Köşe Yazarları

Anastasiadis’in asıl amacı ne?


Anastasiadis, Lute’un mekik diplomasisi başlamadan önce bombayı patlatmış.

9 Ağustos’ta Cumhurbaşkanı Akıncı ile yaptığı görüşmede, Kıbrıs Türk tarafının doğal gaz gelirlerinden yararlandırılması önerisi sunmuş.

Cumhurbaşkanı da, bunu yazılı vermesini istemiş, o da gayrı resmi bir belge olarak vermiş.

Özeti şu…

-Yaptıkları işlerden Kıbrıs Türk tarafını da haberdar edecek bir mekanizma kurmak…

-Çoktandır bahsettiği “doğal gaz fonu” bağlamında,  gelirlerin Kıbrıslı Türklere “denk düşecek” bir oranda  banka hesabına yatırılması (bunun yüzde 30 olması öngörüyorülüyormuş)…

-Kıbrıs Türklerinin gelir elde edilmeye başlanacağı 2022’den itibaren bu parayı çekebilmeleri…

Ancak; iki şartı var.

-“Doğal zenginliklerin idaresi, egemenlik konusudur; bu yüzden de KKTC’ye böyle bir hak verilemez”…

Demek istiyor ki, karar alma mekanizmasının içine giremezsiniz. Daha önce bunu, çözüm halinde bile uygun görmediğini açıklamıştı. Şu anda anlaşmanın önündeki en büyük engellerden biri de bu zaten.

Ve en önemlisi…

-Türkiye’nin Güney Kıbrıs’la Münhasır Ekonomik Bölgeleri belirleme yoluna gitmesi…

Yani, Türkiye’nin mevcut durumda, tanımadığı “Kıbrıs Cumhuriyeti” ile masaya oturması.

Kıbrıs Türklerinin önünü açacak her adımı, hatta insan haklarını bile “KKTC’nin tanınması anlamına gelir” diye engelleyen Rum tarafı, Türkiye’nin kendisi ile masaya oturması talebine nasıl cesaret etmiştir.

Bu bir çeşit tanıma olmayacak mıdır?

Adada siyasi bir anlaşmaya varıldığı anda çözülebilecek bir sorunu, çözümsüz ortamda halletmeye çalışmak, çözümden kaçmak değil de nedir?

Bence soru budur…

Hele de AKEL Genel Sekreteri Kiprianu’nun Rum Meclisi’nin kararına atıfta bulunmasından sonra…

Kiprianu, Rum Meclisi’nin Doğal Gaz Fonu Yasası’nın “Kıbrıs sorununun çözümü öncesinde hiç kimsenin doğal gazdan elde edilecek geliri kullanmasına imkan vermediğini” hatırlattı ve Anastasiadis’in neden böyle bir öneri yaptığını anlamadığını söyledi.

Politis’in iddia ettiği gibi, öneri Türkiye Dışişleri Bakanı Mevlut Çavuşoğlu’nun önünde midir?

Ya da Kudret Özersay’ın iddia ettiği mi doğrudur.

Malum Özersay hükümetin yüz günlük basın toplantısında, son görüşmelerden haberdar olmadıklarını söylemişti.

İşin bu tarafını kimse açıklamadı, bilmiyoruz.

Biz sadece burada Rum basınına sızdırıldığı kadarıyla, öneriyi değerlendirebiliyoruz.

Gelen haberlerle biz burada şaşkına dönerken, Rumlar da rahatça dalga geçebiliyor.

Politis, son şart nedeniyle, Türkiye tarafından kabul edilmesini olanaksız görüyor.

Bunun için bir formül bulunabilir mi?

Yoksa yine Anastasiadis’in amacı başka mı?

Mesela, sırf dünyaya hoş görünme çabası mı?

Hani “Biz bu kadar ‘iyi niyetli’ bir yaklaşım gösterdik, bunu bile reddettiler” demek için mi?

Ve nihayette, Türk tarafında yeni bir kargaşa yaratarak, ayrılıkçı eğilimlerin güçlenmesini sağlamak mı?

Öyle ya, kuzeydeki anlaşma karşıtı, ayrılıkçı kesim, bu öneriyi “halkla dalga geçme, egemenliği paylaşmama” olarak niteleyecek ve tepe tepe kullanacaktır doğal olarak.

Rum tarafı, kuzeyde cumhurbaşkanlığı seçim sürecinin nasıl kıran kırana geçeceğinin farkında.

Bu ortamı kullanmak, Türk tarafını daha da germek mi?

KKTC’de Kıbrıs konusunda tarafların daha da sertleşmesini sağlamak mı?

Böyle bir durum da, Anastasiadis’in gizli hedefi “çözümsüzlüğün devamına” hizmet etmekten başka ne işe yarar ki?

Komplo teorisi gibi görünebilir.

Ne yapalım, tecrübelerimiz, olumlu düşünmemizi engelliyor.

Dahası; bizim taraftan aydınlatıcı bilgiler gelmeyince, biz de karanlıkta iğne arıyoruz…

YERİN KULAĞI VAR

YİNE SONUÇSUZ KALABİLİR:

Geçen hafta Bayan Lute’un burada bir mekik diplomasisi yapacağına dair tahminimizi yazmıştık. Nitekim öyle oldu, 5. tur da tamamlandı. Tevatür çok. Müzakereler için değil de, çoklu toplantı için hazırlık yaptığı sızdırıldı. Ne isterse olsun, çok da iyi gitmediğini anlıyoruz. Dün öğle saatlerinde Rum resmi radyosu CyBC’ye açıklama yapan Rum Dışişleri Bakanı Hristodulidis, referanslar konusunda bir anlaşma için çabalarının başarısız olabileceği ihtimalini dışlayamayacağını ve tüm olasılıkların açık olduğunu belirtti, “Pazartesi günü, bugünkünden daha iyimserdim” dedi…

BEN YAPTIM AMA OLMADI:

Makam bekleyen ve onun için söz almış olan onlarca kişi, UBP kanadı ve özellikle de Başbakan’ın en büyük kabusu oldu. Zamanında bazı makamlar için “garanti” sözü veren Tatar, birçoğunun gerekli vasıflara haİz olmadıklarını bile bile, “ben sözümü tuttum ve yaptım ama, atanman onaylanmadı” diyerek, geçiştiriyor. Aslında iyi bir taktik ama, bu kadar çok onaylanmayan atama olunca insanın aklına başka şeyler geliyor…

TAÇOY’DAN İMALI SÖZLER:

Bir tv kanalına konuk olan Ekonomi ve Enerji Bakanı Taçoy, Başbakan ile arasında bir sorun olup olmadığı sorusuna, “Genel Başkan ile konuştum. Kendisine sordum… Duyduklarına çok inanıyor. Her duyduğuna inanıyor” diyerek akılları karıştıran bir cevap verdi. Demek ki Taçoy’un, Tatar hakkında bazı şeyler söylediği şeklindeki dedikodular, parti içinde de konuşuluyor. Olası bir kabine değişikliğinde, koltuğundan olabilecek isimler arasında Taçoy’un ilk sırada olduğu bize gelen iddialar arasında.

NAKLEN EZAN YAYINI:

Sosyal medyaya düşen bir konu oldukça dikkat çekici. Sunat Atun’un, İskele’deki deniz kenarındaki evinden hoparlörle ezan okunduğu iddia ediliyor. Hatta mahallelinin bu durumdan oldukça rahatsız olduğu, bazı yabancıların evlerini satmak istedikleri bile yazıldı. Herkes inancını istediği gibi yaşamakta özgürdür ancak, bu özgürlük başkalarını özgürlüklerine müdahale etmediği sürece…

AF EDEREK NEREYE KADAR:

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Sucuoğlu; Yaklaşık 8 ila 10 bin arası insanın, kayıt dışı olduğunu açıkladı. Sucuoğlu, Meclis’in açılmasıyla birlikte “kaçakları” kayıt altına almak için yeni bir af çıkaracaklarını da söyledi. İyi de bugüne kadar çıkarılan aflar, ne işe yaradı söyler misiniz? Böyle af ede ede aslında nüfus patlaması yaratıp, ülkeye hem sosyal hem ekonomik zarar verildi. İşveren de bakıyor zaten, nasıl olsa bir iki yıla af çıkar deyip, kaçak çalıştırıyor. Af, aynı zamanda, kaçak çalıştıran işvereni de ceza yemekten kurtarıyor. E af çıkarana oy vermesin de kime versin.

KASIT OLMALI:

Adanın neredeyse genelini internetsiz bırakacak şekilde fiber optik kabloların kesilmesi olayını anlayamadık. Bir meczubun işi olsa, organize bir şekilde iki yerde yapamaz. Kesinlikle kasti bir olay. Görüyor musunuz güvenlikle ilgili ne büyük zafiyetimiz var. Bu işi yapanlar belki de farkında olmadan bu gerçeği yüzümüze vurdular…

ZİRVEDEKİLER

Ahmet Okan: “Meseleyi toprağın Vakıf mülkü olması gibi karmaşık hikayelere dayandırmak ne kadar geçerlidir? Öyle olsa bile, toprağın sahipliğine dair tarihsel ve tartışmalı bir argüman, tapuları belli, iş sahipleri belli, sakinleri belli, şirketleri, yatırımcıları, sermayedarları belli olan bir kenti işgal edip kullanmaya yol açar mı; bu hakkı tanır mı? Kıbrıs Türkünü bu duruma düşürmemek için, bu yayılmacı ve zorba anlayıştan uzaklaşmak en iyisi. Aksi taktirde, bu konuda sadece komşudan ve dünyadan tepkiler gelmeyecek; kendi içimizde de tepkiler yükselecek/yükseliyor. Senin vatandaşın kurguladığın şeye inanmazsa, dünyanın inanmasını beklemek saflık olmaz mı?”…

 DİPTEKİLER

Medya Savaşları: Bulut Akacan olayı bazı gazeteleri karşı karşıya getirmiş ve konu meydan savaşına dönmüş. Kimisi, herşey açık açık ortada iken Akacan’ın “suçsuz” olduğunu savunuyor, kimi “suçlu”  ilan ediyor. Akacan, yasak olan izinsiz sanal bet olayı ile ilgili olarak makul şüphe üzerine tutuklanmış ve hakkında 8 gün tutukluluk emir verilmiştir. Ortada ciddi bulgular var. Mahkeme de bunlara bakarak karar verecektir. Gazeteler, halkı aydınlatmak, haber vermek yerine, patronların menfaatlerini gözeten bir baskı unsuru olarak kullanılınca, ekmeğini bu işten kazanan gerçek basın emekçileri de, bu suçlamaların hedefi olmaktan kurtulamıyor…

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı