1800’lü yıllarda sokaklarına mafyanın hakim olduğu New York’la ilgili Hollywood filmleri geldi aklıma Havadis’in birinci sayfasındaki fotoğrafı gördüğümde.
Hani mafya kenti idare eder, politikacılar ve polis şefleri mafyanın emrindedirler ve yasalara rağmen suç hakimdir şehirde.
Mağusa perşembe günü tam da öyle bir şey yaşadı.
Sadece perşembe değil tabii ki.
Bunlar bir günde ortaya çıkmadılar.
Yıllarca yazılıp çizildi ama sanki de politikacılar ve polis şefleri tınmıyordu yazılıp çizilenlere.
Her defasında at koşturtmayı becerdiler.
Gazeteci tehdit etmekten aleni adam dövmeye ve her türlü ihaleye fesat karıştırmaya kadar yapmadıklarını bırakmadılar.
Bu ülkede müsteşar ve devlet görevlisi döven, şimdiki Başbakan’ı tehdit edenlerin yanına kaldı da bir iş adamının yediği dayak mı yanına kalmayacaktı.
Üstelik “Davanı çek yoksa oğlunu öldürürüz” işler azıya vardı da kimse umursamadı.
Polis şefleri nerelerdeydi acaba bunlar yaşanırken?
Birlikte cuma namazına gittikleri politikacılar nerelerdeydi?
Hastane basıp yararlıları dövecek kadar bir cüreti cuma namazı sohbetlerinde mi yoksa sabahın ilk ışıklarına uzayan içki alemlerinde mi kazandılar?
Savaşta bile hiçbir düşman düşmanının hastanesini bombalamazken, hastane basma cesaretini kim verdi bunlara.
***
Söylenenler doğrudur.
Yeni polis şefleri var artık.
Yeni bir Başbakan ve bakanlar.
Onlarla kebap partilerinde buluşan eskileri halk evlerine gönderdi.
Yenilerden de umudu var halkın.
“Önce adalet” demişti bu göreve soyunanlar.
Adalet için de onay almışlardı halktan.
Şimdi sokakları temizleme zamanıdır.
Şimdi her türlü yasa dışılığı temizleme zamanıdır.
Şimdi mafyayı silip süpürme ve etrafı temizleme zamanıdır.
Bunun için de polis şeflerinin ve yönetenlerin elinde her türlü yasal yetki vardır.
Yaşananlar basit bir vatandaş kavgası değildir.
Yaşananlar Kıbrıs Türkü’ne dayatılan ceberut statükonun ta kendisidir.
Ve temizlemek de yönetenlerin görevidir.
Bu görevi yerine getirmeleri için ne gerekirse yapacağız…
































