti ve Yönetim Kurulu toplantısına katılıp projelerimizi anlattım.

Yönetim Kurulu üyeleri olumlu karşıladılar.

Bin yirmi sterlinlik kira teklifimizi bin üç yüz yirmi sterline çıkarmamızı istediler.

Yaptık.

Müdür süreci yokuşa sürmeye başladı.

Sağda solda “reisin emridir, başka türlü davranamam” diyordu.

Sanki de reisin ve AK Parti’nin Kıbrıs temsilcisiymiş gibi havalar yaratıyordu.

Erken seçim kararı alındı ve hem hükümet hem de Yönetim Kurulu değişti.

Biz Müdürle görüştük ve ihalenin sonuçlandırılmasını talep ettik.

Müdür, “elçilik orayı Ak Parti’ye vermemizi istiyor” dedi başka bir şey söylemedi.

Biz yeni Yönetim Kurulu’nun ihaleyi sonuçlandırması gerektiğini belirtip durduk.

Bu durumu muhalefetteyken bilgi verdiğimiz yeni Başbakan Tufan Erhürman ile paylaştık.

İhale sonuçlandırılmadı.

Sadece bize teklifimizin reddedildiğine ilişkin bir yazı gönderildi.

“Canları sağolsun” deyip biz konuyu kapattık.

Hatta unuttuk bile.

Üzerinden bir yıl geçti ve şimdi bu konuyu “Başaran Düzgün’ün vakıf mallarına düşkünlüğü” olarak gündeme getiriyorlar.

İhale için verilen evraklar, Vakıfların arşivlerinden çıkartılıp tetikçilere servis ediliyor ve hem Havadis hem de şahsıma karşı karalama kampanyaları yapılıyor.

Müdürün amiri şimdiki Başbakan da tüm bunları sadece izliyor.

Artık “adaletin, eşitliğin ve şeffaflığın” olacağını ummuştum.

Umduklarımız ile bulduklarımızın farklı olabileceğini öğreniyoruz.

Hem de acı bir şekilde…

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı