Köşe Yazarları

Ateş evimize düşmeden harekete geçemeyecek miyiz?







Sel felaketi raporunun arkasından, önceki gün yine benzer bir nedenle meydana gelen ölümlü trafik kazası da aklımızı başımıza getirmezse, daha adam olmak için neye ihtiyacımız var acaba?




Rapor açıklandıktan sonra gördük ki, Girne-Lefkoşa yolunun özellikle de felaketin olduğu Ciklos bölgesinde yapılan yol tamir çalışmaları nedeniyle oklar Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı Tolga Atakan’a çevrildi.



Bakan, neredeyse günah keçisi ilan edildi. Çoktandır “Kaynağımız yok, bittik” diyen Bakan da, son trafik kazasının üstüne, anladığımız kadarıyla Bakanlar Kurulu’nda sesini yükseltmek zorunda kaldı.

Diyeceğim şu ki, bugün bu olayda bu bakanı, yarın bir başkasında başka bir bakanı suçlu ilan etmek, kendimizi avutmaktan başka bir şey değil.

Eleştireceksek, bunca yılın ihmalini eleştirmeliyiz.

Sağa sola para saçıldığı zamanlarda bile, yol güvenliğinin ciddiye alınmaması, iklim değişikliğinin mevzuatımıza bir türlü girmemiş olmasını, bu ülkenin sınırları içinde yapılan bir imar işinde kendi birimlerimizin yasal olarak sorumluluk dışında tutulmasını, menfezlerin Allah’a emanet bırakılmasını…

Bunların tek suçlusu Bakan Atakan olabilir mi?

Dün de yazdım, geçmişte Ersan Saner neredeyse New Jersey Bakan olarak anılırdı. Ne oldu? Tüm bölünmüş yollara korkuluklar yapılacaktı falan. İnsanlar bu yüzden ölmeye devam ediyor…

Çünkü bu ülkede vatandaş öncelikli bir siyaset yok. Çünkü bu ülkede çağdaşlık öncelikli bir siyaset yok. Çünkü bu ülkede 1,5 yılda bir hükümet değişiyor. Çünkü bu ülkede, alt yapı yatırımı yapacak gelir yok…

Oysa, hepsini, ama hepsini halletmek mümkün.

Önce kafa yapın değişecek.

“Türkiye versin, çiftçiye dağıtayım; Türkiye versin turizmciye dağıtayım”la kalmayacaksın.

Biliyorum bunlar oy deposu. Ama ya halkın geneli? Onlar da yollarda telef olup gitsin….

İkincisi, ben bu şartlarda gelirimi nasıl artırırım diyeceksin. Çaresiz olmadığını kabul edeceksin. Kaynakları devreye koyacaksın, cesaretle… Korkma elin yanmaz. Korkma, kimse de buradaki trilyonluk altın yumurtlayan tavuğunu bırakıp kaçmaz.

Bu ülkede dönen korkunç miktarda paradan payını gerçek oranda almaya karar vereceksin.

Çünkü o para, bu halkın hakkıdır.

Vatandaşa dağıt demiyor sana kimse. O para basan sektörler ilaçsa, o ilacın yan tesiri alt yapının yetmez hale gelmesidir. Demek ki, yan tesirini de o ilaçla gidereceksin. Nüfusu artıran, yolları, hastaneleri, okulları yetmez hale getiren her neyse, sen onları geliştirmek için bu parayı o sektörlerden çıkaracaksın. Bunun başka yolu yoktur.

Önceki günkü “4 Gencin, Devletin İhmali ile Gittiği Ortaya Çıktı” başlıklı yazıma, sel felaketinde hayatını kaybeden gençlerden biri olan Günay Kandaz’ın annesinden yorum geldi.  “Herkes kendini düşünür, ateş düştüğü yeri yakar” diyor ve sebep olanlara ah ediyordu. Söyleyecek bir şey bulamadım. Sadece, birlik olmaz, sesimizi çıkarmazsak, böyle devam edeceğini söyleyebildim.

Ateş evimize düşmeden harekete geçemeyecek miyiz? Bunlar burada siyasetin çirkefliğinde birbirlerini suçlamaya devam ederken, “Durun, yeter artık, yapmanız gereken bellidir, yapın ve susun” demediğimiz sürece, bir şey değişmeyecek…

Ne zaman bu kadar miskin olduk biz? Ne zaman bu kadar tepkisiz, örgütsüz hale geldik?

Madem ki siyasetten umut yok, yüzlerce sivil toplum örgütü var. Bunlardan birkaç tanesi, sağı solu, hep birlikte, net taleplerin alt alta yazıldığı bir manifesto çıkartsa, örgütlenmeye öncülük etse, bu halk arkalarından gidecek.  Ta ki siyaset, okula, hastaneye, yola yatırım yapana, devlet gelirlerini ona buna bağışlamaktan vazgeçene kadar.

Suçluyuz, hepimiz, sustuğumuz için. En az siyasiler kadar….

 YERİN KULAĞI VAR

6 ARTI:

Cumhurbaşkanlığı için adaylığını ilk açıklayan CTP Başkanı Erhürman oldu. YDP Başkanı Arıklı ise yeni yıl sonrası açıklayacağını söylemişti. UBP’de henüz resmen açıklanmasa da, adayın Ersin Tatar olacağı kesin. HP’de de durum farklı değil. İki gündür sosyal medyadaki paylaşımlarıyla Özersay’ın adaylığını ilan ettiler bile. Serdar Denktaş da yeni yılı bekliyor ama, aday olma ihtimali oldukça yüksek. Cumhurbaşkanı Akıncı, açıklamasa da doğal aday. Zaten seçim çalışmalarına çoktan başladı bile. Bu hesapta bağımsız olabilecekler hariç, en az 6 adaylı bir seçim bizi bekliyor…

 ZOR YIL:

Fileleftheros gazetesi, Berlin’deki görüşmenin sonuçlarının bile rafa kalktığını, müzakere masasına oturmaya ne niyetleri, ne de istekleri olduğunu yazarak 2020 yılının Kıbrıs sorunu konusunda da zor geçeceğini iddia etti. Zaten ekonominin ve geçim şartlarının bu yıla göre çok daha zor geçeceğini biliyoruz da, buna bir de Kıbrıs sorunu eklenince, yeni yıl için umut bağlayacağımız bir şey kalmıyor…

PAPAZA BAK:

Başpiskopos Hrisosotomos Noel mesajında, “Kıbrıs ve Yunanistan,  sorunumuzun çözümü için yön değişikliği konusunda büyük bir karar almalıdır” demiş. Yol değişikliğinden kastı, “yeni bir savunma doktrini”. Silahlanalım diyor açıkça. İki toplumlu görüşmelerin de, ülkeyi istikrarlı bir şekilde Türkleştirdiğini iddia etmiş. Papaz’ın vaazları, okullarda ders diye okutuluyor…

FAZLA SÖZE GEREK YOK:

İngiliz “Legatum” kurumunun her yıl yaptığı vatandaşların refahı konusundaki araştırma neticesinde, Güney Kıbrıs 2019 yılında, 167 ülke arasında 34’üncü sırada yer almış. Geçen yıla oranla güneyin refah seviyesi iki basamak artmış. Bizde durum ne diye sorarsanız onun cevabını zaten Sayın Başbakan verdi, ülke en güzel dönemini yaşıyor, farkında değil misiniz? Tuhaf…

NEYE YARAYACAK?:

Meclis’in AB uyum yasalarıyla ilgili komitesi, “Tüketicilerin Korunmasına İlişkin Gıdaların Resmi Kontrolü ve Hijyen Yasa Tasarısı’nı oy birliğiyle kabul etti. Gıda güvenliği için Avrupa Birliği kurallarına uyumlu mevzuatın yürürlüğe girmesi ve etkin denetimlerin hayata geçirilmesi amaçlanıyor. Şu anda da AB uyumlu olmasa da, değişik yasalar altında benzer kurallar zaten var. Konu gelip, denetime takılıyor. Daha doğrusu denetim yetersizliğine. Şimdi bu yasayla, müfettiş eksiği mucize bir şekilde giderilecek mi? Yoksa acil olan, bir Hal Yasası’nı halledip, tüm sorunu tek noktadan çözmek miydi?

DİK DURUŞ:

En basit bir imar planı konusunda bile şakın ördek misali ne yapacağımızı, nasıl yapacağımızı bile bilemiyorsak vay ki ne vay… Mağusa-İskele-Yeniboğaziçi İmar planından bahsediyorum. Bir yılı aşkındır yap boz tahtasına çevirdiğimiz, her kafadan bir sesin çıktığı planla ilgili olarak hükümet başka, partiler başka, belediyeler, müteahhitler başka, menfaati olanlar bir başka konuşuyor. Devlet dediğin tüm paydaşları dikkate alır ve en önemlisi ülke çıkarları neyi gerektiriyorsa onu yapar ve yaptığının da arkasında durur ve rezil olmaz…

ZİRVEDEKİLER

Loucas Charalambous (Gazeteci): “Eğer biz Kıbrıslı Rumlar, 21 Aralık 1963 olaylarının tarihimizde oynadığı rolün farkına varsaydık, Yahudi inancı üyelerinin Solomon tapınağının yıkıntılarında yaptığı gibi, her yıl bugün Lefkoşa’daki Venedik duvarlarını çevreleyen hendeğe gidip (ismini ‘ağlama duvarı’ olarak değiştirmiş olmamız gereken) başımızı bu duvara vuruyor olmamız gerekirdi. Tarihte başka hiçbir ülkede buna benzeyen bir olay yoktur. O gün, devletin başı, düzensiz ve yasadışı bir ordu kurup silahlandırarak kendi devletine saldırdı ve yok etti. Birkaç saat içinde onu iki parçaya ayırdı…”.

 

 

DİPTEKİLER

Sorumlu Kim?: Bir devletin, kendi vatandaşının yaşam hakkını korumak, vatandaşına yaşanabilir bir ortam sunması, olmayan bariyeri takması için 1964 canın yitip gitmesi mi gerekiyordu? Sorumluluk almayan tüm sorumlular, gelmiş geçmiş tüm bakanlar, bu suç hepinizindir…

 

 









Başa dön tuşu