Önce Ad Hoc komitesini kurdular. Sonra toplandılar seçim tarihini saptadılar.
Her şey kitabına, kuralına, kanuna uygun!
Sadece bir eksik var: “Erken seçim kararını alırlar ve tarih saptarlarken halka hiçbir şey sormadılar!”
Hatta “erken seçim” kararı verdikleri için mazeretlerini de açıklamadılar! Nede sanki ülkede üstesinden gelinmesi gereken başka sorunlar yokmuş gibi yurttaşları bir kez daha seçimle meşgul edecekleri için özür dilediler!
Aksine “Biz yaparız olur” dediler!
Biz karar verir kararımızı uygularız dediler!
Siz de “ne dirayetli hükümet” demez misiniz? ***
OYSA NE? Geçen gün Merkez bankası açıkladı. Şimdiden bütçenin yarısını yılın ilk çeyreğinde harcayıp 229.2 milyon TL açık verdikler! Ama tıslarını bile çıkarmadılar!
Neden? Bunlar giderken yerlerine gelecek olan yeni hükümet daha göreve başladığı ilk gün önünde öylesi borç yığınını gördükte sadece boynu altında kalmasın! Canı çıksın ki güven oyunu aldıktan bir saat sonra erken seçim kararı da alsın! Kısaca: ***
DURUMLARIMIZ İYİ DEĞİL: Şöyle ki “eğer öyle geldi böyle gideceksek” bakın açıkça yazalım: Lütfen aradan çekilin bizi Ankara yönetsin..
Kaldı ki eğer parayı veren düdüğü çalıyorsa hakkıdır.
Ki şu sıralarda hükümetle birlikte KIB-TEK de depara kalktı!
Her ne kadar kendi içinde ihaleler usulsüzlükleriyle çalkalanıyorsa da “artık bıçak kemiğe dayandı” diyerek devletin kurumları da dahil kimin elektrik borcu varsa, boğazına basıp çatır çatır tahsillerini yapacakmış yoksa elektriklerini kesecekmiş!
Yani Kurumun başkanı öyle söylüyor. Haklı mı? ***
HAYIR! Yıllar yılıdır vizyondan inmeyen bu film be tekrar başa sararak oynatılıyor!
Nitekim geçen gün Kıb-Tek kararlılığını göstermek için bazı işletmelerin elektriğini kesmeye başlamış!
Ne var ki az biraz kuyruğu toparladıktan sonra film kaldığı yerden aynen ve değişmeden oynatılmaya devam edilecek..
İŞTE bu ahval ve şerait içinde yetkili ve sorumlu olması gereken hükümet erken seçim kararı alıyor! Niçin?
***
CEVAPLAMADAN önce yıllardır seyrettiğimiz için artık bu Filmlerin her karesini ezberden bildiğimizce yazalım:
Bu süre içinde koordinatörümüz Oktay Vural’ın kapısını çalınacak ve denecek ki “ey velimiz” yada “valimiz, azıcık para medet de kapatalım şu borçlarımızla açıklarımızı…” Niyazlar başladı bile! ***
DÖNELİM SEÇİM DALGASINA! Önce şunu söyleyeyim. Mevcut seçim sistemiyle bu ülkede sağlıklı seçim olmaz!
“Dünyanın en karışık ve karmaşık seçim sistemini oluşturun” deselerdi kimseler bizimki kadar karışığını beceremezdi!” Nitekim sırf bu nedenle geçtiğimiz sandığa gitmeyeceğim dedimdi de son gün “hadi gidelim” diyerek değiştirdimdi kararımı! Nedeni basit: Seçmeni sadece tek partiye mühür vurmaya zorlayan bir sistem!
Ki bu seçim sistemini değiştirmeden seçime gitmek zaten başından falso olur!
***
KALDI Kİ ÖTESİ DE VARDIR: Memleketi yönetemedikleri için “başarısız” olduklarından “erken seçim kararı almaktan başka çareleri kalmayan hükümetler ile bu konuda desteklerini esirgemeyen muhalif partiler “öyle geldi böyle gider” teamüllerini kurdukları erken seçim sandıklarına giderek neden onaylayım ki?
NEDEN, hatalı ve toplum açısından tırnak kadar faydası olmayan her seçim sonrasında biraz daha “gelenin gideni arattığı” yanlış ve bu zararlı süreci; sandığa giderek onaylayan bir yurttaş durumuna düşeyim!
YANİ ben, neden siyaseti “makamlar fantaziyasına” dönüştüren, halka hizmet yerine eza cefa çektiren böylesi “yönetimlerin” vekil ve yöneticilerini sandıkta oylayarak, onlara yeniden seçilme şansı tanıyayım yada öyle geldi böyle gider geleneğinin piyonu durumuna düşeyim? Bu nedenle:
***
KAÇ YILDIR “parlamento dışı muhalefetten” söz ediyorum. Sonra dayanamıyor “hadi gideyim şu sandığa” diyorum da işte yazdıklarımdan dökülen duyduğum pişmanlıklar!
Ki ne zaman “sandığa gitmeyeceğim” desem “olur mu öyle şey” diyorlar! Bu bir ulusal görevdir” diyorlar!
Yahu nesi ulusal görev? Hangi ülkede her yıl erken seçim yaparlar?
Neymiş ama? Bir de siyasi partilerin yada hükümet kanadının “güven tazelemesi” demezler mi? Fesüphanallah!
***
BU SİSTEMLE BU AT YÜRÜMEZ! Kaldı ki biz koştursun istiyoruz!
46 yıldır “parlamenter sistem” dediğimiz bu “çarkı felek,” iktidara gelen yönetimleri öğütüyor!
Yemediği hükümet, kellesini uçurmadığı “siyasetçi” kalmadı! Toplumuna yönelik var mı bir faydası diye bakıp arıyoruz, yok! Üstelik zararı da var!
Kaldı ki dört parti yan yana geldi yine yürümediydi! Hem de o dört partinin ötesinde muhalefet yokken! Eleştirip koalisyon hükümetini yerlerden yerlere vuracak dışında kalan parti kalmazken! ***
YANİ VAZİYET ŞU: Bizzat iktidara gelenler ayni zamanda mesela bugünkü hükümette de görüldüğünce, kendi muhalefetleri de yapıyorlar..
Kısaca bu sistem yürümüyor! Aklımızda ötesini bilmediğimiz için sadece “Başkanlık sistemi” var.. BU konuda çizmeden yukarı çıkmadan diyorum ki “denensin..” Zaten 47 yıldır memleketi de “deneme yanılma” üzerine yönetiyoruz! Tabi ki bu sistemle yani Başkanlık sistemiyle ilgili görüş beyan edecek olan konuya vakıf hukukçulardır. Gerçekleşirse en azından zırt pırt ikide birde seçime gitmeyiz. ***
KISACA TAKILDIĞIM: (MARAŞ BİZİM Mİ?)
Sn. Cumhurbaşkanı Tatar diyor ki “Maraş bölgesinin yönetiminin KKTC’ye ait olduğu tartışılamaz!”
Bu kararı ve görüşü beyan etmek için 46 yıl Maraş’ı kapalı tuttuk! Yoksa yıllanmış şarap gibi kıvamına gelmesi için miydi?
Aksine 46 yıl müzakerelerde “siyasi koz” olarak kullanıldı ama!
Kaldı ki “kapalı” dediğimiz mevcudun kat katı Maraş daha 1974’den hemen sonra iskâna açıldıydı. Şimdi bir ucu Türklerle meskûn eski Mağusa’dadır, diğer ucu Derinya’da..
HA gene yazalım: Neden 1974’den hemen sonra oteller bölgesini de iskâna açmadıydık?
Çünkü o yıllarda öylesi bir turistik beldenin layığı olmadığımızı düşündüktü bir.. otellerde yabancı sermaye de vardı açmayı göze alamadık iki! Ve kulağınıza fısıldayım, tam tamına ganimeti tamamlanmadıydı! Tamamlanıp bittiğinde de aradan epey zaman geçtiği için kemikleşip kronikleşip kadavrası elimizde kaldıydı! ***
BUNA KARŞIN 46 yıl süresince Maraş Annan planıyla iade edilmiş olsa da ne sanılan kadar “siyasi koz” olarak kullanılabilindi ne de sözü edildi!”
Ta ki Sn. Tatar içine çomak sokana kadar! Tabi şunu da yazayım.
Maraş 46 yıldır askeri ve sivil zevatıyla görevlileriyle birlikte resmen Türkiye’nin askeri bölgesidir. Eğer açılmışsa Genel Kurmay tarafından onaylanmıştır. Ve bu gün de bölge Türk askerinin denetimindedir..
İKİ: Hiçbir Rum Türk idaresinde Maraş’a gelmez ne Anastasiadis müsaade eder ne kilise!
Ha “Mal Tazmin Komisyonuna müracaatlar olmuş” deniyor! Gerçekse bu Rum tarafının Maraş’ı gözden çıkardığı anlamına gelir ki bu konuda şüphelerim vardır bekleyip görmelim..
KISACA Maraş’ı Kıbrıs siyasasının parçası yaparken “aman müzmin bir sorun daha yaratmayalım zaten mevcutlarının altından kalkamıyoruz!”
































