Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Bir Çipras vardı: (Ve bizim Çiprazlarımız!)

Haberi işittiğimde varan iki dedim. Birisi Avrupa’nın kıyısında diğeri kıyıdan az ötede! Bu sıcakkanlı iki Akdeniz ülkesinin iki yakasının bir yere gelmesi mümkün olmadı! Üstelik ne birbirlerine gülecek kadar biri diğerine fark attı ne de birbirlerini yerecek kadar birbirlerini aştı!

Türkiye ile Yunanistan’dan söz ediyoruz! Nihayet Çipras dayanamadı istifa etti. Eylül’ün 24’ünde erken seçime gidecekler… Türkiye’de Kasım’da…
İlgilenmez misiniz? İki Anavatan iki Yavruvatan. Sorarsanız yok öyle bir şey. Mesela Akıncı da sözcüsü de “hatta icazet bile almayız” diyebilirler… Ve eklerler: “Ne demek Yavruvatan? Kardeş desenize!”
ÇİPRAS ÖRNEĞİ: Esti gürledi fakat yağamadı. Anladık ki devlet yönetmek “kravatları fora edip sosyalist reklamı yapmaya benzemez!” Bir şeyi daha anladık. Artık bu dünyada hiç kimse ne Mandela olabilir ne Gandi ne de Atatürk… En kabadayısından olsalar olsalar, Başbakan yahut Cumhurbaşkanı olurlar! Çipras onlardan biri işte. Üstelik ne o asi çocuk kaldı ortalarda ne de AB’ye meydan okumalar!
Ve bir şeyi daha anladık: “Eğer efeleneceksen gücünü tartacaksın!” Ve her zaman “maliyen kadar konuşacaksın!”
Çipras halkına vaat ettiği avanta yaşamı yerine getiremedi! Yunan halkı yaşayacaksa bedelini bir tamam ödeyecek. Kadere bakın: Çipras bunu gerçekleştirmek için şimdi halkından erken seçimle güven oyu istiyor! GELELİM BİZİM ÇİPRAS’LARA: Yüzlerini ne zaman halka dönseler “ne kadar dirayetli olduklarının” ispat gailesine düşerler. Peki nedir o “ispatı” çakacak mihenk taşı? “Tabii ki Türkiye!” reytingi de politik getirisi de kendinden menkuldür. “Çatarsın Türkiye’ye Ooo derler. Ne cesur çıkış! Sonra Ankara’ya gider tekmil verir tekmil alır Lefkoşa payitahtına varırsın ve kaldığın yerden devam edersin: “Türkiye bizim için tabu değildir!” Sonra TC’den kaynaklı döviz vurgununu yediğinde “elimizde değil, tedbir alamayız” dersin!
1974’ten beridir “yöneticilerimiz” bu minval üzere hareket ettiler! Üstelik başarıları aidiyetlerine, başarısızlıkları TC’ye yıkarak!

**********     

Devlet zafiyeti (Boşluklara illegal olaylar oturtuyor!)

1963’ler sonrası “paşalar döneminde” Rum tarafına bakıp nanik çekerdik! Çünkü dünyanın casusları aralarında fink atar, hatta İsrail ile Filistin militanları birbirlerine kurşun yağdırıp bombalar patlatırlardı. Bizse ne kadar asude bir toplum olduğumuzun “şükründe” yaşardık. Çünkü ne devlettik ne yönetim. Devlet de yöneten de o günkü koşullarda tabi “Paşalardı.” Kısaca disiplin vardı.
FAKAT: Sık sık yazdığımı hatırlarım. “Bir gün devlet olursak şu anda Rum tarafındaki illegal ve tatsız olayları yaşamak kaçınılmaz olacaktır” Oldu da! Çünkü devlet olmak dünyaya açılmak demektir. Kapalı toplum oluşun kapısını açamamışsak da az biraz kındırdık işte! Ve gitgide yeni yeni olaylarla karşılaştık: Rüşvet, dolandırıcılık, uyuşturucu ticareti, hırsızlık, gasp, cinayet, kadın ticareti falan…
Kısaca anladık ki “devlet olmanın” da ödenecek faturaları vardır. Önemli olan en azını ödemek galiba! İşte bunu yapamıyoruz. Eskiler sık söylerlerdi: Hesabını bilmeyen öküz senede bir çift boynuzdan olur! Bizde her gün!
ÇÜNKÜ KURUMLARI OTURTAMADIK. Bu kamu görevlileri sorunu ile oturtmak da mümkün olmayacaktır! Mesela Devletin omurgası “kurumlarıdır!” 1974’ten sonra büyük bir başarı ile “Devlet” gibi bir devlet kurduk ama “organlarını” sağlıklı oluşturamadık çünkü o organları çalıştıracak “kamu görevlileri” sorununu çözemedik! Mesela “Sanayi Holding’le başlayan macera tutun ki Kıbrıs Türk Hava yollarının iflasıyla devam ederken Elektrik Kurumu ile tavan yaptıydı! Cypruvex’le dertlendi, Toprak Ürünleri Kurumu, Hayvancılık, süt derken ister kamu ister özel olsun! Kurumlarımızın hiç birini doğru düzgün çalıştıracak “devlet basiret ve iradesini” yaratamadık!
İLLEGAL OLAYLARLA İLGİSİ NE? Tek kelimeyle yaratılması gereken “düzen” yerine yaratılan “düzensizlik!” Devletin çarkları doğru dürüst dönmüyorsa kamu, kurum ve müesseselerinin içine “rüşvet de girer dolandırıcılık da hırsızlık da!” Mesela geçtiğimiz gün Mağusa’da inşaat sektöründen iki firmanın adamları mahkeme önünde birbirlerine girdilerdi. Birbirlerine örgütlü, kasıtlı, planlı saldırdılardı! Hem de Mahkemede polis önünde!
Gazeteler fotoğrafları ile çarşaf çarşaf yayınladılar. Sormaz mısınız? Bu ne pervasızlık, bu ne cüret bu ne kanunsuzluk! Hem de “kimseden korkum yoktur istediğimi istediğim yerde istediğim gibi yaparım” cesaretinde! Üstelik devletin hastanesini basıp “sen bize saldırdın biz de sana” diyerek ve kavgayı kan davası gibi devam ettirerek! Gerçekten ve sizce de KKTC’nin başından tırnağına kadar kendini yeniden “kurup kurumlaşması” yeniden yenilemesi gerekmiyor mu? Öyleyse 2. cumhuriyete seferberlik başlatılmalıdır!

**********

Kısaca takıldığım: (Mağusa’daki arbede ve polis ile bir kurumumuz!) 

Mağusa’daki iki inşaat firmasına mensup çalışanların kavgasında ilginç bir olay yaşandı. İri yarı bir adam kendi gibi iri yarı bir polisin belindeki tabancasını almayı başardı üstelik polisi yere düşürdü! Fotoğraflarda vardı. Polis şaşkın şaşkın bakıyordu! Merak bu ya! Bir: Bizim polisimiz “fizik kondisyonları” için rutinliğince eğitime tabi tutuluyorlar mı? İki: Bu tip netameli olaylara sıradan polis mi gönderiliyor yoksa özel yetiştirilmiş polisler mi? Üç: Mahkeme önünde olay çıkaranlar kilometrelerce ötedeki hastaneye nasıl giderler, olayda yaralananları nasıl döverler her tarafı nasıl kırıp dağıtırlar? Zannedersek artık Polisimizin de o “kurumlar” silsilesinde kendini sorgulaması gerekir.
ELEKTRİK KURUMU: Halâ faturaları göndermiyor. Aksine “akıllı saat” takanları da tehdit ediyor: Ödenmesi gereken şu kadar fatura borcunuzu ödemezseniz haberiniz olsun artık kapınıza gelmeden “içerden” şıp diye keseceğiz” diyor! Kısaca vatandaşa “kırk satır mı kırk katır mı” diye mesaj yolluyor. İşte KKTC’nin bir kurumu!