Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Beni İncitemezsin

Aldığım terapi eğitimlerinden birindeydi, hoca; ‘Siz izin vermedikçe kimse sizi incitemez.’ dediğinde. Önce beyaz ekran versem de sonrasında düşündükçe anlamlı gelmeye başladı bu söz. Evet bizim iznimiz olmadıkça kimse bizi ne üzebilir, ne incitebilir, ne öfkelendirebilir ne de herhangi bir duygu hissettirebilir. Çünkü bu duyguları hissetmemize neden olan aslında o kişiye, o kişi ile yaşadıklarımıza ve kendimize yüklediğimiz anlamdan ötesi değildir. Daha iyi anlaşılması için bu durumu da yine somut bir örnekle açıklamaya çalışacağım.

 

Diyelim ki Ali patronunundan, kendince haklı bir istekte bulunuyor ve ani bir şekilde işine son veriliyor. Ona dair iftiralar atılıyor. İş yeri, toplum içinde kendini haklı çıkarabilmek adına Ali’ye karşı Ali’nin nedenini anlamlandıramadığı bir itibarsızlaştırma süreci başlatıyor. Ve hatta diğer çalışanların Ali ile konuşmalarıı halinde işlerine son verileceğine dair tehditler dahi ediliyor. Ali ne olduğunu anlamıyor çünkü tek istediği mevcut konumunun iyileştirilmesi idi. Ve bir anda kendini bir başına savunmasız bir şekilde bir yalanlar zincirinin içinde buluyor. Bu durum karşısında Ali ne hissetmiş/düşünmüş olabilir;

  • Kendisine yapılan suçlanmaları kabul edebilir ve kendini suçlamaya başlayabilir. Kendine göre de artık her şeyi mahvetmiştir ve işe yaramazsın tekidir.
  • Üzülebilir. Çünkü itibarsızlaştırılmış ve yalnız bırakılmıştır.
  • Öfkele Çünkü olaylar gerçekte aktarıldığı şekilde yaşanmamıştır ve söylenen yalanlar karşısında elinde bir kanıt yoktur.
  • Çaresiz hissedebilir. Çünkü yalanla savaşamayacağına inanıyordur ve çevresinde derdini anlatabileceği kimsesi kalmamıştır.

 

Peki bunları hissetmesi anormal mi? Tabi ki hayır. Ya da bunları hissetmekte haksız mı? Ona da kocaman bir hayır.

 

Yaşananlar karşısında geçmişten getirdiğimiz bilgilerle çeşitli duygular  hissetmemizden daha doğal bir şey yoktur. Bu hikayede sorun şu noktada başlıyor. Bizi o duyguya götüren düşünceler karşısında alternatif düşünceler üretmedikçe, bu duygulara saplanıp kalmaya kendimizi mahkum ederiz. Ve bu olayın etkisini günler geçtikçe daha yoğun bir şekilde hissetmeye başlarız.

 

Peki ne oldu da Ali bunları hissetti. Bu noktada herkesin hikayesi farklı olduğundan ne şekilde hissedileceği de şüphesiz kişiden kişiye değişecektir. Ancak olasılıklara kabaca bakacak olursak;

  • Ali kendinde bir şey istemeye hak görmüyordur. Bu nedenle yaşananlar karşısında kendini hatalı hissetmiştir.
  • Ali’nin onay arayıcılık şeması vardır. Yani yaptıklarının bir başkası tarafından doğrulanması karşısında kendinden emin olacaktır. Dolayısı ile suçlanıp dışlandığı bu süreçte yapmış olduğu eylemin doğruluğundan emin olamamaktadır.
  • Ali değer görmeyerek, ve /veya sürekli suçlanarak büyütülmüştür. Bu nedenle olaya kendi açısından bakma fikri bile aklına gelmiyordur. Böylece kendine atılan her topu kucaklıyordur.
  • Ali hakkını araması halinde kendine inanılmayacağını ya da daha zor bir duruma düşeceğini düşünüyordur. Çünkü küçükken her hakkını aradığında susturulmuş ya da ötekileştirilmiştir.

 

Özetle Ali kendine değer vermiyordur. Ali yanlış bir şey yapmamış olmasına rağmen kendine güvenmediği için kendine sunulan suçlamaları altın tepside sunulmuşçasına kabul etmiştir. Ali kendine değer verip güvenmediği için, bu sürecin bir an önce kapanmasını istemektedir. Çünkü kendini destekleyecek gücü olmadığından işlerin daha da duyulur hal alması onu daha da büyük bir çıkmaza sürükleyecektir. Velhasıl kelam Ali’nin derdi kendi ile ilgilidir aslında. Ali bunlara yol açtığı için kendine öfkelidir. Ali yaşananları kendine döndürüyor ve karşı tarafın sorunlu olma ihtimalini görmüyordur. Ali hep başkalarından onay beklediği için kendini destekleyemediğinden kaygılıdır.

 

Ali şunu diyemiyordur: ‘Ben kendimi düzgün bir şekilde ifade ederek hakkım olanı istedim. Karşı tarafta bir sorun olmalı ki olaylar bambaşka bir boyut aldı. Böyle bir yerden kurtulduğuma sevinmeliyim. Zavallı kadın/adam böyle davranarak aslında bana değil kendi işine zarar verdiğinin farkında değil. ‘Zavallı işiyle tehdit edilip benle görüşmeyi kesenler, hala karakterleri tam oturmamış ki patronları da olsa karşı tarafa sınır koyabileceklerini bilmiyorlar’. Ali bunları diyebilse idi yaşananların saçmalığı karşısında yüzünde  belki bir gülümseme oluşacak ve sağlıksız olanların yolundan temizlendiğine memnun şekilde yoluna devam edecekti. Ancak Ali geçmişten getirdiği düşünce kalıplarının etkisinde hareketsiz kalmış ve sabit bir düşünce ile olayları ele almıştır.

 

Özetle kendimize verdiğimiz değer, karşımızdaki insanı konumlandırdığımız yer ve olaylara bakış açımızla aslında karşımızdaki insanlara bizi incitebilecekleri gücü biz veriyoruz. O noktada belki de arkamızdan konuşanlara karşı ‘Rihanna’nın da çok umrunda idi’ demeyi öğrenmek ve önümüze bakmak gerekiyordur ha ne dersiniz! Siz ne yaparsanız yapın insanlar konuşacaklar. Sizi siz yapan onların söyledikleri değil, sizin gerçekte yaptıklarınızdır. Sevgiyle…