Kırılan aşkların, sevgiyle yapıştırılması mümkün olmadığında sihirli ama işe yaramaz formül devreye girer derhal.
“başa dönelim… ilk günkü gibi…. nasıl da mutluyduk…”
Sadece bir nostaljidir anılan mutlu günler.
Çünkü acılar galip gelmiştir aşka karşı.
Biten bir aşkın ardından gözyaşı dökmek kendine aşık olanlara mahsustur aslında.
İstedikleri sevgili değil sevgidir.
Ve yaşanılacak ilk doludizgin aşkta ne sevgili kalır ne de mutluluğun özlemi.
Yaşam akıp gider ve geriye dönülmezdir.
Aşklar da öyle.
Tıpkı “aynı nehirde yıkanılamayacağı” gerçeği gibi
Başa dönmek, zamanı geriye sarmak denli imkânsızdır.
Görecelik teorisi, mümkün olduğunda bile imkânsızdır.
Işıktan hızlı hareket etmeyi öğrendiğimizde, sadece bir filim şeridi gibi seyredeceğiz olup biteni.
Ama bir daha asla yaşayamayacağız.
***
Şimdi yeni moda yapılmaya çalışılıyor “başa dönmek.”
Başa dönelim, 1960’a.
Onlar Akritas için yeminliydiler ve silahlı eğitim yaptırıyorlardı sivillere de bizimkisi sadece izcilik miydi Yağmuralan’da yaptıklarımız.
Kaç genç, Zir köyde Amerikan patentli kumanyalar ve US Air Force üniformalarıyla talim yaptı ettiği yemin uğruna.
Kimdi isteyen 1960’ı ve kimdi savunan bir avuç yurtseverden başka.
İsmet Hocanın çizdiği turuncu beyaz bayrağın referandumda Rum milliyetçiliği sembolüne dönüştüğünü gördüğümde nasıl da içim daralmıştı.
Ama önümüzde duran acı gerçekti.
Tıpkı nafile aşklarda yaşanan türden.
Kırılan aynanın 2 yarısına da razıydım ama ölüm, kan ve gözyaşı girdi aramıza.
Başa dönmek, Akritas’a dönmek midir yoksa Turan’a.
Defne yapraklı turuncu-beyaz bayrağı sallandırmak Kıbrıslılık bilincini uyandırmak mıdır yoksa kör milliyetçiliğin tuzağına düşmek midir?
***
“Kuzey’deki inşaatları durdurun” diyenlere, “tepesiye kullandığınız ve milyon sterlinler biriktirdiğiniz Rum otellerden işe başlayın” diyesim gelir.
Çılgınlar gibi ganimetlediğimiz, gemilere doldurup götürdüğümüz köyleri ve kasabaları yeniden inşa edip iade edelim.
Özür dileyelim yaptıklarımız için.
Var mısınız?
Başa döneceksek ve uluslararası hukuk patentli 1960 aşkına yeniden başlayacaksak şiddetli bir özür gerekir.
Hazır mısınız?
Balikitre ovalarına gömülenler, Aya kuyularına atılanlar için.
Ya da Atlılarda 16 günlük bebeler, Dohni’de 80’lik dedeler için.
Aşk, romantizmden ibaret değildir sadece.
Şiddetli acı çekmektir yapılan aptallıklardan sonra.
***
Hiçbir aşk başa dönmez.
Sadece avuntudur geçmiş mutlu günlerin hayali.
Yeni aşklara yelken açmaktır evrenin gerçeği.
Yeni aşklar yeni mekanlar ve yeni sevgililer ister.
Sorunu yaratanlarla sorunu çözenlerin aynı olduğuna tanıklık etmedi tarih.
Gelen yeni nesiller çözecek.
Tıpkı şimdi yaptığımız gibi değiştirerek.
Başa dönmeden, yelken açılacak yeni bir yaşama.
Gerisi “Kasandra sendromudur” ve bazıları Kasandra sendromundan mustariptirler, geçmişin kabuslarını sayıklayarak.
Çöl ortasında vaha görmektedirler…
(*) 10 Nisan 2005
































