Dün Rum basınında çıktı; aşılama planı hazırlanmış. Aşıyı istenen ısıda tutacak sistem yolda geliyormuş, 38 merkez aşılama için hazırlanmış, kimlere öncelik verileceği belirlenmiş, günde 350 kişi aşılanacakmış.
Uluslararası camianın dışında olmanın çok acısını çektik… Spor yapamadık, seyahatlerimiz kısıtlandı, turizm yapamadık, ticaret yapamadık. Olanla yetindik, bazı yasakları bypass ettik, bazılarıyla yaşamayı öğrendik.
Ama bu başka bir durum. Bu sağlık, hem de tüm toplumun sağlığı. Buna bağlı olarak da her şey. Ekonomi, sosyal yaşam… Ve ne yazık ki, şu anda tüm dünya kurtuluşa yaklaşmışken, biz uzaktan bakıyoruz…
Ambargoları, izolasyonu konuşurken, hep başkalarından şikayet ettik. Ama bu sefer başkalarını suçlama imkanımız yoktur. Bugün yaşadıklarımız 1974’den, kendi kendimizi yönettiğimiz günden buyana yaşadığımız hovardalığın bedelidir. Gerçek acı ve somut; biz o aşıya ulaşacak maddi güce sahip değiliz. En başta gelen yaşam hakkına sahip değiliz…
Acaba Türkiye bize de gönderir mi, acaba Güney Kıbrıs alacağı aşıların bir kısmını bize de verecek mi diye merak edip duruyoruz. Dilenci gibi…
Ersin Tatar’a 800 bin liraya yeni araç almaya para bulabiliyoruz ama aşıya ulaşmak için bir hazırlık yok. Umarım biri çıkıp da ‘maddi kaynağımız yok’ demez…
İşyerleri kapananlara verilen 1500 liralar, Eylül ayından beri yatmamış. Yeni mağdurlar çıkıyor. İşte güneyde çalışan işçiler. Gün kazanıp gün yiyenler. İşine gitmediği anda işsiz kalacak olanlar. “Gitmeyeceksin” diyor ama “ben hiç olmazsa şu kadarını tazmin edeceğim” diyemiyor.
Bir karar çıkartıyorsun, gece kulübü, kumarhaneden bahsetmiyorsun, 10 ayda sadece güney kaynaklı 2 vaka çıkmasına rağmen, işçiye yasak koyuyorsun. Hemen arkasından da 10 kişi saptandı diyorsun, doğru bile olsa kimse de buna inanmıyor tabii. Güven kalmamış ki.
İşçilere konan yasağın arkasında başka bir niyet olduğunu düşünüyor insan. Bu insanlar elinizde, gidişleri belli gelişleri belli, daha sık test yapılır, başka önlem alınır, biter. Nitekim dün sıkıya girince hemen çare ürettiler. İşçiler geri dönüşlerinde karantina merkezlerinde kalacak, bedelini devlet ödeyecek. Şunu baştan yapsana. Ama bu memlekette güneyle ilişkili her konuya “Rumculuk” gözüyle bakanlar türedi son zamanlarda. Onun için insan “yoksa?” diye geçiriyor içinden…
Mesela İki Toplumlu Sağlık Komitesi. Çalışıyor mu? Bu karar alınmadan o insanlarla görüşüldü mü? Yine aşı konusu ortada. Komite üyeleri geçtiğimiz günlerde, Rumların alacağı aşıların bir kısmının Kıbrıs Türkleri için olduğunu söylediler. Bununla ilgili bir çalışma var mı? Aşıların korunması, planlaması vs. Yoksa bunlar da AB’nin yolladığı ve hala ambarlarda bekletilen yardım gibi heba mı edilecek?
Zar zor toparlanmaya çalışan iç piyasayı dinamit düşmüş gibi batıranın karantinasız girişler olduğunu siz de pekala biliyorsunuz. Sadece ekonomiyi değil halk sağlığını da bitiren yönetimin kararları oldu. Ve korkarım isim değişikliği ile gelen bu yeni hükümet de bir öncekinin kopyası olarak devam edecek. Başarısızlığı, başarı diye satmayı sürdürecek.
Kriz tüm dünyada var. Ama bu ülkede, dünyanın tersine kriz yönetilmiyor. Sele kapılmış giderken, panikle, anlık kararlar alınıyor, sorunlar büyütülüyor o kadar.
Başınıza şu pandemiyle ilgili ne geldiyse, bilin ki, doğru dürüst yönetilmediğimiz içindir. Vakalar az da olsa, acısını herkesten fazla hissediyoruz.
İşte aşı. Tüm dünya umutla hazırlanırken, biz boynumuz bükük izliyoruz, o kadar…
YERİN KULAĞI VAR
KURULTAY’ NE GEREK VAR:
UBP’nin “müdahalesiz demokratik” kurultayı sonunda yapılıyor. Belli ki işlem tamam ve bir sorun olmayacak. 20 Aralık’ta yapılacak kurultayda tek aday Ersan Saner olacak. Hal böyle iken kurultay yapmaya ve binlerce üyeyi bu salgın döneminde riske atmaya gerek var mı acaba? Toplayın Parti Meclisini ve Saner’i Genel Başkan ilan edin olsun bitsin…
NASIL SİNDİRDİLER:
Daha birkaç ay önce Başbakanlık hayali kuran ve o makama bir adım kala adaylıktan çektirilen Sucuoğlu bu yaşananları içine nasıl sindirdi bilmiyorum ama, bu kararıyla sadece kendine değil, kendine destek veren binlerce taraftarına ihanet etmiş oldu. Kurultay sürecinde yaşananlar ayan beyan ortada iken hala daha çıkıp yapılanlarla ilgili, bu müdahaleyi kimin ve neden yaptığını açıklamaktan kaçınıyor. Hem kendine hem destekçilerine yazık ediyor…
BEN GENÇLERE GÜVENİYORUM:
PRIO’nun yaptığı araştırmada güven konusu, bizim basında Rum gençlerin Anastasiadis’e güvenmediği başlığıyla duyuruldu. Oysa Kıbrıs Türk gençleri arasında Meclis’e güvenen sadece yüzde 14.4’lük bir kesim. Siyasetçiye güvenmeyen yüzde 47.6, siyasi partilere güvenmeyenler yüzde 40 oranında. Ama ben bu ülkenin gençlerine güvenmeye devam ediyorum. Hele bu sonuçları gördükten sonra…
DOĞUŞ DERYA HAKLI:
Ayşegül Baybars’ın, İmar Planı’nın geçmemesini ortağına bağlamasına karşı Doğuş Derya’nın tespiti çok doğru. “Tamam” diyor, “ortağınız istememiş olabilir, ama siz bunu HP olarak Meclis’e getirseydiniz, muhalefetten de destek alarak geçirebilirdik”. Aynen öyle. HP hükümetin bozulması riskini baştan göze alamadığı için, bu imar planı çıkamadı. Şimdi çıkacak olan da plansızlığın planı olacak. Yazık…
ŞAKA YAPIYOR HERHALDE:
Ekonomi ve Enerji Bakanı Erhan Arıklı, ülkeye uygulanan spor ambargolarını çok rahat kaldırabileceklerine inandıklarını söylemiş. Şaka yapıyor herhalde. Madem bu kadar kolaydır, bırakın dünyanın uyguladığını, Türkiye’nin sporda bize uyguladığı ambargoyu kaldırsın ayakta alkışlayayım kendisini. Bırak Milli takımı, bir Türk takımını maç yapmaya ikna etsin de inanalım…
BU KARARI KİM ALMIŞTI:
Biraz da kumarhanelerin baskısıyla, güya ekonomi patlayacak bahanesiyle, üç günlük karantinasız girişlere onay veren ve salgının iç bulaşmaya neden olan o meşhur kararı alanlara sormak gerek. Tepkilere rağmen kaldırmadığınız bu yanlış kararın sonucunda ekonomimiz ne kazandı, devlete ve topluma nasıl bir ekonomik katkı sağladı? Neredeyse kapanmanın eşiğine geldik, sıfır… Peki casinolar hedeflediğiniz gibi kazanç elde ettiler mi? Tam tersine, vakalar artıp da karantinayı başlatınca, o iş de olmadı değil mi? Bunu olsun göremediniz mi?
FOTO GÜNDEM:
ERCAN İŞİ KARIŞTI: Ercan Havalimanının işletmecisi T&T şirketinin tasfiye kararı aldığı ve mahkemeye müracaat ettiği haberinin basında çıktığı gün Başbakan, yanında bakanlarla Ercan’a inceleme yapmaya gidiyor. Böyle bir durumda devletin ciddi kayıplara uğraması tehlikesi var. Duruma hemen müdahale edilmesi, devletin işletmeyi devralması gerekiyor. Onu mu açıklayacak diye düşünürken, Başbakan şirkete övgüler düzüyor. Aklıma Ersan Saner’in KTHY’nin batmasından sonra “Yeni şirket Mart 2011’de uçacak” sözleri geliyor, endişem artıyor…

































