Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

BATIRDINIZ ZATEN, BARİ CANIMIZI KORUYUN…

Online eğitim başlar başlamaz fiyaskoya döndü.

Zaten öğrencinin kaçta kaçının bilgisayarı, evde interneti vardı ki? Eğitimde fırsat eşitliği yasası baştan ihlal edildi.

Onu geçtim, memleketin böyle bir alt yapısı da yoktu…

Dersler başladığı anda, internet çöktü. Hemen bir açıklama yapıldı, Girne bölgesinde yol yapımı sırasında kablo koptu, yapılıyor falan diye. Ya diğer yerlerden gelen şikayetler. Oralarda ne koptuydu?

Kopyacılık, hayalcilik ve işte gerçek. Geri kalmışlık, hevesle başlayan çocukların yüzüne güm diye vurdu… O küçücük akıllarında oluşan algıyı mümkün değil silemezsiniz artık.

Çare basitti aslında. Önceliğiniz, salgının yayılmasını önlemek olmalıydı. 1 Temmuz öncesi ortamda olsaydık, okulları bal gibi açabilirdiniz.

Sadece dıştan gelenlerde çıkan vakalarla sınırlayabilseydiniz, gene olurdu.

Siz kapıdan geleni göstermelik taahhütlerle evlerine, otellerine yolladınız. Onlar da “ey özgürlük” dediler, sokaklara dağıldılar. Dağıttınız. Siz dağıttınız…

Vaka sayısı günden güne artıyor. Vicdani olarak yapılmaması gerekeni yapıp, Rum tarafıyla mukayese yapmaya kalktınız, 9 kat fark attınız, çuvalladınız…

Benim bu hükümetten hiçbir beklentim kalmamıştır. Sterlinin 10 lira olmasının hayali bile korkunçken, bugün sessiz sedasız fakirleştik. Kimsenin ağzından piyasayı rahatlatma, denetim, şu bu diye bir şey çıkmadı. İnsanlar zaten işlerini kaybettiler, dükkanlarını kapattılar, açık olanın müşterisi yok.

Hepsini geçtim, çaresiz bir şekilde canımız ellerinde.  Hiç yoktan ona baksalardı. 4 ay sonra “Hastane temeli attık, tamamdır” dediler. Bir yandan da virüsü sokağa yaydılar.

Yapın şunu en azından. 2 ay sonra şu gelişlere tedbir uygulayın. Yeter artık. Batırdınız zaten, bari öldürmeyin…


BOŞA KOYSAN DOLMAZ, DOLUYA KOYSAN SIĞMAZ…

“Parasını ödeyen” dışında kimse, Gezici’nin sonuçlarının gerçekleri yansıttığına inanmıyor. Sonuçlar arasında o kadar çelişkiler var ki.

Bakın mesela… İlk turda adayların aldıkları oylar ve ikinci tur için varılan sonuç çelişkili. Geziciye göre ilk turda Akıncı %33.4, Tatar, %32.1, Erhürman %16.6, Özersay %9.2, Arıklı %5.1, Denktaş%3.4 ve Çiner %0.2 oy alıyorlar…İki sol aday Akıncı ve Erhürman’ın oy oranları toplamı %50 ediyor. Geriye kalan diğer tüm adayların da toplam oy oranı % 50… Gezici’nin bu oy oranlarını doğru kabul edelim, bu durumda ikinci turda Akıncı ve Tatar yarışacak. İkinci turda ise Akıncı’nın %49.2 oyuna karşın Tatar %50.8 ile seçimi kazanıyor. Kafamı karıştıran da tam burası. İlk turda Özersay’a, Arıklı’ya, Denktaş’a ve Çiner’e verilen oyların toplamı %17.9, Tatar’ın oyu %32.1, hepsinin oy toplamı %50 eder…Tatar ikinci turda kazanması için o %0.8 oyu kimden alacak. CTP dışındaki diğer partilerin ikinci turda Tatar’a verdiğini varsaysak bile çok zor. Tatar’ın Akıncı ve Erhürman’ın oylarından da alması, veya CTP’lilerin sandığa gitmeyerek Tatar’ın kazanmasına imkan vermesi gerekecek. Kaldı ki YDP hariç, ilk turda kendi adaylarına oy veren HP ve DP’lilerin tümünün Tatar’a oy vereceklerini kim iddia edebilir.

Kısacası Gezici, ikinci tur şansı sürpriz kabul edilen Tatar’ı öne çıkarabilmek için her yolu denemiş. Buradaki amaç da zaten Ersin Tatar’ın ilk ikide olduğu algısını yaratmaktı. Anketten beklediği sonuçları alamamış olacak ki, dün katıldığı bir tv programında başka anket yapmayacağını söylemiş.


 

 

YERİN KULAĞI VAR:

SİYASETTE KALİTE DÜŞÜNCE: Sami Özuslu güzel yazdı dün; “Siyasetin birçok tarafı kirli zaten… Bu yüzden insanlar siyasetten, siyasetçiden uzak duruyorlar. Seviye düştükçe, mesafe daha da açılıyor. Kalite düştükçe düşüyor. Seçim sürecinde görüşler, projeler, öneriler tartışacak ve insanları bunlarla ikna edecek yerde nelerle uğraşıyor kimileri!.. Yazık, gerçekten çok yazık…”.

DEVLET KENDİ KURALINI ÇİĞNEDİ: Yolu da Taşyapı, hastaneyi de Taşyapı, ülkeyi bari Taşyapı yönetsin” diyordu Cafer Gürcafer. Oldu sonunda. Devlet, sıcaklar dolayısıyla bu saatler arasında dışarıda çalışma yasağı uygulanacağını açıkladı. Pandemi hastanesi inşaatında yasak çiğnendi. Devletin kendi işinde. Siz de bundan sonra denetim falan arayın.

İNSAN UTANIR BİRAZ: Başbakan, “Erdoğan talimat verdi, hastaneyi yapıyoruz” diyor. Türkiye baktı gördü, bunların bir şey yapacakları yok, devreye girmek zorunda kaldı. İnsan bunu söylemeye utanır, sıkılır “ben ne işe yararım” diye. Sadece gidip istemeye mi? Marifet bu mudur? Sonra mesela, dere yatağında arsa vermekten başka yapabilecek bir şey yok muydu? Fuar alanındaki pavyonlar gibi bir sürü boş bina vardı. En azından hazır bina gösterseydiniz de teknik donanımını Türkiye’den isteseydiniz. Halka saygıları yok biliyoruz da kendilerine de yok…

OHAL İLAN ETMEDEN: Bakanlar Kurulu Yüksek Öğrenimle ilgili olağanüstü kararlar almış. Sadece olağanüstü hal ilanı ile yapılabilecek bir şey. Çünkü esas olan Yüksek Öğretim Yasası orada duruyor. Bunun hilafına kural değiştiremezsiniz ki? Yasa Gücünde Kararname de olmaz. Konu ekonomik değil. Kısaca, böyle bir yetkiniz yok! Başsavcı buna ne diyor acaba? Salgın başladığından bu yana yapılan bir başka yasa dışı uygulama daha…

TOPLU TAŞIMADA RİSK BÜYÜK: Dün bir mekanda yan masada Girne-Lapta arası sefer yapan bir minibüs sürücüsünün konuşmasına kulak misafiri oldum.  Boş gidip geldiklerinden yakınıyordu. Bir tanesi, “sen dezenfekte işini nasıl yapıyorsun” dedi diğerine, yanıt; “Seferlere ilk başladığımızda bir defa yaptım, bir daha da yapmadım”… Sonra yolda giderken özellikle dikkat ettim, minibüslerde maske kullanan yok. Ne sürücüler, ne yolcular. Oysa en riskli ortam minibüsler. Müzikli yerlerde şarkı söylenmesini yasaklayan üst kurul, önce hükümetten bu işin denetimini talep etmeli. Öyle ya, Haziran başında alınan toplu taşımada maske zorunluluğu diye bir kararları var…

KOLEKTİF AKIL:  Savaş naraları atanlar da dahil, herkes 1 Eylül Barış mesajı yayınladı. Ben Ayşegül Baybars’ın mesajına takıldım. O savaş yanlısı değil herhalde ama, söyledikleri, yaptıklarına tersti. “barış iklimi içerisinde kolektif akılla ilerleyeceğimiz bir dünya”dan bahsediyordu. Yani “en doğruyu bularak” anlamında. Şu hükümetin bir ferdine nasıl da yakışmış. Aklıma İmar Planı geliyor, reddedilen karantina talebi geliyor, Bakanlar Kurulu’ndan dışarı sızan diğerleri geliyor. Vaatler başka, icraat başka…


Okul

FOTO GÜNDEM: Geçen ay okulları 1 Eylül’de açacaklarını söylediler. Vaka sayılarını patlatınca, bir hafta “online”, 14 Eylül’de “yüz yüze” dediler. Online eğitim ilk günden fiyaskoyla sonuçlandı. Bu sefer de hemen oturdular, yüz yüze eğitimde ilkokul, 1 ve 2. sınıflarla anaokullarını sadece 6 gün sonra açma kararı verdiler. Herkes hazırlıksız. Okullar da öyle. Her şey gibi maalesef devletin ana görevi eğitim de hükmü karakuşi. Plansız, programsız. Kayıp bir yıla hazırlanın. Dua edelim de çocukların sağlığını koruyabilsinler.