Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

TUHAF BİR DURUM

Bir Rum papazın girişimiyle 1931 isyanı patlak vermiş, saray basılmış her taraf ateşe verilmişti…

İngiliz İdaresi Meclis üyeliklerinde değişiklik yapmıştı.

Rumların sayısını 9’dan 12’ye çıkarmış, Türklerin sayısını 3’te bırakmıştı!

Ama kendi sayılarını (hükümet üyeleri) da 9’a çıkararak, 3 Türk üyeyle birlikte 12’ye eşitlemişlerdi.

Durumu Türklerle birlikte idare edeceklerdi!

Nasıl olsa eşitlik karşısında son söz İngiliz Valisinindi…

Rum papaz çetin çıkmıştı.

Bir manifesto kaleme alarak bunu yayınlamış ve isyan ateşini yakmıştı…

Olanlar ondan sonra olacaktı.

İngilizler sert önlemler almış, bu önlemler ikinci dünya savaşına kadar soluksuz sürmüştü.

31 isyanında ada Türklerinin herhangi bir ilgisi yoktu ama baskılardan paylarına düşeni alacaklardı…

Sert önlemler denince bu önlemleri hissedenlerin başında dönemin basını geliyordu kuşkusuz.

Zaten bir sansür kanunu vardı.

Bu kanun uygulanmış ve basın sansür altına alınmıştı.

Türkiye basınında Kıbrıs’la ilgili çıkan yazılar oldu mu, o yazıların yer aldığı gazeteler adaya sokulmadığı gibi, yerel gazeteler de çeşitli vesilelerle kapanma tehlikesi altında kalıyordu.

Dahası, Atatürk resimleri çeşitli yerlerden çıkartılıyor ya da üstleri kapatılıyordu…

Sansür trajikomik olaylara da sahne oluyordu.

Bülent Fevzioğlu’nun “Kıbrıs Türk Basın Tarihinden 100 Yıllık Basın Olayları… Düşünce Suçları Cilt I” adlı kitabında buna dair bir örnek vardır:

Dönemin Ses gazetesinin logosu “altıok”tu.

Logo bir Kıbrıs haritasıydı ve Lefkoşa’yı belirleyen noktadan göğe doğru altıok çıkıyordu.

İngiliz Yönetimi bu logoyu gerekçe göstererek gazeteyi kapatmak istemişti.

Ancak İngiliz’in aklına gelmeyen Ses gazetesinin aklındaydı.

Gazete yöneticileri sansür karşısında söz konusu altıok’un Atatürk’ün ya da CHP’nin altıok’u olmadığını, Kıbrıs’taki altı kazayı işaret ettiğini beyan etmişler ve gazetenin yayınını sağlamayı başarmışlardı…

Doğrusu böyle bir savunma karşısında İngiliz ne diyebilirdi ki?

Gerçekten de adada 6 kaza vardı.

Bu kazaları ister okla simgeleyebilir ister süpürge sapıyla!

Şu nokta gözardı edilemez:

Kıbrıs Türklerinin arasında aydın müftüler vardı ama isyanı başlatan Rum papaz gibi heyecanlı ve cesur bir imam yoktu.

Çanakkale esirlerinin Mağusa’ya getirilmesiyle bu esirleri kurtarmak için bir grup Kıbrıslı Türk aydını tarafından yapılan kalkışma hareketi sayılmazsa, İngiliz İdaresine karşı hak mücadelesi verilmesine karşın başkaldırı veya isyan denebilecek hareketler olmamıştır.

Bu arada 58 olaylarındaki İngilizlere karşı girişilen mücadelenin koşulları bambaşkaydı.

Halbuki Osmanlı döneminde bile birçok Türk kelle pahasına isyan çıkarmaya cesaret edebilmiş, Lefkoşa’yı kuşatanlar bile olmuştu…

Kıbrıslı Türkler, Kıbrıslı Helenlerden daha uyumluydular İngiliz’le.

Uyum konusunda başarılıydılar!

Kendilerini yönetenlerin kim olduğu pek fark etmiyordu.

Fransızlar da olabilirdi, Amerikalılar da.

Ankara’yı yanıltmak istemiyoruz ama İngiliz’le uyum içinde olanlar sizinle uyum içinde neden olmasın ki? Buna dünden razıydılar.

Bundan başka bir şeyle mücadele etmediler tarih boyunca!

Böyle olmasına rağmen onlardan korkuluyor ve iradesini çalmak için her şeye başvuruluyor olması oldukça tuhaf.

Gerçekten tuhaf bir durum!

Korkulacak bir şey varsa, bu uyumlu ahalide bağımsızlık eğilimleri baş gösterirse korkulmalı…