Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

BAKTILAR, OLACAK GİBİ DEĞİL…

Toplumsal baskı olmasaydı, şu pandemi dönemi çok daha kötü geçecekti. “Aman önümüzde seçim var” korkusuyla, ona buna kıyak yapsınlar diye aldıkları birçok karar, toplumsal baskıyla, hekimlerin baskısıyla geri aldırıldı.

İşte bir tanesi de şu 3 gün kararıyla, karantina ücretleri konusu. Hiç yazmadıysam on kez yazdım. Bütçesi milyar milyar açık veren, onbinlerce insanı işsiz kalan, binlerce dükkanı kepenk kapatan sıfırı tüketmiş bir ülke, neden elindekini avucundakini keyfi yurt dışı seyahatlerin karantina faturasına yatırır? “Ne hakkınız var benim vergilerimi buraya harcamaya” diye sordum defalarca. İşçi getiren işçisinin, keyif için gidip gelen kendinin faturasını bir zahmet ödesin. Akıl var, mantık var…

Her ay yüz milyonlarca karantina parası ödenmeye devam edildi. Sağlık Bakanı daha geçen hafta bir televizyonda, var olan uygulamayı savunuyordu, “kim ne derse desin” falan diyerek.

Öğrendik ki, Bilim Üst Kurulu şu son kararını Bakan’ın önüne koymuş ama Bakan onu da birkaç gün bekletmiş. Ta ki yoğun bakıma alınanlarla vaka sayıları artana kadar… Önce “kim ne derse desin devam edecek” denilen 3 günlük free takılmalara son verildi. Baktılar gördüler ki, bulaş bunlardan artıyor. İkincisi, her ay milyonlarca lira karantina parası ödeyemeyeceklerini gördüler, onu da kaldırdılar…

Neden bunlar baştan yapılmaz? Neden ısrarla halk sağlığı tehlikeye, bütçe zora sokulur. Hem siyasi hem ekonomik akıl ne yapılması gerektiğini söylediği halde… En basit tabiriyle, kötü yönetimden.

Kimdi üç günlüğüne gelenler? Malum. Nasıl bir bağımlılıktı ki, her şeye rağmen sürdürüldü. Ya işçiler? Çalışma izinli işçinin karantinasını niye devlet ödesin? İşçiyi getiren niye ödemedi? Yukarıdaki sebepten.

Eğri gemi doğru sefer diyeceğim de keşke bu kadar batmadan önce alabilselerdi bu kararı.

Şimdi sade vatandaş bunu bir kenara yazmadı mı? Öyle bir yazdı ki, hem de karakalemle…

Kim bastırdı, kim teslim oldu hepsini biliyor bu toplum…

 

İSTESE KURARDI…

Tufan Erhürman’ın bir hükümet kurması ihtimali birçoğunu fena halde korkutmuş anlaşılan. Görevi iade ettiğinde teneke çalanlar oldu.

Aslına bakarsanız, kuramaz mıydı? Sayısı bol bol yeterdi. Partileri asgari müştereklerde buluşturması da zor değildi. Bazı milletvekillerinin etik olmayan açıklamaları pazarlık olarak görülür, yasal ama etik olmayan hükümet kurulabilirdi…

Ama hocanın söylediği “böyle bir hükümet güven ve istikrar sağlamazdı” sözüne kimse itiraz edemez. Kurulan bir gecekondudan hayır gelmezdi. Altı üstü 10 aylık bir süre hükümet edeceklerdi. Geçici yani. “Dişimizi tırnağımıza takalım başarılı olalım” deseler bunun partilerine dönüşü de doğal olarak pozitif olacaktı. Yapmadılar…

Her neyse, son turların oyun bozanı HP artık gider, ta baştaki senaryosunu uygulamaya koyar, UBP ile hükümete devam eder. Çünkü her ikisi de fena halde sıkışmıştır. Elleri diğer partiler kadar rahat ve temiz değildir. Ülkenin bugüne gelmesinde başlıca sorumlu kendileridir ve kaçacak yerleri yoktur.

UBP ile ilgili her ne şikayetleri varsa, son 1,5 yılda yaptıkları gibi susar, içlerine sindirirler. Hele de önümüzde yine bir seçim var, UBP’nin yeni seçim odaklı politikaları devreye koyacağı açıktır. İstihdamlar kaldığı yerden devam eder, imar planı askıda kalır, borç üstüne borç alınır, devlet arsaları kiralanır, HP de çıkıp medyaya şikayet etmekle yetinir, devam eder gider…

Bence de en iyisi bu. Bir seçim öncesi kendilerini unutturmamış olurlar. Son güne kadar ne yapacaklarını izler ona göre sandığa gideriz.

Kimsenin aklında ‘Bu hükümet ne yapar, ne yapmaz’ diye bir düşünce yoktur. Yaptıkları yapacaklarının teminatıdır…

 

YERİN KULAĞI VAR

KENDİLERİ AKILLI, BİZ APTAL:

HP’nin liderinden bahsediyorum. Aslında UBP ile bir hükümete dünden razı olan Özersay, sırf toplumsal baskıyı önlemek için partisini, CTP ile de görüşürmüş gibi yapıp hepimizle dalga geçti. Niyeti, gelecek tepkileri azaltmak, zaman kazanıp esas niyetine, yani UBP ile bir hükümete zemin hazırlamaktı. Zaten dörtlü koalisyon görüşmeleri sürerken gizliden gizliye UBP ile de görüşmeler yaptıklarını bilmeyen yok. Hani kendileri akıllı, bizler aptalız ya. Bırakın öyle bilsinler…

 

SAHNE SİZİN:

“Türkiye dörtlü hükümete karşı”, “UBP’nin içinde olmadığı bir hükümet kurulursa, Türkiye para vermez” algısını yaratanlar; bakın istediğiniz oldu, meydan size kaldı. Parti başkanı bile seçilememiş bir Başbakan ve sözde istifa etmiş bir Başbakan Yardımcısı. Kurun artık bu hükümeti bir an evvel ki, para muslukları açılsın, siz de biz de rahat edelim…

 

SORUMLUSU HP’DİR:

Gülşah Manavoğlu 4’lü hükümeti CTP’nin kararsızlığına bağlamış. Sen karşındakine güven vermezsen o da o hükümetin iş yapıp yapamayacağı konusunda kararsız kalır tabii. CTP’nin de DP’nin de TDP’nin, hatta YDP’nin tutumuna karşı, HP’nin yaptıkları. Sorumlusunuz, kabul edin. Siz yurt dışı seyahatlerde bile vekaleti Başbakan Yardımcısı’na değil, Sağlık Bakanı’na vermesini içinize sindirdiniz. O da kaçarken, ülkeyi Başbakansız bırakma cesaretini gösterdi. Sadece bunun için bile sorumlusunuz…

 

GÖRELİM BAKALIM:

Büyük bir olasılıkla Tatar hükümet kurma görevini bugün Ersan Saner’e verecek ve 15 günlük hükümet kurma turları yeniden başlayacak. Aslında bu turlar iş ola yapılacak çünkü, açıklanmasa da UBP-HP hükümeti el altından çoktan kuruldu deniyor. Benim merak ettiğim HP’nin dörtlü hükümete götürdüğü “kabine teknokratlardan oluşsun, parti başkanı ( ki UBP’de zaten yok) Başbakan olmasın” önerisini UBP’li dostlarına da sunmuş mu acaba?

 

HERKES ÇIKARINA GÖRE KONUŞUR:

Şimdi sosyal medyada, karantina parasına itiraz edenlerin, devlet memurlarına saldırısını izliyoruz. Ne yanlış ne çarpık bir düşünce. Sadece Mart-Ağustos arası 13 milyon lira karantina parası çıktı maliyeden. 1 Temmuz sonrası, özellikle 14 günlük karantina sürecinde bu miktar katlanarak arttı. O parayla işini kaybedenlere daha çok yardım yapılması daha mantıklı değil miydi? Bunu bile düşünemiyorlar…

 

İSTENİRSE KAYNAK ÇOK:

Devrim Barçın hatırlattı; “Maliye Bakanlığı’nın, yıllardır Vergi Dairesi’ne yazılıp karşılıksız çıkan çeklere yönelik, yasalara aykırı bir şekilde hiçbir hukuki işlem başlatılmadığını biliyor musunuz ?”… Ayrıca her yıl gazetelerde sayfa sayfa yayınlanan vergi listelerinde ödenmesi gereken vergilerin de

birçoğunun sadece sayfalarda kaldığı, devlete ödenmediği iddia ediliyor. Eminim benim gibi çoğumuz bilmiyorduk. Bir de kaynak yok diyorlar. Devlet alacaklarına sahip çıksa borç alan devlet değil, borç veren devlet olacağız ama nerde…

 

ERKEĞE SEÇİLME HAKKI YOK Kİ:

5 Aralık, “Dünya Kadın Hakları Günü’ydü”. Dünyanın birçok ülkesinden önce 1934 yılından beridir Atatürk sayesinde Türkiye’de kadına seçme ve seçilme hakkı tanınmıştır. Çok özendiğimiz İsviçre’de bile bu hak, ancak 1971 yılında tanınmıştır. Yıl 2020 ama UBP’de bırakın kadını, erkeğe bile hala daha özgürce seçilme hakkı tanınmıyor. İlle de birilerinin onayını almak gerekiyor, “adayım” diyen zorla çektiriliyor.…

FOTO GÜNDEM: Avrupa Parlamentosunun Macar Milletvekili Marton Gyöngyösi, “Türkiye AB için son derece önemli” dedi; göçmenler, Kıbrıs, Doğu Akdeniz, Orta Doğu ve Kuzey Afrika’daki krizlerin de Türkiye olmadan çözülmesinin çok zor olduğunu söyledi. Doğu Akdeniz krizini Kıbrıs sorununa bağladı, bunun da Kıbrıs Türklerinin adada eşit hakka sahip olduklarının kabul edilmesinden geçtiğini vurguladı. Arada gerçekleri görenler çıksa da, Avrupa, Türkiye’yi uzaklaştırmakla hem Türkiye’ye hem de kendi çıkarlarına verdiği zararın hala farkında değil. Fransa’nın kuyruğunda tam bir kısır döngü…

Marton Gyöngyösi
Marton Gyöngyösi