Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Aminnn!

Dünkü “yazımın” başlığı “Tahmin Ettiklerimiz”di..

Berlin’deki 3’lü görüşmeden çıkabilecek sonuçları sıraladıydım. Şöyle ki  nasılsa birinden birinin tutacağı açıkgözlüğünde!

Nitekim bingo! Tahminlerimden hemen ilki  tuttuydu: Aktarıyorum:

“BERLİN’de eğer 5’li müzakereyle ilgili bir sonuca varılamazsa masadakilerin yine de ‘bizden bu kadar’ deyip topu Türkiye ve Yunanistan’a pas etmeleri mümkündür bu durumda beşli müzakerelerin yolu açılmış olacaktır…”

3’lü müzakerelerden çıkan sonuç da böyle oldu. Guterres bir kez daha  inisyatif yüklendi ve “beşli müzakereler” için çalışmaya devam edeceğini açıkladı.

Yani   zannediyor ki Guterres bir kez daha “Türkiye ile Yunanistan’ı masa başına oturtabilecektir!” Hem de 3’lü görüşmedeki “büyük başarısızlığı” görmezden gelerek!

KENDİMİZİ kandırmayalım: Çünkü Sn. Akıncı Berlin’e uçarken yol haritasını  saptamaya gidiyorum falan dediydi! Yani Berlin’de “gündem” oluşturulacaktı ki 5’lisi için yolu açılsındı! Oysa topu resmen “(bırakın “beşli” oluşu) Türkiye ile Yunanistan’a attılar! Hem de bakın hangi koşullarda:

Doğu Akdeniz’de dalaşırlarken!

Ege denizinde birbirlerine sataşırlarken!

Göçmenler konusunda atışırlarken!

Siyasi sorunla ilgili TC Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu’nun Rumlara ve Yunanistan’a yönelik salvo atışları devam ederken.

Türkiye ile ilişkileri çok iyi olan Tatar ve Hükümetinin Sn. Akıncı’ ile araları mayfoşileşirken,  ve Cumhurbaşkanlığı seçimleri kapının ardında beklerken…

Ha diyorsanız ki Politika “oynak ve kıvraktır günü geldiğinde düşmanlar bile aşna fişne olurlar..”                           Unutulmamalıdır oradaki tehlike daha büyüktür çünkü bir kazananı vardır bir de kaybedeni.

Kaldı ki adada hangi çözümü yaparsanız yapınız bu Rum ve Yunanistan’la asla “kazan kazan” olamazsınız!

Gene de gidin “beşlisine” görün bakalım sonuç alır mısınız?

VE ekleyim. Guterres Kıbrıs’ı bilmiyor dolayısıyla analiz edemiyor, eski BM’ler kararlarıyla sorunu harmanlayarak “Türklerle Rumları” bir federal sistemde buluşturabileceğini sanıyor.. Amin!

*****

KADINA ŞİDDET OLAYI!

Kudret Özersay’a göre asla ve kimseden talimat almayan, kaldı ki karakteri itibarıyla “talimat almayı” sevmeyen “Kıbrıslı Türkler” her zaman kendilerini kendilerinin yönetmesini istediler…

Zaten yönetiyorlar! Nitekim bu “hasletleri” sonucu olmalı şimdi “kadına şiddet sorununu” da idrak ettik!

Türkiye’de olduğu gibi Erkekler tarafından (galiba öldürülenleri de var) evlenenler kadar ayrılanlarının olduğu ülkede “belirgin bir karı koca huzurluğu olduğu muhakkak ama!”

(Geçmişte beterin beteri vardı. Ne var ki “Babaerkil aileler silsilesinde kol kırılır yen içinde kalırdı. Erkeğinin kadını dövüp hırpalaması olağandı..)

Vakta ki kadın çalışma hayatı ile “ekonomik özgürlüğünü elde etti “bu kez de ayrılmalar yoğunlaştı. Doğrusu ya bu konuda şampiyon sayılırız!

TABİ  olayları  bu kadar basite indirgemek de doğru değil. Çünkü biz (Kıbrıslı Türkler)   görmek istemesek de aramızdaki TC kökenli nüfus 1974’den beridir hem KKTC’e entegre olmak için uğraşıyor hem de TC’deki görgü ve geleneklerini “Kıbrıslılığa” adapte etmeye çalışıyor.. Ve kadınları tarlada, bahçede, ağılda, seralarda, evlerde temizlikte, bakıcılıkta… Çok çalışıyorlar.

Fakat çocuklarını iyi yetiştirdiklerini söylemek mümkün değil çünkü sürekli çalışmaları nedeniyle yeterince ilgilenemiyorlar. Oysa yarım yamalak okumak     tutun  ki  hiç öğrenim görmemişlikten daha zararlıdır!

Sadede geleyim: “Geleceği huzurlu ve istikrarlı bir ülke haline getirmek hedefimizse annelerin çalışırken çocuklarını  bırakabilecekleri kreşlerin yaygınlaştırılması çok gereklidir” diyeceğim de biz yeterince okul bile yapamıyor, olanlar da tam gün eğitime gidemiyor ve doğrusu “eğitimde kendimizi yenileyecek en küçük bir değişim yapmıyoruz!

*****

EĞİTİME DİKKAT! 

Son zamanlarda Türkiye’deki Eğitim seferberliğini büyük bir ilgiyle izlerken”   düşünüyorum. Orada Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk’un nasıl bir eforla çalıştığını, “eğitimi sil baştan nasıl yeniden dizayn etmek için reform nitelikli kararlar aldığını” fakat en önemlisi ve güzel olanının “bu seferberliğe yazılı ve görsel medyanın da katıldığını gördükçe hem gurur duyuyorum (değil mi ki bugünün çocukları gençleri yarınların büyükleri olacaklar) hem de hayıflanıyorum. Çünkü  artık  KKTC yararlı olarak ifade edilecek eğitim paralı aile çocuklarına nasip olmaktadır!

HAYIR Sn. Eğitim Bakanını işaretlemiyorum. Aksine diyorum ki “Eğitim Öğrenim” önce “ulusal kimlikli sonra çağdaş olmalıdır ki o “çağdaşlık” dediğiniz de kopyalanıp öğrencilerin alınları  şaklarına  yapıştırılmaz!”

Eğitim şuraları, eğitim seferberliği, Okul Aile Birlikleri, Okul İdareleri, Medya katkıları, eğitim sendika ve ilgili Birlikleriyle  bütünleştirilir..

Yazık ki mevcut eğitimimiz sadece “ulusal” dediğimiz bütünsellikten kopuk değildir. Özel derslerden, özel okullardan aşağılara doğru inerken, sonuçta yukarıda hatırlatmasını yaptığım “çalışmak zorunda kalan özellikle TC kökenli yurttaşlar kesimlerinde bir “eğitimsizlik, okulsuzluk” yoksunluğuna  dönüşmektedir!”

Unutmayalım ama yarın o çocuklardır memleketi devralacak kuşaklar!