Cumhurbaşkanı adaylarının seçim kampanyaları başlayalı beridir söylem ve açıklamalarını, temas ve ziyaretlerini medyadan izliyorum.
Ve tabi bir “köşeci” olarak sadece tespitlerde bulunmuyorum. Doğruyu söylemem gerekirse “büyük laflar” işitirken o laflara uygun “düşünce ve icraatların” gerçekleşebileceğine de inanmak istiyorum.. Bu nedenle adayların söylem ve açıklamalarında gözüme çarpan iddialarının inandırıcılıklarını yargısal değerlendirmelerimin mihenk taşına vuruyor ve bazı tespitlerde bulunuyorum. Şöyle ki:
ADAYLAR genellikle “toplumsal birlik ve beraberlikten” söz ediyorlar… (Ve doğrusu çok şaşıyorum: Beş aday ortalara atılıp Cumhurbaşkanı seçilmek için seçmenlerden oy isterlerken bu birlik ve beraberlik hangi aday için nasıl sağlanabilecek?) ŞUNU da işitiyorum: “İlk kez toplumun daha iyi yönetilmesi” gerektiğine parmak basıyorlar!” (Dolayısıyla geçmişte Koalisyon hükümetlerine katılmayan tek bir partinin kalmadığı gerçeklerde, bizatihi bu partili adaylar geçmişte Kıbrıs Türk toplumunu iyi yönetemediklerinin itirafında bulunuyorlar!)
SONRA “Üretmemiz, ekonomik yönden daha çok kalkınmamız gerektiğini” vurguluyor. (İyi de hükümet olmuyorlar ki! Sonuçta Cumhurbaşkanlığı siyasi bir makam ve görevi sadece müzakerecilikle kaim!)
BAZI adaylar “Lider” değil “liderlikler birlikteliğinden” oluşacak düzenleri çağrıştırıyorlar. (Ben buna “kadro hareketi dedimdi ama kiminle nasıl oluşturulacak ki?)
“MARAŞ’ın mutlaka açılacağından, açılırsa Mağusa limanının daha büyük önem kazanacağından” dem vuruyorlar! (Toplumda nasıl bir sinerji yarattığını bilmiyorum. Fakat 46 yıldır Mağusa limanına çivi çakamayan “yönetim takımlarının” limanın kaderini Maraş’ın açılmasına havale etmelerine… Yok üzülmüyorum. Artık gülmesini de öğrendim Mağusalı kargalarla güle güle gülmekten kırılıyorum!)
BAZI adaylar “Anavatanla el ele kolkola yürünecek yollardan” söz ediyorlar ama zaten bugüne kadar kerhen de olsa farklı bir “yönetim” uygulaması gerçekleşmediğini buna rağmen gene de bir baltaya sap olamadığımızı itiraf edemiyorlar…
***
FAKAT: Seçime katılan tüm Cumhurbaşkanı adayları “siyasetin göbeğindeki” Hükümetlerde Başbakanlık, Bakanlık, Milletvekilliği yaptıkları gerçeklerde bir tek şunu konuşmuyorlar: “Çözümü!” Halka çözüm vaat edemiyorlar! Hem de “çözümsüz” bir KKTC’de tüm ötesi söylemlerinin, vaatlerinin sabun köpüğü kadar bile kıymet’i harbiyesinin olmadığını bildikleri halde!
O zaman “Cumhurbaşkanı” makamı da milletvekili seçimleri de nasıl sonuçlanırsa sonuçlansın “Devlet” indinde “kerhen” olmaktan öte statü sağlayamaz!
…TABİ ki bu süreç ve açmazlardan memnun değiliz. 46 yıldır kendimizden gelin kendimizden güvey “devlet” gibi “devlet olmak” iddiamızı sürdürüyoruz ama bakın hâlâ çözüm olmadı! Peki çözüm olmadı da ne oldu? Korktuğumuz! Türkiye ile Yunanistan Kıbrıs odaklı gelişmelerle hidrokarbon yatakları nedeniyle savaşın eşiğine geldiler!
…Bu durumda “Cumhurbaşkanlığı seçimleri belki adanın Kuzeyinde bir Türk devleti oluşunun ispatını çakar ama barışçı çözümü asla!”
Eğer yakın gelecekte adına “mucize” denecek siyasi gelişmeler sonucunda bu adadaki siyasi konumumuzu güçlendirip dost düşmana kabul ettirmezsek geriye iki seçenek kalacak bunlardan biri ya hurra ya harra deyip “self determinasyon hakkımızı kullanarak” Türkiye’ye bağlanmaksa, diğeri de Güney Rum Yönetimiyle (siyasi eşitliğe dayanan değil) “azınlık çoğunluğa” dayalı bir federasyon oluşturmaktır ki ondan sonrasını düşünmek bile istemem!
KISACA TAKILDIĞIM: (YA BU DA OLMASAYDI!)
Sessiz sedasız olur muydu? Oldu! İlk kez yeni bir ders yılına” açılan okullarla değil, evlerde Tv. başında başlandı!
Bana sorarsanız boş ambar dipsiz kiler! Ve yazın buraya: Okulların açılamamasının nedeni virüs değil! Eğitim bakanlığının virüse karşın okulları açacak “kabiliyet ve kapasitede” olmamasındandır. Nitekim daha okullar açılmadan “sınıfların 20 kişiden oluşacak şekilde düzenleneceğini, öğrencilerin okullara (her halde münavebe ile günaşırı gideceklerini) falan açıkladıydı da hani?
Dün “yeni ders yılı başlamadı!” İnternete sokuşturulan ve kaç öğrencinin yararlandığı, kaç ailenin benimsediği bilinmeyen cim karnında bir nokta misali bugüne kadar yaşamadığımız bir olay başladı!
Tek tesellimiz şu: “Ya bunu da becermeselerdi!
































