Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Beni bu havalar kahretti: (Sanırsınız Sur’i İsrafil çalınmış da işitmemişiz!)

“İçimizdekiler” de “dışımızdakiler” de! Müzakerelerle ilgili “çok olumlu havalar esiyor” diye diye nihayet havalarımızı göz tuttu! Ve Kâbe’nin bulunduğu kutsal topraklardan Afrodit’in bu lanetli adasına karaları deryaları aşıp gelen toz bulutları kondu! Önceleri “değil mi ki kutsal topraklar ülkesi Suudi Arabistan çöllerinden” geldi deyip “yoksa Tanrı bizi kutsamaya mı karar verdi hükmümle ellerimi o meçhule açıp “şükürler olsun” dedimdi! Fakat o “mübarek” toz bulutları gökkubbemize yapışıp kalakalınca dedim ki Allahıma “ama yetmedi mi?”

VE JETON DÜŞTÜ: Sürgüne gönderilen Namık Kemal Mağusa’nın viraneliğini anlatırken, “Sur’i İsrafil çalınmış fakat ben işitmemişim zannederim” diyor ve “kıyamet gününü” hatırlatıyordu!
İşte o kutsal topraklardan koparak gelen toz bulutu kıyamet gününün Allah tarafından habercisi tayin edilen Sur’i İsrafil’in vuvuzelasını çalıp haberini vermesinin provasıydı!

VE ANLADIM. Meğer insan hayatı ne kadar ucuzmuş! Mesela Tanrı karar verirse bir anlık olay işte! O halde yarınların ne olacağını bile bilemezken neden bu çekişme ile didişme? Bu adada 1571’den beridir şöyle veya böyle aynı coğrafyayı, aynı yağmurlarla aynı sıcakları, aynı iklimlerle aynı doğa olaylarını, aynı depremlerle aynı sel baskınlarını, aynı hastalıklarla ayni bereketleri, kısaca aynı felaketlerle aynı güzellikleri birlikte yaşarken neden hayatlarımızın kader yollarını da birlikte paylaşıp birlikte yaşamayalım?
RUM BU DİLİ BİLMİYOR: Çünkü onun dünyasında Türk kardeşliği değil, düşmanlığı vardır! Paylaşım değil, mutlak sahiplik vardır! Çünkü Rum’un dünyasında barış değil, savaş vardır!
Bunları söyledik mi karşımıza geçip, “Biz Rum’a az kötülük mü yaptık” deniyor! Cevap vermek bile abes! Çünkü ne yapılmışsa Rum kendine yaptı!

**********

Siyasi oyunlar: (Halkın görevi “ha gayret” deyip alkış tutmak!)

TC Dışişleri Bakanı beklenen ziyaretini yaptı ve Anastasiadis’le Kasulidis’in hem zıddına hem inadına şunu söyledi: “Kıbrıs Türk halkının güvenlik ihtiyacı ortadadır. Türkiye olarak Kıbrıs Türk halkının güvenliği bizim için her şeyin üstündedir. Ortaya çıkacak çözümün ve burada kurulan yeni düzenin sürdürülebilir olması garantör ülkelerin yine konuya müdahil olmasıyla sağlanabilir. Bu konu müzakerelerde ele alınmaktadır…”
Ne anladınız? Türkiye çözüm olsa da olmasa da garantörlük hakkından vazgeçmek bir yana öteki iki garantör İngiltere ve Yunanistan’ın devamı ile bu “güvenlik sisteminin” sürdürülmesinden yanadır.
Henüz müzakereler sonuçlanmamıştır. Sonuçlansa bile referandum vardır. Orada halkın oylarının sandığa nasıl yansıyacağı bilinmemektedir. Bunlara karşılık Türkiye Kıbrıs Türk liderliğinin ve müzakerecilerinin söyleyip yapamadığını yapmış ve Rum liderliğinin garantörlük haklarının devamından yana olmadığını bildiği halde, “işte kırmızı çizgilerim” demiştir. Nitekim şimdi anlıyoruz ki çözümden sonra da “Türkiye’nin garantörlüğü behemehal devam edecektir.” Rum liderliği bu “kararlı tutuma” nasıl yaklaşacaktır yakında diğer tüm konuları öğrendiğimizce yine Rum medyasından öğreneceğiz!
GİZLİLİK YANLIŞTIR! Sorun “asri ve demokrat kafalı” Sn. Akıncı tarafından da benimsenmiş ki artık Türk tarafının ulusal hasleti haline gelmiş “taammüden gizliliğini aynen sürdürmekte bir mahzur görmüyor!
Oysa: başından beridir öğrendiklerimizi Rum basınından öğreniyoruz. Aktarıp yorumladıkça da “Rum tarafına inanmayın yalan yanlış haberler veriyorlar, manipüle ediyorlar” açıklamaları yapıp, “bizi izlemeye devam edin” diyorlar! Ve biz gazeteciler taifesi Rum’un yalan yanlışlarını yorumlamak zorunda kalırken müzakerecileriz ayni gizlilik ilkesinde politikalarını sürdürüyorlar!
BU KADARI DA ÇOK! Çünkü sır gibi saklanan gelişmelerin Rum medyası tarafından anında hem de yorumları ile birlikte yayınlandığı sır değildir! Türk tarafının bu konudaki tutumu ise önce halka sonra medyaya yönelik ketumiyet nedeniyle haksızlık ve ayıp haline gelmiştir! Çünkü hem yurttaşlar Rum medyasının haberlerine muhtaç duruma getirilmişlerdir hem de yalan yanlış haberler söz konusu oldukta “öyle bir şey konuşmadık görüşmedik” denilerek yalanmalara gidilmiştir! Ki dobra yazalım: Bu durumda “yalancı” konumuna düşürülmeyen tek bir medya mensubu kalmadı! Ya halk? Onlar da Rum kaynaklı haberleri işittikte birbirlerinin gırtlaklarına sarılmakta! Neresinden baksanız bu “ketumiyet” yanlış! Çünkü müzakereler bitse bu halka “gelin sandıkta “evet oyu kullanın” çağrısında bulunulacak. Yahut tersi! Yani halk “kalk dedin mi kalkan, yat dedin mi yatan Arap esamesinde mi?”
İşte garantiler konusu! mülkiyet sorunu! TC’lilerin Kuzey’de kalıp kalmayacakları olayı! Yarın gündeme toprak konusu da gelecek… Var mı bilen? Öncesi müzakerelerde Devlet ve Yönetim üzerine varılan uzlaşı nedir? Varsa eğer nelerdir? Pürüzler hangi konularda aşılamadı? Var mı bilen? Halka sadece “bize inanın sizi satmayacağız” açıklamaları yapılıyor! Pekala ama “efkârı umumiyenin” yani kamunun müzakerecilerle ayni siyasi tutum ve görüş içinde olduğunu kim söyledi? Neden inansın ki? Dolayısıyla halk bilinç ve bilgi sahibi olunmalıdır ki “kaderinin tayinini” şimdiden yapabilsin ve Annan planında olduğu gibi “evet” yahut “hayır” emrivakisi ile karşı karşıya kalmasın!                

**********

Kısaca takıldığım: (Bitmeyen sağlık sorunları)

“Başlığı” tüm kurumlarımız için hatta kafayı fena halde “takarak” rahatlıkla atabilirsiniz! Çünkü “bir sorunu çözsek iki üçü peydah olur!) Ve kural hiç bozulmaz. Mesela: 1974’ten sonra bırakın kentleri kasabaları, her köyde bile bir okul vardı… Sonra “birleştirilmiş okullara” geçildi çünkü köyler kentlere göçtü! İşte size “okullaşmaya” karşın kırsalından göç eden insanlar sorunu! Öğretmen eksiği yok ama mevcut yasalar nedeniyle oluşan öğretmensiz okullar sorunu var! Silsile pire ısırdı çık yukarı diye diye uzar gider!
“Sağlık sorunu.” Her zaman vardı hâlâ vardır! Çünkü hastalar arttı ama doktor ile sağlığı sağlıklı yapacak bilumum “ihtiyaçlarla” sistemleri de içine alarak boşlukları kapatacak “kurumsallaşmalar” oluşturulamadı… Şimdi KTHS bazı doktor eksikliği nedeniyle uyarı grevlerine gidiyor. Hiç şaşmıyoruz!