Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Bir dönemden bir döneme (2)

İngiliz adadan gittikten sonra kurulan yeni düzenle ahali kendi kendine kalmıştı.

Sözde kendi kendilerini yöneteceklerdi artık.

Sokaklara, meydanlara, kanunlara, mahkemelere, çevreye, dağlara, taşlara kendileri hakim olacak, kendi hayatlarını ve kendi geleceklerini kendileri şekillendirmeye çalışacaklardı.

Bir önceki idareden ve gelişmelerden ne kapmışlarsa kapmışlar, artık önlerine bakmak durumundaydılar.

Bir gerçek vardı ki her iki ahali o güne kadar kendi kendilerini yönetememiş, gelen giden valilerin yönetimleri altında geçmişti yüzyıllar.

Bu bir alışkanlık mı yapmıştı?

Yok! Böyle bir alışkanlık olamaz!

Bir önceki yazımızda olduğu gibi bu bölüme de siyaset koymaya gerek yoktur; zaten siyaset bize koymaktadır her defasında!

Bizim konumuz ondan bundan; luzumsuz yazılar!

Bir dönemden bir döneme atlarken dairelerde İngiliz İdaresinden kalma disiplin sürüyordu.

Kalem, silgi, kağıt öyle bol şeyden yapılan harcamalarla yapılmazdı; üstüne zimmetlenirdi ne varsa memurun.

Bir A- 4 kağıdı kenarlarından yırtılarak ( o da saman kağıt) birçok işlem için kullanılabiliyordu; kara kalem ve pennaları gözü gibi koruyordu çalışanlar.

Devlet malı deniz değildi; böyle bir anlayış yoktu.

Belediyeler bile günümüzden daha sistemli çalışırlardı ne kadar zenginlik olmasa da…

60’lı yıllardı.

İngiliz gitmişti, ahali kendi kendini asmayı öğrenecekti!

Kendi başlarına yaşamaya 3 yıl dayanabildiler!

Halbuki sokaklar aynı sokaklardı; dağlar ovalar, denizler bulutlar aynıydı; memleket aynı memleketti.

Buzdolapları ve televizyonlar girmişti bu kez her yere.

Pikaplarda plak dinleme dönemi de başlamıştı.

Bir 45’likten bir 45’liğe çalan şarkılar gibiydi hayat!

Yaşam yeniden şekilleniyor derken fasariyalar patlak verdi.

Memlekette kapalı bölgeler oluştu.

İnsanlar kozalarında bir böcek gibi yaşamayı öğreneceklerdi.

Öğrendiler de.

İki film birden oynatan sinemalardan çok şeyler öğreniliyordu.

Hem Mücahit hem öğrenci yılları da dönemin gençlerine ister istemez böyle bir hayatın varlığını kafalarına vura vura öğretiyordu ki kimbilir belki de bütün bu olup bitenler durup dururken her şeyi karşılıklı berbat etmenin bir cazası gibiydi!

Aynı evlerde, aynı sokaklarda, aynı mahallelerde oturup da neyin dahası istenecekti bugüne kadar anlaşılmamıştır.

Özetle demek istediğimiz, her şey hızla gelişiyor ve dibelik bilinmezliğe doğru gidiliyordu.

Ta ki oturulan kentler, evler, sokaklar mahalleler terk edilene kadar…

Günümüzü anlatmaya gerek yok…

Eskiden bir sokakta biri bağırsa bütün sokak dışarıya fırlardı.

Şimdi herkes yalnız başınadır…