Yunanistan ve Güney Rum yönetimi Türkiye ile yeniden tesis edecekleri “barışçı ilişkileri” bir kez daha berhava ettiler!
Oysa böylesi bir fırsat “kırk yılda bir” ele geçerdi, tam da 43 yıl sonra Kıbrıs ve Ege’de oluşturulacak barış bir kez ellerden kayıp uçup gidiverdi!
Allah insanlara yaşadıkları süre içinde fırsatlar tanır! Budalalık yapmadan değerlendirip yararlanmak, “ademoğluna kalmıştır!”
NE var ki geçen gün bir araya gelen Anastasiadis’li Güney Rum Yönetimi ile İsrail’in Netenyahu ve Yunanistan’nın Çipras’ı, Doğu Akdeniz’deki gazın nakli için İsrail’in Hayfa limanından döşenecek boru hattının Kıbrıs’ın Güneyindeki bir başka boru hattı ile bağlanarak buradan Girit adasına, oradan da Yunanistan üzerinden AB sevk edilmesi kararına vardılar!
İNATLARI sağ olsun ama eğer en kısa ve ekonomik yönden kârlı yol olan Türkiye üzerinden nakli gerçekleştirmiş olsalardı, şimdi hem Kıbrıs siyasi sorunu hem Ege’deki Türk Yunan dalaşmaları bambaşka bir siyasi konuma girerdi. Çok kısaca “Türkiye-Yunanistan, Güney Kıbrıs Rum yönetimi üçlüsü bu gaz nakli dolayısıyla yakınlaşır, enerji bakanları el sıkışırlarken, savaş değil, dostluk ve işbirliği rüzgârları eserdi Doğu Akdeniz ile Kıbrıs’ta!
TABİ bu inadına karar, “barışı” dinamitlerken, önümüzdeki dönemlerin daha netameli olacağını söylemeye bile gerek yoktur!
Fakat asıl sorgulanması gereken sorun şudur: “Bu nasıl bir Türkiye düşmanlığı fanatizmidir ki zararlar hanesine kazınmış da olsa, Doğu Akdeniz’de KKTC’nin haklarını baypas da etse, Türkiye’yi çok daha sert tedbirler almaya yöneltse de; sırf Türkiye diye tüm rizikolarına karşın gaz sevkiyatını Yunanistan üzerinden yapma kararı alıyorlar! BUNDAN sonra ne mi olacak? Tabi ki Türkiye daha çok sertleşecek! Çıkan gazda KKTC’nin de hakkı olduğundan hareketle münhasır ekonomik bölgelerdeki çalışmalara daha çok müdahale edecek! Ege ve adalarında sataşmalar daha çok artacak! Ve Kıbrıs’ta müzakerelerle bir çözüme varma umutları tümden yitip gidecek!
Bundan daha büyük aptallık olamazdı, Güney ile Yunanistan başardı!
**********
BİR DOĞAL AFET: (TRAFİK KAZALARI!)
Belki çok söylenip yazılıyor ama artık bir “doğal afet” halini alan “trafik sorununu” isteseniz de gündemin dışına itemezsiniz çünkü her gün onlarca insanın canını yakıyor, ölümlü kazalarıyla pek çok aileyi mateme sokuyor!
Üstelik onca kınama ve tedbire karşın “kazalarla arabaların çarpışması” gitgide çoğalıyor!
ÖTEDEN beridir trafik sorununa bir sosyal yara, psikolojik bir arıza olarak baktım. Ancak asıl nedenini bulamadım! Ve hiç anlayamadım insanlar neden ölümüne araba sürüyorlar?
Çünkü o mübarek arabalar dört teker üzerine kurulu bir makineden ibarettirler! Sürücünün bütün yapacağı o makineyi çalıştırıp ayakları ile pedallarını elleriyle dümenini trafik koşullarına uygun şekilde kullanmasıdır. Yani sürücü hem makineye hükmetmekte hem de arabasının egemeni olmaktadır!
(Benzetmek gibi olmasın ama komşumuzun bize uygun bulduğu çözüm de budur! Kendisi sürücü olurken, Kuzey de sürülecek arabası olsun! Yediği naneye bak!)
HA şunu gözden uzak tutmam. Bu yeni yapım arabalar ki artık her gün bir yenisi çıkmakta yollara, hem hafif hem süratli hem de hem piskot gibi! Şasisine elinizle vursanız yumruğunuz öte yana çıkar! Ne var ki yola salıp gaza bastınız mı bir anda yayından kurtulmuş ok gibi fırlar tut tutabilirsen! Bütün olay (felaket) de işte o sürat!
Sürücüler ne kadar uçarlarsa yollarda, kendilerini o kadar özgür mü hissederler bilmiyorum!
DİĞER nedenlere gelince: Arabalar çok arttı ama yollar ayni kaldı! Kent içi trafik tıkanıklığı nedeniyle (bizzat yaşadığım için biliyorum) beş dakikalık yolu 25 bazen yarım saatte anca geçersiniz. Geçer geçmez de boş yere kaybettiğiniz zamanı kazanmak içgüdüsünde gaza basar sürat sonucu da kazayı çarpışmaları tetiklersiniz.
ÇARE? Kıbrıs sorunu gibi! Çözüm yoksa barış da yoktur dediğimize nazire “trafik için çok uygun yollar gerekli işaretleri bir tamam yapılmadıkça çarpışmalar, ölümcül kazalar devam edecek!”
DEBETİM olayına gelince: En az trafik sorunu kadar bir başka sorun da “doğru yerde doğru denetim” yapma olaydır! Fakat sürücülere cart curt ceza keserek değil, yoğunluk içinde sağlıklı trafik akışını sağlayacak denetimli yönlendirmelerle. Kısaca nerede kalabalık, yoğunluk, görevli polisler orada olmalı. Oysa bizde “saklanıyorlar!”
TRAFİK haftası başlıyor: Vaziyeti gene sloganlarla, saygı sevgi, “sürat felakettir” laflarıyla idare edecekler… Yani kısa sürede trafik sorununda iyileştirmeler beklemeyin!
*********
KISACA TAKILDIĞIM: (DOLU FENA VURDU)
Amerika da olsanız tüm saltanatınızla fiyakanıza karşın “doğa afetleri” karşısında her zaman “mağlup” ve çaresiz durumdasınız. !
Dolu, Girne bölgesini, Yedidalga’yı fena vurdu. Haberlere göre bazı üreticilerin yüz binlerle ifade parasal zararları var. Bir başka zarar da o sebze ve meyve bölgesindeki dolu vurgunundan sonra mahvolan ürünlerin çarşı pazarda yaratacağı darlıklar dolayısıyla fiyatlarda zamlanmalara neden olacağıdır!
Buna karşın bir kez daha hatırlatacağız. “Tarım kesiminde süratle kooperatifleşecek girişimleri başlatmak gerekir. Üreticiyi tasada da kıvançta ancak “kooperatifleşme,” o müthiş birliktelikle dayanışma ve sahiplik ayağa kaldırır…
































