Poli

Beyninizdeki Müzik Susmasın Hiç!

Pınar-Çavlanİnsanlık tarihi boyunca müzik, evrensel bir dil olmuş, duygu ve düşüncelerin anlatım biçimi olarak kullanılmış… Şimdi yazarken fark ettim de, ben sanırım tanımlamakta zorlanabilirim müzik denen bu sihri! Şüphesiz herkesi etkileyebilecek kadar güçlü olan; her yaşta, her toplumda ve tarihin her döneminde insanları etkisi altına alabilen müzik, insanları tedavi etme aracı olarak da kullanılabiliyor elbette. Farklı ritimler ve etkileyici sözler eşliğinde hastanın şifaya kavuşturulması, müzikle tedavinin temelini oluşturmuş tarihte. Günümüzde ise, Müzikle terapi, biliş ve duygu-durum bozukluklarında, hareket ve duyu algı problemlerinde işlevselliği artırmaya yönelik modern nörorehabilitasyon yaklaşımları arasında giderek daha da önem kazanıyor.

Müzik terimi, kökeninin Fransızca olduğu belirtilse de, birçok dilin de kökenindeki Latince’nin “musica” sözcüğünden geliyor ve Musica sözcüğünün, Yunan mitolojisindeki tanrı Zeus’un 9 peri kızına verilen isim olan  “müz” kökünden geldiği düşünülüyor.

Eski Yunanlılarda müzik, ruhun arınması ve geliştirilmesinde çok etkili bir faktör olarak kabul edilmiş, her türlü erdemin esası olmuş… Yunan mitolojisinde Apollon, müziğin ve hekimliğin tanrısı sayılıyor, ve lir çalarak insanların sıkıntılarını gideren bir karakter. Müziğin felç, epilepsi, ateşli hastalıklar, depresyon, romatizma, veba, çeşitli ağrılar, cinnet, kızamık, histeri gibi hastalıkların tedavilerinde kullanıldığı biliniyor Yunan mitolojisinde.

Eski Mısır papirüslerinden edinilen bilgilere göre, Eski Mısır’da da müzikle tedavi yönteminin uygulandığı biliniyor. O dönemde de müzik hastalara güç vermede ve doğum sırasında kullanılmış…

Müziğin beynimizdeki etkileri

Müzik beynimizin o kadar çok bölümünü harekete geçiriyor ki, dil gibi diğer görevler ve konular için olduğu şekilde, beynimizde herhangi bir müzik merkezi olduğunu söylemek imkansız…. Bir şarkı duyduğumuzda beynin ön (frontal lob) ve yan (temporal lob) bölümleri, ritim, akord ve melodi gibi şeyleri çözmek için çalışan farklı beyin hücreleriyle sesleri işlemeye başlar. Birçok araştırmacı, bu eylemin büyük bir kısmının beynin sağ tarafında gerçekleştiğine inanıyor olsa da, bunların dışında kalan araştırmacılar müzik algısını sağ veya sol beyin’e indirgemenin pek de mümkün olmadığını söylüyorlar. Kişinin sahip olduğu müzik deneyiminin ne kadar yaşandığını, canlı veya kayıtlı müzik dinlediğini ve müzikte şarkı sözleri bulunup bulunmadığını da içeren çeşitli faktörlere dayalı olarak beyin aktivitesinin nerede gerçekleştiği değişebiliyor.

Şarkının sözleri varsa, beynin dil-konuşma merkezi, Wernicke(iç ve dış dünyadan gelen bilgilerin yorumlandığı bölge) ve Broca(yorumlanmış algıların düşünce olarak söz dizilimine dönüştürüldüğü bölge) alanları devreye giriyor. Araştırmalara göre, şarkıların görsel korteksi aktive edebildiği, hatta belki de beynimizin akord ve tonlamalardaki değişikliklerin görsel bir görüntüsünü oluşturmaya çalışıyor olabileceği bulunmuş. Şarkılar, hareketle ilgili beyin bölgelerindeki sinir hücrelerini tetikleyebiliyor; ki bu da en basiti bir müzik duyduğumuzda ayağımızla tempo tutarak eşlik edişimizi açıklıyor. Bir müzik parçası duyduğumuzda, serebellum, daha önce duyulan diğer tüm şarkılara dayalı olarak, müzik parçasının nereye gideceğini anlamaya çalışarak harekete geçiyor.

Bir müziğin işitilmesi anılara da bağlı: Eğer ilk öpüştüğünüzde çalınan şarkıyı duyduğunuzda, hafızanın saklandığı medial prefrontal kortekste ışıklar yanıyor. Bu, Alzheimer hastalığının en çok direnen beyin alanlarından biri olduğu için, bu durumdaki insanların, düne dair hiçbir şey hatırlamazken bile, yıllar öncesine ait şarkıları hatırlayabildiklerini bulmuş araştırmacılar.

Beynin birçok kısmı bir müziğin şifresini çözmekte rol oynamakla birlikte, beyin görüntüleme taramaları, müziğe olan duygusal tepkilerimizin de beyinde gerçekleştiğini gösteriyor. Temporal lobunda hasar olan bir kadın üzerinde yapılan araştırmada, kadının ezgiler arasında ayrım yapamazken, neşeli ya da hüzünlü melodileri dinlemekten beklenen duygusal tepkiyi hala elde edebildiği gözlendi. Daha ileri görüntüleme çalışmalarında, neşeli bir müziğin beynin ödül merkezlerini aktive ederek dopamin salınmasını tetiklediği gösteriliyor; bu bağlamda müzik, bir parça çikolata, seks veya uyuşturucudan elde edilen mutluluk dozunu bize veriyor. Ve mutluluk hormonları vücudumuzdaki iyileşme hızını artırıyor.

Müziğin beyin üzerindeki nörolojik etkileriyle ilgili çalışmalar, bir müzik parçasını duygusal olarak yorumlamak ve tepki vermek için bağlantılara sahip olduğumuzu gösteriyor. Aslında, bu süreç çok erken başlıyor. Bir çalışma beş aylıkken bebeklerin neşeli şarkılara tepki verdiklerini, dokuz aylık olduklarında hüzünlü şarkılardan etkilendiklerini ortaya koydu. Müziğin oluşturduğu fizyolojik durumlar birey büyüdükçe pekişiyor. Hızlı bir tempoya sahip olan ve majör perdeden yapılan neşeli bir müzik, kişinin daha hızlı nefes almasına ve fiziksel mutluluk belirtisine neden olabiliyor. Benzer şekilde, minor perdelerde olan ve çok yavaş olan hüzünlü müzik, nabzın yavaşlamasına ve kan basıncında bir artışa neden oluyor. Bu, yalnızca mutlu müziklerin yararlı olduğunu görüntüsü yaratabilir, ancak hüzünlü veya isyankar müziğin ağlama veya duygusal boşalmaya neden olarak dolaylı yoldan mutluluk oluşturabileceği gerçeği de göz ardı edilmemeli…

Müziğin beden üzerinde bu etkiye sahip olduğunu bilmek, hastaların rehabilitasyon ve iyi olma halini olumlu yönde etkileyebiliyor. Örneğin müziğin, ameliyatlardan sonra hastaların bağışıklık sistemlerini yükselttiği, hamile kadınlarda stresi azalttığı ve kalp hastalarında kan basıncını ve kalp hızını düşürdüğü, dolayısıyla kalp cerrahisinden kaynaklanan komplikasyonları da azalttığı bilgisi, yine araştırma sonuçları arasında bulunuyor. Cal State Üniversitesi’ndeki araştırmacılar, hastanede yatan çocukların müzik terapisi sırasında, müziğe eşlik ederken veya gitar çalarken, çeşitli aktivite, oyun ve bulmacalar esnasında olduklarından daha mutlu olduklarını buldular. Müzik terapisinin ayrıca depresyon hastalarında diğer terapi türlerinden daha etkili olduğu ispatlanmıştır ve yaşlılarda anksiyete ve yalnızlık düzeylerini düşürdüğü gösterilmiştir.

Nörolojik Müzik Terapileri

Müzik mutluluk verici etkisi, beynin çeşitli alanlarını aktive etmesi yanı sıra; konuşma terapilerinde, hafıza geliştirme tekniklerinde, hareketlerin düzenlenmesi için yapılan tüm egzersiz terapilerinde, nörolojik rehabilitasyonda oldukça etkilidir. Yürüyüş bozukluklarında ritimli bir müzik eşliğinde yürümek bile düzelme sağlıyorken, konuşma problemlerinde müzik eşliğinde konuşmayı denemek daha başarılı sonuçlar verebiliyor mesela. Burada kekemelik problemi olan kişilerin akıcı bir şekilde şarkı söylediklerini düşünürsek, konuşma sırasında yaşadıkları sıkıntıların müzikle birlikte kayboluyor olmasını da fark edebiliyoruz.

Günümüz tıbbi yaklaşımlarında, insanı bedensel, ruhsal, bilişsel ve sosyal boyutlarıyla bir bütün olarak ele alma anlayışı, yani holistik tıp yaklaşımı giderek daha fazla geçerlilik kazanıyor. Bu anlayışa uygun olarak, fizik tedavi ve rehabilitasyon alanında da klasik uygulamalarla yetinilmeyip, hastayı her yönüyle destekleyen bütüncül bir yaklaşımın benimsenmesi oldukça önemli bana göre.

Nörolojik rehabilitasyonda müzik terapi uygulamalarının amacı, modern tıbbi ve cerrahi tedavilerin yerine geçmek kesinlikle değil. Müzik terapileri, tek başına hastalıkları iyileştirmek için değil, aksine, hastaların tıbbi tedavilerini destekliyor ve tedavinin kontrol planının aksamadan sürdürülmesi öngörülüyor. Dolayısıyla nörolojik müzik terapileri, hareket, duyu, biliş ve duygu, durum bozukluklarında işlevselliği artırmaya yönelik modern nörolojik rehabilitasyon yaklaşımları arasında giderek daha önemli konuma sahip oluyor.

Müzik insan doğasının onsuz yapamayacağı bir zevk üretir. (Konfüçyus)

Mutlu, sağlıklı, müziğin ahengi ile dopdolu bir hasta sonu diliyorum.




İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Göz Atın

Kapalı
Kapalı