Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
KıbrısKöşe YazarlarıManşet

Bir avuç Kıbrıs Türkü

…Subaşında durmuşuz,

çınar, ben, kedi, güneş, bir de ömrümüz.

Suda suretimiz çıkıyor,

çınarın, benim, kedinin, güneşin, bir de ömrümüzün.

Suyun şavkı vuruyor bize,

çınara, bana, kediye, güneşe, bir de ömrümüze.

Subaşında durmuşuz.

Önce kedi gidecek,

kaybolacak suda sureti.

Sonra ben gideceğim,

kaybolacak suda suretim.

Sonra çınar gidecek,

kaybolacak suda sureti.

Sonra su gidecek

güneş kalacak;

sonra o da gidecek…

***

Ren nehrinin kıyısından geçiyoruz.

Nazım Hikmetin bu dizeleri düşüyor aklıma o an.

Oysa “Öksüz Atalar” kafamın içinde dolanıp duruyordu.

“Buralara da gelmişlerdir” dedim kendi kendime.

Lübnan dağlarında, Cassino’da, Mont Blanc’ta Özgür Fransız Ordusu ile birlikte savaşıp durmuşlardı.

“Napoli kalesinden bakardık, şehir ışıklar içinde parlıyordu” diye söylemişti biri.

Bizden saklanmış, tahrif ve tahkir edilmiş gerçek tarihimizin; babalarımızın, dedelerimizin ayak izlerini takip etmek, onların peşi sıra o toprakları adım adım gezmek için yanıp tutuşmuşumdur hep.

Faşizme karşı sadece sloganlarla mücadele eden bir neslindendik.

Oysa onlar 16 yaşında, 18 yaşında, 20 yaşında faşizmin ta kendisiyle göğüs göğüse dövüştüler.

Kimisi toprağa düştü, isimsiz bir mezar olarak kaldı o gurbet ellerde, kimisi yaralandı tarifsiz acılar çekti. Dönenlerin tümünün de ruhları sakatlanmıştı aslında. Travmalarıyla nasıl baş edeceklerini bilemeden hayata tutunmaya çalışmışlardı.

Var olmak için, neslini bu topraklarda sürdürmek için başka bir kavgaya durmuşlardı.

***

Ren nehri, Fransa’nın Strazburg’u ile Almanya’nın Kehl kasabasını ikiye böler. Nehrin tam ortası Fransa ile Almaya sınırıdır aynı zamanda. Nazi orduları, kenarında durduğumuz bu köprüden geçip girmişler Fransa’ya. Strazburg’u bir günde halledip, bir haftada Paris’e girmişler. Fransızlar için tarihsel utançtır. Dönemim hükümeti teslim bayrağını çekip Nazilerin emrine girmiş. Nazilere karşı direnecek Fransızlar dağlara kaçmışlar. Bizim “öksüzler” Nazilerle birlikte işbirlikçi Fransızlara karşı da savaşmak zorunda kalmışlar. Mont Blanc’ta, Napoli’de ve hatta Normandiya’da kanları akmış, toprağa düşmüşler.

“Meçhul asker” anıtından başka bir şey kalmamış geriye.

“Bu köprüyü aşmayan, Almanya’ya geçmeyen Fransızlar vardır hala” sözünü işittiğimde irkildim.

Ben, “aşkın rengi” kırmızı şarabımı yudumlarken ve nefis peynirler tadarken geçmişin hala peşimizden gelip nasıl bizi esir aldığını öğrenecektim dehşetle.

***

Strazburg-Atina uçağında Nazım Hikmetin dizeleri dönüp durdu aklımda.

Bu dünyadan hepimiz gidiciğiz.

Önce kedi gidecek sonra biz, sonra sırasıyla çınar ve nehir. Güneş en son gidecek. Ve izimiz kalmayacak evrende.

Peki, bunca zulüm, bunca acı, bunca kahır niye?

Ve bu reva mı bir avuç Kıbrıs Türküne…