Başsavcılık Da Duydu Mu..?

7 Haziran 2018 Perşembe | 11:18
Köş, Moreket

Yine Aytaç Çaluda meselesine değineceğim.

Özellikle değineceğim. Çünkü bu artık onun özelinde bir mesele değil, bu ülkeyi, bu ülkenin kaynaklarını yıllar yılı sömüren, bu ülkenin yasalarını bypass eden zihniyete son verilmesi için çaba gösteren biri olmamdandır…

Hala bu umudum var…

Ve eğer gerçekleşecekse, bu gibi somut olayların aydınlığa çıkması, şeffaflaşma, hesap verme ile olabilecektir, ona inanırım.

Bir kaç somut olay hesap vermeyle sonuçlansa, İngiliz hukukundaki “içtihat” gibi, bizim siyasette de içtihat haline gelecektir…

Yani birer “milat” olabilecektir…

Böyle bir umudum var…

Şimdi Çaluda’nın Çalışma Dairesi’nde görevdeyken yaptığı iddia edilen usulsüz icraatlara verdiği yanıtlar, tam da benim dediğim gibi, başka andek döndek işlere dair ipuçları vermiştir.

En başta şunu söylemek lazım, “o ricacı oldu, bu ricacı oldu” falan hikayedir. Memur, usule, yasaya aykırı işi, öyle ricayla falan değil, amirleri de söylese yapmayacak! Yaparsa suç işler…

Anayasa’nın 123. Maddesi bakın ne diyor; “Kamu hizmetlerinde herhangi bir sıfat ve suretle çalışmakta olan kimse, üstünden aldığı emri, yönetmelik, tüzük, yasa  veya Anayasa kurallarına aykırı görürse, yerine getirmez ve bu aykırılığı emri verene bildirir”.

Bu bir…

İkincisi, “Tüzük daha önce değişmişti, ben ona uygun işlem yaptım” savunması var…

Eğer yaptıkları Tüzüğe aykırı değilse, Başsavcılık bunu  görmez mi..? Öyle olsa bu kadar dosya niye hazırlansın ki..?

Üçüncüsü, kendi konusunun dışındaki büyük büyük iddiaları…

Casino izni için rüşvet alanlardan tutun da, görevden ayrıldıktan sonra ansızın zenginleşen siyasilere kadar.

İşte bunlar suç duyurusudur…

Çaluda kendini kurtaracak diye “ama siz de bunları yaptınız” demeye getirirken, çok başka bir iş yapmaktadır.

Bir kere, bu bildiklerinin kanıtlarına sahipse, bu kadar zaman saklamış olması yanlıştır.

Yok eğer dedikoduysa, o da kendi hanesine yazılır…

Öyle veya böyle. Ortada ciddi iddialar vardır.

Bunların doğru olması, KKTC’de kamunun da, siyasetin de çürüdüğü anlamına gelir.

İşte bu noktada, Başsavcılık iddiaları isnat olarak kabul edip, soruşturma başlatmalıdır.

Baştan söylediğimi bir kez daha yineleyim; KKTC’de kamu yönetiminin de, politikasının da temizlenmesi için işte büyük bir fırsat.

Niyetiniz varsa, programlarınızda iddia ettiklerinizin arkasındaysanız, tutun bir ucundan.

Sonuna kadar gidin.

Bakın o zaman daha neler çıkacak…

Varsın İtalya’da mafyayı bitiren “temiz eller savcısı” gibi bir savcı çıkmasın da, doğrudan “temiz eller hükümeti” çıkmış olsun.

Ne güzel olurdu…

YERİN KULAĞI VAR

KİMİN ELİ KİMİN CEBİNDE:

Yerel seçimlere öyle bir karmaşa ile giriyoruz ki, kimin eli kimin cebinde belli değil. Kim nerede kimi destekliyor, hangi adaya hangi parti destek veriyor inanın kimse bilmiyor. Herşey resmen çorba olmuş durumda. Partinin adayı yok, falancaya destek veriyor, partinin adayı var ama, partililer partiden bağımsız olarak çıkan partiliyi destekliyor. Seçmenin de kafası karıştı resmen…

BASMADIK YER BIRAKMIYORLAR:

Özellikle de hala belediye başkanlığı görevini yürüten adaylar, dört yıldır yapmadıkları ziyaretleri yapıyorlar. Yüzlerde bir gülümseme, sorun dinleyip çözümlerini anlatıyorlar. Okullar, işyerleri, kurum ve kuruluşlar daha niceleri. Yollar sokaklar bugüne kadar görmediğimiz kadar belediye çalışanlarıyla dolu, harıl harıl çalışıyorlar. Kimsenin hakkını yemek istemem ama, dört yıldır neredeydiniz be arkadaşlar diye de sormadan duramıyorum. Daha düne kadar burnundan kıl aldırmayanların, iş başa düşünce ne kılıklara girdiklerini görmek bayağı eğlenceli oluyor…

HANGİ YÜZLE:

Yıllar önce sorumluluğundaki belediyenin batmasının baş sorumlusu olduğu iddia edilen eski bir başkan, bu seçimlerde yeniden aday olmuş. Hem de “projeleriyle” seçmenden onay istiyormuş. Ne tuhaftır ki, kimse de çıkıp, “yahu sen bu belediyeyi batırdın, şimdi hangi yüzle bizden yeniden oy istiyorsun” demiyor, diyemiyor. Yarın seçimi kazanırsa kimse şaşırmasın. “Herkes layık olduğu idareyi seçer” diye boşuna dememişler…

AYNI KEFEYE KOYAMAZMIŞIZ: 

Meclis Başkan Yardımcısı Zorlu Töre; “Tek taraflı Taşınmaz Mal Komisyonu oluşumunun Türkiye’yi ve Kıbrıs Türk tarafını suçlu sandalyesine oturttuğunu” vurgulayarak, “KKTC’ye Ruslar, İngilizler gelip yerleşebilir. Fakat KKTC’yi yöneten Dışişleri Bakanı’nın Rumlarla  Rusları, İngilizleri aynı kefeye koyup anlayış ve hoşgörü istemesi asla kabul edilemez” dedi. İyi de Ruslarla İngilizlerin Rumlardan farkı ne? Bizi çok mu seviyorlar…

OLACAĞI BUYDU:

Dünkü yazımızda yazmıştık, dünyada en başta gelen yolsuzluklardan bir tanesi, insani yardımlar konusuymuş. Haber tam da bunun üstüne geldi, KKTC’de de bir takım uyanıklar, “maddi durumu iyi olmayan hastaların masraflarını karşılıyoruz” bahanesiyle, gazete satmaktaymışlar. Şaşırtıcı değil. Market önlerinde, Pazar yerlerinde çoğu üniversite öğrencisi gençlerin benzer gerekçelerle sattıkları bültenler, topladıkları yardımlar, gündelik işler haline geldi. Tam bir soygun. KKTC sorma gir hanı ya…

SABRETMEYİ BİLMİYORUZ:

Lefkoşa-Girne yolunun tamiri sırasında demediklerini bırakmayanlar, gidecekleri yere 10-15 dakika geciktikleri için sosyal medyada demediklerini bırakmayanlar, şimdi de yenilen yolla ilgili methiyeler düzmek için adeta birbirleriyle yarışıyorlar. Acaba bu arkadaşların, o gün yazdıkları için yüzleri kızarıyor mu? Yoksa ikinci etap başlayınca aynı şikayetlere devam mı edecekler?  

ZİRVEDEKİLER

Mehmet Çağlar: “Statüko dediğimiz şey kimilerine göre statik yapı yani sürer durum, kimilerine göre ise karşı karşıya kaldığımız sorunlardan kurtulmak için ürettiğimiz yapı da mantıktır…Ve bu durumda bizler KKTC hakkındaki zihin haritasını değiştirmekten, toplumsal değişimi gerçekleştirmekten, harnıpı zeytini kurtarmaktan, insanlarımıza meslek kazandırmaktan, üretmekten ve biz olmaktan vazgeçmiş olduk…Vazgeçtiğimiz vakit de hem başka türlü değiştik hem de birileri bizi zamanla değiştirdi…
Ankaralılaştık! Ankara’da ne varsa bizde de aynısı oldu”…

DİPTEKİLER

Çevre Dairesi: Escape plajında arıtma suyunun açıktan denize aktığını, Çalışma Dairesi’nin şikayet üzerine bakıp, “ama kokmuyor” diyerek gittiğini yazmıştık. O akıntı, göllenerek devam ediyor. Her neyse, bu defa bahsedeceğim gelişme, kirlilikten çok daha ilginç. Bir şikayet daha yapılıyor ve Daire’den verilen yanıt şu; “Çalıştayımız var, şimdi ilgilenemeyiz”… Çevrenin kendisi batsın, biz burada çalıştay yaparız, o daha önemli. Böyle absürd bir gerekçe duymadım…