Köşe Yazarları

Artan kaçak sayısı değil, yakalanan sayısı…





İş kazalarında azalma, kaçak işçide artış.

İş kazalarında azalma çok cüzi. 117’den 108’e düşmüş.

Dahası, iki ayın içinde aynı inşaatta 2 kişinin ölmesi…

Bakan Zek Çeler söyledi, “Bu cinayet”…

Demek ki denetim beklenen sonucu vermemiş. İşverenler kuralları, denetimi falan takmamakta direniyor. Çok açık…

Eh, ne de olmasa maliyet artırıcı unsurlar bunlar.

Baret alacak, korumalı skoloşa kuracak, kemer falan taktıracak…

Aslında yan basanın tepesine inmenin zamanıdır ama, devlet de yetişemiyor anladığım kadarıyla.

Bunlar da hem devletle hem gariban işçinin canıyla dalga geçiyor…

Müteahhitler Birliği bile daha sıkı denetim istiyor, fakat ne tuhaftır ki, bu birliğin kendi üyeleri yasayı çiğniyor, insanların canına kastediyor.

Güler misin ağlar mısın.

Ya kaçak…

2018’in ilk 9 ayında 407 kaçak yakalanmış.

Geçen yılın aynı döneminde ise yakalanan kaçak işçi sayısı 147…

Burada, “kaçak işçi sayısı arttı” demek yanlış olur.

O kaçak hep oradaydı.

Ama yakalamak için niyet yoktu.

2018’de polisin huzur operasyonları, Çalışma Dairesi’nin denetimleriyle çıktı bu sayı ortaya.

Denetimler sıklaşsa, daha da artacak ama, zor…

Bu arada, bir hesap yaptım, kaçak çalıştıranlara verilen ceza, işyeri başına 3 bin lira gibi bir şey tutuyor.

Büyük işletmeler için bu para nedir ki?

Sigortaydı, İhtiyat Sandığıydı, vergisiydi falan.

Kaçağı çalıştırmak daha ucuz.

Öder cezayı, çalıştırır kaçağı.

Artık utanmayı attık ya…

Yıllar içinde onu koruyalım, bunu kayıralım diyerek yönetilen ülkede, genel ahlak, “gemisini kurtaran kaptan”dır.

Bütün bunların sebebi, devletin yıllar içerisinde otoritesini kaybetmesi.

Devlet tüm yurttaşa karşı sorumlu… Kaçağın vergi açığını ödeyen kim?

Yüzsüzün üstüne giderken, bunu düşünmek ve tabii hukuk devleti otoritesini hissettirmek şart.

Başka türlü düzelmeyecek bu işler…

 

BU TERBİYESİZLİK NEDİR YAHU…

Sosyal medya mı veriyor bu gücü, yoksa toptan mı değiştik…

Sosyal Güvenlik ve Çalışma Bakanı Zeki Çeler, ağır gribal enfeksiyon nedeniyle, doktorlar tarafından hastaneye yatırıldı.

Aman aman, ne terbiyesizlik.

Hususi yapmış da asgari ücret toplantıları yapılmayacakmış.

Hakaretler mi istersiniz, sağlığıyla ilgili dalga geçmeler mi, daha da fenaları, buradan yazmak istemem.

Bu ne be kardeşim…

Bu toplum ne zaman böyle hadsiz, böyle terbiyesiz oldu?

Hele de sağlık konusunda bu hakaretler nedir?

Genelde adettir, Kıbrıslı olmayanlar suçlanır hep, bayılırız kendi dışımızda birilerini bulup saldırmaya. Ama bu öyle değil, baktım, hepsi de Kıbrıslı.

Yazıklar olsun yahu, saygıyı falan geçtim, iyiden utanmayı attınız…

YERİN KULAĞI VAR

FOYALARI ORTAYA ÇIKTI:

Son yağmurlar aslında siyasilerimizin gerçek yüzlerini de ortaya çıkardı. Yıllardır ellerinde makas açılışlara koşturur siyasilerimiz. Son yağan şiddetli yağmurlar, yaptıkları yolların, kentlerin alt yapıların ne olduğunu herkese gösterdi. Daha düne kadar gurur duydukları yatırımların aslında baştan savma ve denetimsiz olduğunu da öğrenmiş olduk…

 KEŞKE KENDİLERİ DE GECİKMESEYDİ:

Ekonomi Bakanı Özdil Nami’nin geçen gün Meclis’te söylediği oldu, Kıb-Tek, 39 günlük faturalara gecikme zammı uygulamayacağını açıkladı. Keşke bu açıklama için kendileri de gecikmeseydi. Ben hükümetin yerinde olsam, Kıb-Tek yönetimini hizaya çekerdim. Tabii Bakan’ın bu faturalandırmadan zamanında haberi olmadıysa…

BİZE DEĞİL, ANASTASİADİS’E SÖYLE:

“iki bölgeli, iki toplumlu federasyonun reddedilmesinin, taksim anlamına geleceği” görüşünü ortaya koyan AKEL Genel Sekreteri Kiprianu, iki bölgeli iki toplumlu federasyondan başka seçenek olamayacağını ifade etti. İyi de bu kuşkularını bize değil Anastasiadis’e söylese. Adam federal  çözümü tümden reddediyor.

HER KAFADAN BİR SES: 

Kıbrıs konusunda her kafadan bir ses çıktığı bu günlerde twitterden bir paylaşım yapan Cemal Aslan’ın söyledikleri dikkate alınmalı bence. Ne diyor; “ Kıbrıs konusunda, Akıncı başka söyler, Dışişleri Bakanı başka söyler, Hükümet ortakları bambaşka şeyler söyler, hepsi de halk adına konuştuğunu iddia ederler. Yapın bir referandum, Federasyon mu, Konfederasyon mu, Entegrasyon mu? Ne istediğine Kıbrıs Türk Halkı karar versin”…

GELECEĞİ PARLAK DEĞİL:

Turizm gibi, üniversitlerimizin geleceği de pek parlak görünmüyor. Turizmi bir şekilde hallederiz de üniversiteler gerçekten umut vermiyor. Yirmiye yakın üniversite ve hala arkası bitmeyen üniversite açma müracaatları. Resmen bakkal dükkanına döndüler. Apatmanlar, evler üniversite oldu. Yakında pansiyonları da üniversiteye çevirirsek kimse şaşırmasın…

 BARNABAS İNCİLİ:

Yeni Şafak’ta Hayrettin Karaman, 1984 yılında sıkıyönetim idaresince ele geçirilen bir St. Barnabas İncilinden söz ediyor. Kopyalanmış devlet tarafından saklanmış… St. Barnabas kim, İsa’ya inanan bir Kıbrıslı Yahudi. İncil’in özelliği, bu grubun İsa’nın Tanrı’nın oğlu olduğunu reddetmesi. KKTC’deki St. Barnabas baskını ve sonrasında çıkan haberleri düşündüm, bana ilginç geldi. Acaba aynı İncil’in birden çok mu kopyası vardı?…

 ZİRVEDEKİLER

Mert Özdağ: “Yabancı öğrencilerden bahsediyorum. Daha doğrusu ‘öğrenci’ kaydı ile Kıbrıs’ın kuzeyinde yaşayan, ne iş çevirdiği belli olmayan şahıslar. İmaya da gerek yok aslında. Çok net biçimde uyuşturucu ve kara para aklama durumları, şüpheleri,kokuları, duyumları geliyor yetkili makamlardan.
Dahası sokak fuhuşundan tutun da, sosyal medya aracılığıyla ayarlanan evlere servis kadın ticaretine kadar çeşitli bilgiler geliyor. Bu gidişat tekin değil dostlar, hiç tekin değil. Kimi gecelerde başkentin sokaklarında rastladığım manzaralar ürkütüyor beni”…

 DİPTEKİLER

Devlet Malı Deniz: Bakanlar Kurulu tarafından yüksek orman arazisi ilan edilen arazileri kiralayan eski İçişleri Bakanı Kutlu Evren; “Polemik yapmak istemiyorum. Bu konuda konuşmayacağım. Sırf bakım yapmak için, onarım yapmak için oğlumla müraccat ettik, yatırım yapacaktık. İş siyasete gelince kaldı. biz onu unuttuk bile. Bunu bu kadar dillendirmelerine ne gerek vardı bilemiyorum”…








Başa dön tuşu