25 Kasım’da Berlin’de BM’nin isteğiyle Gayrı Resmi olarak gerçekleşen Kıbrıs zirvesi, ileride devamlı olarak hatırlanacaktır.
Bu zirvede, Rum lideri Anastasiadis’in, iki yıldan beri ileri sürdüğü birçok tez yenilgiye uğratılmıştır.
Anastasiadis’e kalsa, zamana oynama stratejisiyle Kıbrıs’ta sahip olduğu DEVLET avantajını ilelebet korumak esastı.
Anastasiadis’in bu çok açık olan politikasına, Kuzey’deki çözüm karşıtlarının politikası ile cevap verilip, Akıncı Berlin’e gitmeseydi, kazanan kim olurdu?
BM, artık oyunu normal sahaya taşımak zorunda kalmıştır. Bu NORMAL SAHA, Garantör ülkelerin ve iki toplumun yer alacağı BEŞLİ KONFERANS’tır.
Kıbrıs Sorunu, ülke içinde yer alan iki toplumun sorunu olmaktan daha fazla , ULUSLARARASI BOYUTU olan önemli bir sorundur.
Bu özellikleri olan bir sorunu Rum ve Türk liderlerin çözüm modellerine bırakmak, hiçbir uluslararası gücün yapacağı bir iş değildir.
Berlin’de BM, Kıbrıs Sorununun çözüm modelini yeniden formüle etmiştir:
Kıbrıs Sorunu, BM şemsiyesi altında yürütülecek görüşmelerle çözülecektir.
Müzakerelerin zemini,
İKİ KESİMLİ
İKİ TOPLUMLU
SİYASİ EŞİTLİĞE DAYANAN FEDERASYONDUR.
Bu zeminin dışındaki herhangi bir önerinin dikkate alınması mümkün değildir.
Rum tarafının ÜNİTER DEVLET ve Türk tarafında çözüm istemeyenlerin savunduğu İKİ AYRI DEVLET politikaları, Berlin Buluşmasından sonra iyice gündemden düşecektir.
Berlin Buluşması, bundan sonraki süreçte, Türkiye’nin politikalarının daha da dikkate alınmasını ön plana getirecektir.
Türkiye Dışişleri Bakanı Mevlut Çavuşoğlu’nun politikası olan, Garantör ülkelerin REFERANS ŞARTLARINDA UZLAŞMA politikası, artık ana nokta olacaktır.
Bu referans şartlarında uzlaşma görüşmelerinde esas güç Türkiye, Yunanistan ve İngiltere’nin elinde olacaktır.
Zaten, Berlin Buluşmasından hemen sonra Genel Sekreter Guterres, özel danışmanı Jane Lute’yi, Beşli Konferansın belirlenmesi için derhal söz konusu güçlerle temasa geçmekle görevlendirmiştir.
Kuzey’de , bu yeni süreçte, akıl egemen olup, Kıbrıs Türk toplumunun dünya ile bütünleşmesi için neler yapılması gerektiği mi , yoksa dünyaya rağmen, dar çıkarların savunulmasını esas alan bir politika mı tartışılacaktır?
Kısa vadeli çıkar hedefleri Kıbrıs Türk toplumuna geçmişte acı bedeller ödetmişti.
Kıbrıs Türk toplumunun dünyadan izole edilmesinde, BEN YAPTIM olur politikalarının etkisini hala anlamayan insanların bulunması çok üzücüdür.
BERLİN BULUŞMASI eski tür politikaların, zamana oynamanın artık sona erdiği bir dönem olacaktır.
BM bu toplantıdan sonra, yapacağı girişimle 5li Konferansta bir uzlaşma zeminini yaratmaya çalışacaktır.
Doğu Akdeniz’deki Enerji’nin AB ye kadar gitmesi bir Amerikan politikasıdır. Bu enerjinin de ekonomik olması için, boru hatlarının Türkiye üzerinden geçmesi gerekmektedir.
Bu enerji planlamalarından Türkiye’nin pay alabilmesi için, Kıbrıs Sorununda Türkiye’nin daha uzlaşıcı bir çizgi izlemesi gerekmektedir.
Tüm göstergeler BM nin bu kez başarma şansını arttırmaktadır.
































