Köşe Yazarları

Bakalım bu ikili imzalarına sadık kalabilecekler mi


Yeni bir protokol, kısmi de olsa sonuçta bir protokol ve dört bir taraftan yükselen protesto sesleri.

Adı yeni, ancak yeni olan çok bir şey yok içinde.

Dikkat çeken farklardan biri, Toplu İş Sözleşmelerine getirilen kısıtlama.

Ki buna bizzat en dar dönemde Kıb-Tek çalışanlarına yeni menfaatler sağlayan toplu sözleşmenin sebep olduğu söylenirse yanlış olmaz. Kıb-Tek’in batak haline bakmadan zaten yüksek olan maaşlara getirilen artış ve bunu hükümetin onayı olmadan yapılmamış olması kamuoyunda da tepkiyle karşılanmıştı.

Diğer bir fark; Kooperatif Merkez Bankası’nın banka faaliyetleri ile kısıtlanması ve iştiraklerin elden çıkarılması, diğer küçük kooperatif bankalarının da “banka” kimliğine geçmesi.

Bu da bankalar krizinden sonra çıkarılan yeni Bankacılık Yasası’nın bir emriydi aslında.

Ancak Kooperatif  Bankaları, aynı zamanda Kooperatifler Yasası’na da bağlı olduğu için bunca zaman görmezden gelinmişti. Şimdi yasanın gereği yapılıyor.

Ha burada dikkat edilmesi gereken, elden çıkartma sürecidir. Sonuçta bu bir özelleştirme olacak, onun için de doğru bir ihaleyle yapılması şart.

Bizlerin dört gözle izlememiz gereken bu.

En çok eleştirilen, Kıb-Tek’in fonksiyonlarının ayrıştırılması, Telekomünikasyon ve limanlarda kamu-özel işbirliği hedefleri, hiç yeni değil. Hatta ta 2013’den beri Kıb-Tek’in bazı görevlerinin özelleştirilmesi kayda geçmişken, bu kez böyle bir ifade yok.

Bana göre, devlet artık bu alanlarda yeni yatırım yapamadığı için çağdaş hizmet de veremiyor.

Bunları defalarca yazdık, konuştuk. O nedenle yine düzgün işbirliklerine hiç de karşı değilim. Sade vatandaşın da öyle aman aman bir tepkisi yok. Aksine insanlar adam gibi işletilmesi, çağdaşlaşması taraftarı.

Bu devirde hala kapalı sistem, devletçilikle mandıradan öteye gidemeyeceğimiz, o özendiğimiz ülkelerdeki kaliteli hizmete ulaşamayacağımız kesin.

Diğerleri bildik maddeler.

Ve onlar da ağırlıklı olarak on yıllardır altına imzalar atıp, kaynaklara ulaştıktan sonra  yapmadıklarımız.

Zaten yapmış olsak, bugün kamu maliyesi de, kamunun idaresi de, ülke ekonomisi de bu kadar kırılgan, bu kadar zayıf olmazdı.

Sendikalar hep bir ağızdan bağırıyor. Onların görevi bu.

Olaya kendi taraflarından bakacaklar, daha önce de gündeme gelen aynı maddeler için defalarca bağırdıkları gibi bağıracaklar. Önemli olan zümresel değil, kamusal çıkarlar, toplum yararı…

Protokolun içinde eksikler var mı? Var tabii. Örneğin, verginin tabana yayılmasından söz eden maddede harçların artırılması var ama mesela gerçek gelirlerinden vergilendirilmeyenler için, ha bire teşvikler alıp köşeleri dönenler için somut söylemler yok. Kurumlar için bir bir isim ve detaylar verildiği halde, bu konularda detay yok. Hem de tek kurtuluşumuz olduğu halde yok, yine yok.

Geçmiş protokolda öngörüldüğü halde, kendi gelirlerimizle ödediğimiz bazı kalemler için gelecek olan para, belki bütçe açığını biraz düşürecek ama, protokolün ana teması, cari giderlerimizi kendimizin sağlaması. Hükümetin en büyük görevi de burada başlıyor. Adam gibi bir enflasyon mücadelesi, gelir artırma planı ve tasarruf planı acil. Protokolde bunlar da yok tabii.

Sonra, çılgın bir nüfus akışıyla karşı karşıya olan ülkenin yerlerde sürünen sağlık ve eğitimi için öngörüler yetersiz.

Ama mesela, bir Genel Sağlık Sigortası hedefi bilmem kaçıncı kez protokolde. Nihayet çıksa fena mı olur. Aksine herkes dört gözle çıkmasını bekler.

Ya da okul öncesi eğitimde tam güne geçilmesi… Olması gereken değil midir?

Kayıt dışılıkla mücadele, belediyeler yasası, e-devlet, tasarruf; tüm bunlar zaten bir protokol olmasa da devletin yapması gereken ama bir türlü yapmadıkları değil mi? Kamuya geçici işçi alımının, değil 2019 sonuna kadar, daimi olarak durdurulması gerekmez mi?

En azından yine bir zorlama ile belki yapısal sakatlıklara bir ölçüde son verilebilir.

Hepsi yine takvimlendirilmiş. İş, bizimkilerin performansına ve siyasi iradesine kalıyor. Bakalım bu yeni ikili, yani Tatar-Özersay ikilisi, öncekilerden farklı olarak, altına attıkları imzanın ve mali politikalarda ülkenin temel ihtiyaçlarının gereğini yapacaklar mı?

Yoksa hem enflasyon, bütçe açığı, tasarruf konularında hem de protokol maddelerinin uygulanması konusunda geçmişte olduğu gibi kulaklarının üstüne yatıp, kısa bir sürede yeni krizlere mi neden olacaklar.

Önlerinde sadece 5 ay var. Diğer taraftan malum, seçimin ayak sesleri duyulmaya başlandı… Seçimler iş yapmamanın bahanesidir.

Bahanelere sarılmadan görevlerini yapacaklar mı…

Göreceğiz…

YERİN KULAĞI VAR

PROTOKOL KİMİN ESERİ:  

Türkiye ile imzalanan protokolü kimse sahiplenmek istemiyor. İktidar, “dörtlü hükümet tarafından hazırlandı” derken, CTP lideri Tufan Erhürman, “imzalanan protokolde önemli ölçüde farklılaşan noktalar olduğunu” iddia ediyor. Her iki hükümette de görev alan HP ise, “Yeni protokolün, eskisine göre daha iyi” olduğunu söylüyor. Bir inkardır gidiyor. Halbuki hepsinin de hazırlanmasında payı vardır ve hepsi de imzalamaya hazırdı. Ama imzalar atıldıktan sonra, öksüz çocuğa dönüyor. Hayırlısı…

AMAÇ BELLİ:

Yeni protokolde din işlerine ayrılan kaynak, sağlık ve eğitime ayrılan paradan daha fazla. Öyleyse, toplum olarak bize layık görülen, daha az sağlık ve daha düşük bir eğitim olanağı, dini bütün bir genç nesil yetiştirmek mi? İktidar partilerinden HP milletvekili Jale Refik Rogers da buna dikkat çekmiş.

O DA DERT Mİ?:

Eski Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Türkiye ile imzalanan beş aylık protokolde, “bütçe açığının nasıl kapanacağına yönelik” bir yol haritası olmadığını söyledi. Hatırlayacaksınız dörtlü hükümet bütçenin 850 milyon açığı olduğunu söylerken dönemin muhalefet partisi UBP, bu açığın nasıl kapatılacağını sorgulamıştı. Şimdi aynı soruyu onlar sormak lazım. Zam mı? Galiba öyle…

BİZE İYİLİK Mİ YAPTILAR?:

Dışişleri Bakanı Özersay Bakanlar Kurulunda “akaryakıt fiyatlarına 14 kuruşluk zam yapılması gerekirken yapmadık” diyerek toplumu ne kadar çok sevdiklerini anlatmak istedi herhalde. Sağolun da, bu zammı yapmadığınız için ortaya çıkacak açığı nasıl kapatacaksınız acaba? Çok basit yeni dolaylı vergilerle tabi. Duyan da bizi çok düşünüyorlar sanacak…

TUHAF BİR DURUM:

Arabasının bagajında ölü bulunan Afrikalı gencin, kaybolduğu gün gittiği evin etrafındaki kan lekeleri kendisine ait çıkmış. Tuhaf. Bu çocuğun kaybolduğu, bir hafta önce polise bildirildi. Gidebileceği yerleri arkadaşları söylüyordu. Polis o apartmanı neden ceset bulunduktan sonra tespit etti? Ya da o apartmanda oturanlar böyle korkunç bir kavgayı hiç mi duymadılar, etraftaki kan lekeleri kimseyi rahatsız etmedi mi? Her açıdan ihmallerle dolu…

LÜTFETMİŞ:

Dedik ya Anastasiadis bugünlerde çok sıkışmış durumda. Sadece güneyden değil, AB’den de Kıbrıs konusundaki bitmek bilmeyen şartlarından ötürü tepki görüyor. Özellikle en az Rumlar kadar hakkımız olan doğal gaz konusunda BM Genel Sekreteri’ne yazdığı mektupta, Kıbrıs sorununa ilişkin müzakerelerin son aşamaya gelmesi durumunda, Kıbrıs Türk tarafına, doğal gazdan sağlanacak gelirlere ilişkin ek güvenceler verilmesi hakkını saklı tuttuğunu belirmiş. Beyefendi lütfetmiş, sanki de  iane veriyor…

ZİRVEDEKİLER

Jale Refik Rogers ( HP Milletvekili): “İktisadi ve Mali İşbirliği Anlaşması’nda içime sinmeyen noktalar var. Özellikle memleketin ihtiyaçları ve öncelikleri açısından sağlık ve eğitim alanında görmek isteyip göremediklerim, eski eserlere, çevreye veya sağlığa ayrılan hibenin din işlerinden daha az olduğu kalemler bu toplumun bir bireyi olarak beni rahatsız ediyor…”.

 DİPTEKİLER

Girne Yakında Pisliğinde Boğulacak: Girne Belediye Başkanı, arıtma tesislerinin yetersizliğinden yakınıyor. Daha bu on katlı, yirmi katlı devasa binalar yapılmadan önce de yetersizdi, zaman zaman atık sular denize akıtılıyordu. Girne’yi betona çevirirken utanmadılar da, en azından bir düzenleme yapıp, alt yapı maliyetini bu inşaatlardan çıkartsalardı. Onu da yapmadılar. Şimdi hep birlikte pisliğe boğuluyoruz. Başkan çaresiz, Girne’nin hala kanalizasyonsuz turistik bölgelerine yatırımı da unutmuş, acilen arıtma talep ediyor. Böyle olacağı belli değil miydi?

 

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Göz Atın

Kapalı
Başa dön tuşu
Kapalı