Köşe Yazarları

ANASTASİADİS’İN ÇÖZÜM ÖNERİLERİ!







Anastasiadis düştü kalçasını kırdı. Sn. Akıncı’nın geçmiş olsun telefonuna, “en erken zamanda Crans Montana’da kaldığımız yerden görüşmelere yeniden başlayalım” dedi..

Ya maazallah başına saksı düşseydi.. Bu kez görüşmelere bile gerek duymadan “sorun çözülüverecekti!”

Demek ki “akılların başlara gelmesi için” kazaların belaların olması gerekir!

NE var ki “kırık çıkık” nedeniyle değil.. Eğer çözüme inanılmışsa önce vicdanlar titremelidir!

Nitekim Crans Montana’da sahneyi viran eyleyip “çözümsüzlüğü” kalıcılaştıran  Anastasiadis’in Kuzey’de bir Türk devleti olduğu gerçeğini ve çözüm olacaksa “iki devlete dayalı olacağını” anlaması için ille de kafasına saksı düşmesini beklememeli!

OYSA hâlâ anlamamış gözüküyor! Nitekim BM’ler Genel Sekreteri Guterres’e yazdığı Mektupta “çözüm için garantör ülkelerin de katılacağı beşli zirve toplantısından” söz ederken; öte yandan müzakerelerin başlamasına asla olanak sağlamayacak çözüm önerileriyle de tüm umutları söndürmektedir!

Nitekim ne “siyasi eşitliği” ne de “iki devlete” dayalı çözümü kabul etmeyeceğini söylemektedir.

Çözümden ne anladığını izah etmek gereğini duyduğunda da “Türk tarafına merkezi yetkileri azaltılmış özerklik tanıyacağını” söylüyor! Yani şu “Gevşek federasyon” (Desantralizasyon’dan) dediği!

Anlıyoruz ki Anastasiadis Kıbrıs Cumhuriyeti benzeri azınlık çoğunluk esasında bir “üniter yapı” gözlüyor!

Ki bu durumda “müzakerelere” bile gerek yoktur çünkü Güney’deki Rum Yönetimi o Cumhuriyetin devleti olarak devam ediyor.. Türk tarafı Cumhuriyete yeniden katılır olur biter!

Olamaz ama! Çünkü çözüm olacaksa “iki devletli olacak.. İki ayrı bölgeli olacak.. Siyasi eşitlikli olacak.. Türkiye’nin de garantisini içerecek..”

…Anastasiadis’e geçmiş olsun dileklerimle. Allah’a şükretsin ki “başını” kırmadığı için hâlâ akıl mantıkla düşünebilmektedir. Umut edelim ki artık “çözümü” de o akıl ve mantık içinde düşünür!


TARIM SEKTÖRÜNÜ AYAĞA KALDIRMALIYIZ..

Geçen gün Havadis gazetesi, “Kıbrıs Türk Ticaret Odası”nın 2018 yılına ait “Yeşil Hat Tüzüğü” kapsamında Güney’e yönelik ihracat verilerini çektiydi manşetine.

Çok kısaca “nar” zirve yaparken, sebze ve meyvelerde düşüş yaşandığı vurgulanıyordu..

ÖTEDEN beridir sadece “tarım sektöründe” değil, öteki sektörlerde de “planlı programlı” üretim sistemi oluşturamadık. (Ki İsrail’de hâlâ Moşav Kibutslar var ve hâlâ uzun vadeli üretim planlaması yanı sıra haftalık sebze meyve ihtiyacı gözetilerek üretim yapılmaktadır..)

ÖNCE bizden kaynaklı kusurumuzu kabul etmemiz gerekir: Ne planı programı sevdik ne kooperatifleşmeyi benimsedik!

Tutun ki kurak çorak bir coğrafyada, Allah’a kaldığı için “rastgele üretimden” öte programlar oluşturulamazdı!Ama bakın Allah’a kalmış o “rastgele nar üretimi” mesela Güney’e ihracatta patates’in de önüne geçerek ilk sıraya oturdu..

(Ki çok önceleri de İngiliz kolonisi döneminde Mağusa limanından her yaz mevsimi dış ülkelere gemiler dolusu nar ihraç ediliyordu. (Bu bahçeler sonradan narenciye bahçelerine dönüştürüldüydü!)

OLAY nedir. Artık “planlı programlı” toprağa, iklime, suya dayalı bir tarım politikasına ihtiyaç vardır. Bu konuda gelip giden “Tarım Bakanlarının” gayret gösterdikleri yadsınamaz.. Ancak çalışmalar hâlâ yeterli değildir. Şöyle ki ürettiğimiz tüm tarım ürünleri hem pahalıdır hem de piyasa ihtiyacını karşılamaktan uzaktır!

Yani Türkiye’den sebze meyve ithal edilmese sıkıntı katlanacaktır!

ÖTE yandan “Ticaret Odası” verilere göre Güney’e “atık, hurda, kâğıt, Karton falan da satıyormuşuz.. Ne var ki para etmemiş olmalılar verilere göre 2018 yılını “yüzde 4 eksi” ile kapatmışız!

Sn. Tarım Bakanı Dursun Oğuz genç, dinamik Bakanımızdır.. Tarım gibi önemli bir sektörde mutlaka başarılı olmak zorundadır. Çünkü ne olursak olalım artık dünya da biliyor ki “insanlığın önce beslenmeye ihtiyacı vardır.” Tarım gitgide daha bir önem kazanmaktadır. Bu nedenle diyorum üniversitelerimizde de Tarım Bölümleri oluşturulmalıdır..


KISACA TAKILDIĞIM: (SAKIN DOKUNMA!)

(25 yıl önce falan “Trafikte ana unsurun insan” olduğu idrak edildiğinde ilkokullarda trafikle ilgili ders kitapları da okutulmaya başlandıydı. Amaç küçücük öğrencilere daha ilkokul sıralarında “trafik bilinci aşılamaktı!”

O çocuklar yetişti büyüdü: Ve işte Trafikte durum vaziyetler! Her gün kurban veriyoruz! Yollar kan revan içinde, kazalar bitmiyor!

Ve şimdilerde yine diyor ki Ulaştırma Bakanı Tolga Atakan, “Trafikte ana unsur insandır! Artık ehliyet alınırken yazılı sınav bile yapılacak!..”

Aman Sn. Bakan sakın yapmayın! Bizim kuşak denedi tutmadı! Siz sadece trafik işaretlerine, yollardaki ışıkların akşamları yanmasına, trafikte sıkışan yerlerin alınacak tedbirlerle rahatlatılmasına bakın, yeter.. Kaldı ki Sn. Bakan böylesi “lafazan” memlekette kim bilmez ki trafik kurallarını? Zaten başlara da ne geliyorsa bu ukalaca bilgiçlikten gelmiyor mu? Ki araba sürerlerken telefonla mesaj atarlar!

 








Göz Atın
Kapalı
Başa dön tuşu