Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Başka Girne yok!..

“Protestocular iktidarda ama değişen bir şey yok” başlıklı ve 13 Şubat tarihli yazımda, Girne’deki tehlikeli yapılaşmaya dikkat çekmiş, yetkililere çağrıda bulunmuştum. Sağ olsun, Girne eski Belediye Başkanı Sayın Sümer Aygın, konuya duyarlılık göstererek, yapılanlar ve yapılması gerekenlerle ilgili olarak, görüşlerini bizimle paylaştı… Dileriz halihazırda elinde yetki olanlar da bu işe kafa yorarlar… “Mehmet Bey, sayfanızı her gün düzenli takip ediyorum… Değindiğiniz konular nedeniylede gerçek anlamda kutluyorum sizi. Bugün birçok önemli konu yanında, Girne emirnameleri ile ilgili yazınız dikkatimi çekti. Keşke bu konuların en yakın takipçilerinden birisi olan beni de arasaydınız… Yazınızda doğru olmayan birkaç nokta, tarihi açıdan ileride birçok insan gibi beni de töhmet altında bakacak kadar önemli yanlışlar içermektedir. Doğruların yazılması ve kamuoyuyla paylaşılması için size yazmak ihtiyacı duydum… Doğrular şöyle; Derviş Eroğlu döneminde, İlkay Kamil’in İçişleri Bakanı olduğu dönemde Girne Belediyesi dışlanarak, bilgi bile verilmeden ve hiç bir toplantıya çağrılmadan sınırsız arsa büyüklüğünün öngördüğü kadar binaların yükselmesi için bir sabah Gökdelen Emirnamesi diye isimlendirdiğim bir emirname yayınlandı… Bununla ilgili Meclis üyelerimle Sayın Bakanı hemen ziyaret ederek yanlış yaptıklarını, bu emirnamenin Girne’yi tamamen yok edeceğini anlattık ve iptalini istedik. Bu arada medyaya çıkarak halka bilgi vermeye ve halkı uyandırmaya başladım. Halkımıza, “Lütfen uyanın yoksa binalar yükselmeye başladığında konunun vahametini anlayacaksınız ama iş işten geçmiş olacak” diye defalarca seslendim. Durmadım, başta rahmetlik Denktaş olmak üzere bütün parti başkanlarına, sivil toplum örgütlerine konuyla ilgili bilgi vermek ve destek bulmak için seri ziyaretler yaptım, kapı kapı dolaşarak… Sayın Denktaş, Hakkı Atun, Mehmet Ali Talat, Mustafa Akıncı, Serdar Denktaş, Ferdi Sabit Soyer ve birçok sivil toplum örgütü açıklamalar yaparak yanımızda yer aldılar. Bununla da yetinmedim, halkı sokağa döktüm, Girne’de miting yaptık, yürüdük yollarda. Bu arada kabine değişti Sayın İrsen Küçük Başbakan oldu… Yine Girne Belediyesi dışlanarak, hiç haberimiz olmadan İrsen Küçük hükümeti ve yanılmıyorsam dönemin İçişleri Bakanı Sayın Çavuşoğlu, bir günde yeni bir düzenleme yaptılar. Gökdelen emirnamesi değiştirildi ve 10 kat sınırı getirildi. Bununla ilgili de yine yeni bir mücadele başlattım. Bir şehrin kaderiyle böyle gayri ciddi oynanmaması gerektiğini, bir bakanın iki dudağı arasında padişah buyruğu gibi emirname yayınlamanın doğru ve yasal bir yetki olamayacağını iddia ederek avukat Tahir Seroydaş ve diğer hukukçularla günlerce hazırlanarak Anayasa Mahkemesi’ne konuyu taşımak kararı aldık… Bu eylemi gerçekleştirmek içinse yasal prosedür gereği, hiç istemediğim halde Meclis kararlarına da uyarak, çok saygı duyduğum bir değerli insanı üzmek pahasına yasal süreci başlattım… Amacımız emirnamelerin Anayasa’ya aykırılığını ispat edip, emirname düzenlemelerini ortadan kaldırmak ve imar yasalarıyla şehirlerin önünü açmaktı… Bu arada hükümet değişti umutlandık. Şehircilik Dairesi Müdürü’yle oturduk ve imar yasaları yapılıncaya kadar, Girne’nin zarar görmemesi için yeni bir düzenlemeyi kaleme aldık… Şimdiki belediye başkanına gelince, kesinlikle birkaç kez basın yoluyla benim Girne İmar Planı’yla ilgili söylediklerimin aynısını kamuoyuna söyleyerek, hiçbir şey yapmadan bu gidişata seyirci kalmayı tercih ediyor… Bir günah daha işledi Girne için Sayın Belediye Başkanı, açtığımız ve belli bir noktaya gelen emirnamelerin iptaliyle ilgili davayı geri çekerek, yasal mücadeleyi de durdurdu… Şimdi soruyorum, bu gidişatın yanlış olduğunu şehircilik, hükümet, belediye ve sivil toplum örgütleri görüyor ve biliyor… Basın konuya yeterince ilgi göstermiyor nedense… Bu felaket çanları, Girne için çalmaya devam ediyor… Sizin gibi duyarlı basın mensupları konuyu zaman zaman gündeme taşıyor ama yeterli olamıyor… Ben ve benim gibi sesiz çoğunluk bağırıyoruz sesimizi duyuramıyoruz. Bu işi gündeme taşıyacak olan belediye ise sessiz, Şehircilik Dairesi ve hükümet duyarsız. Güzel Girnemiz elden gidiyor, sorumlu kim, kim kurtaracak? Lütfen susmayın, sonuç alınıncaya kadar, her gün yazın. Yoksa Girne bittikten sonra, bağırmak da fayda etmeyecek…” Sümer Aygın (Girne Belediye eski Başkanı)…

YERİN KULAĞI VAR
YA GELİRSE NE OLACAK: Cumhurbaşkanı Eroğlu sürekli, gelmeyeceğini bildiği için Rum Yönetimi Başkanı Anastasiadis’e masaya dön çağrısı yapmakta, hatta kendisinin masada olduğunu söylemektedir. Olmaz ya, Anastasiadis’in Eroğlu’nun çağrılarına olumlu yanıt verdiğini ve masaya döndüğünü düşünelim. Peki ama Sayın Eroğlu masada neyi görüşecek? İmzaladığı 11 Şubat 2014 Ortak Belgesi’nde yazılanları mı, yoksa köylerde propaganda yaparken söylediklerini mi…
CTP’NİN SOSYAL ADALETİ: Sosyal Sigorta emeklisinin 28 TL artışa layık görülmesini eleştirmiştik ya, Maliye Bakanı Zeren Mungan buna yanıt olarak, Sosyal Sigortaların devlet tarafından yönetilmeyen bir fon olduğu için HP uygulamasının dışında tutulduğunu söylemiş. Yazık… Sadece bakış açısına üzüldüm. Çok defa yazdım, bir kez daha tekrar edeyim, bu ülkede sosyal adalet yoktur ve bu gidişle olmayacak da. “Emeğin iktidarı”nın yapması gereken ilk iş, memurla işçiyi hiç olmazsa emeklilikte eşitlemek olmalıydı. O işçi ki, devlete memurdan daha fazla katkısı var. Maalesef gördüğünüz gibi öyle bir niyet yok. Onlara göre, devlete bağlı olmayan, başka bir dünyanın insanı… Korunması, kayırılması, gelir düzeyinin arttırılması bu devletin işi değil…
DÜN DÜNDÜR MANTIĞI: Dün muhalefette şikayet ettiğiniz şeyleri, iktidara gelince siz yaparsanız, bakanlık da basarlar, Meclis’in kapısını da kırarlar. Bizim ülkedeki siyaseti bir türlü anlayamıyorum. Daha düne kadar bir başka partinin yaptıkları için sokağa dökülürseniz, iktidara geldiğinizde aynı uygulamaları yapmayacaksınız. Yok eğer yapıyorsanız, dün yaptığınızın yanlış olduğunu kabul edeceksiniz…
GÜN BUGÜNDÜR: Her seçim birilerinin menfaat peşinde koştuğu günlerdir. Seçmen, destek vereceği adaydan işinin halledilmesini, bazıları ise destek karşılığı maddi destek ister. Yani seçimleri kendi hanelerine bir rant olarak yazmak isterler. Yoksa kimin kazanacağı onların pek umurlarında olmaz. Çünkü ne fikirleri, ne de inandıkları ideolojileri var. Ne yazık ki bugünlerde, etrafta böylesi insanlar o kadar çok ki… Ne zaman ki onlara, “Oyun da, desteğin de senin olsun” diyebileceğiz, işte o zaman adam olacağız…
ECZACILAR DERTLİ: Eczacılar, çok bilinen bir şikayetin son dönemde sıklaştığını söylüyorlar. Reçetesiz satılan ve hafif miktarda uyuşturucu yan etkisi olan öksürük şurupları meselesi. Özellikle de üçüncü ülkelerden gelen gençler, eczanelerden bu şurupları istiyorlar, verilmeyince de zor kullanmaya kalkışıyorlarmış. Eczacılar, ne için istediklerini bile bile satmak istemiyorlar. “Etik değil” diyorlar. Hatta çoğu raflardan bu şurupları kaldırmışlar. Ancak çare değil şüphesiz. Yapılacak hiç mi bir şey yok…
KAFALAR DEĞİŞMEDİKÇE: 15 gün kafamız rahatlamıştı. Ancak şubat tatilinin ardından, okulların yeniden eğitime başlamasıyla birlikte, okullardaki sıkıntılar ve eksiklikler yine gündem oldu. Müdür, müdür muavini, öğretmen, sekreter ve hademe. Bu saydığım branşlarda tam 285 eksik varmış. Bu yüzden bir bakan istifa etmiş, yerine yenisi gelmişti, sırf koltuk boş kalmasın diye… Her şey aynı hamam, aynı tas devam ediyor…

ZİRVEDEKİLER
Lefkoşa Türk Belediyesi: Başkent trafiğinin en yoğun yaşandığı bölge olan Dereboyu’ndaki karmaşayı bitirmek için ilk adım atıldı. Tali yollardan ana caddeye çıkışın azaltılmasına yönelik olarak, belirli noktalara trafik işaretleri yerleştirilip belli saatlerde caddeye çıkış engellenecek. Aslında yıllardır yapılması gereken bu uygulama geç de olsa LTB tarafından 23 Şubat itibarıyla hayata geçiriliyor. Katkı koyan herkese teşekkürler…

DİPTEKİLER
Yine Partizanlık: Altı üstü bir müdür muavinliği. Siyasi kademe değil, terfi… Doğal olanı liyakate bakılarak yapılması. Zaten Kamu Görevlileri Yasası da, mecbur olmadıkça vekaleten atama yapılmasına izin vermiyor. Önceki de aynı yolla atanmış. Terfisi vekaleten… Şimdi gelen de, keyfi bir şekilde onu görevden alıyor, başkasını atıyor. Her devirde illa partizan ataması yapılacak. Onlar ki, muhalefette oldukları dönemde, liyakati, partizanlığı dillerinden düşürmezler. Boşa konuşuyoruz…