Köşe YazarlarıSürmanşet

AKLIN YOLU BİR…






İnandığım bir konuda fikri takip yapmayı severim. Kendimi tekrar ettiğimi düşünen olabilir. Ancak yıllar yılı tabu haline gelmiş çarpıklıkların ortadan kalkması, o çarpıklıkların çokça tartışılmasıyla mümkün olur diye düşünürüm. Gündeme gelmediği sürece, normalmiş gibi devam eder, çarpıklıklardan yollarını bulanlar rahat eder, halk da devlet de zarar görmeye devam eder.

Genelde vergi adaleti, özelde kumarhanelerin ciroları üzerinden vergi alınması, haksız adaletsiz teşvikler destekler ve kontrolsüz vatandaşlıklar konularını, acilen çözüm bulunması gereken meseleler olarak görürüm. Tekrar etmekten usanmam. Belki bir gün birileri cesaret eder de yapar diye.



Önceki gün yazdığım “sektörel asgari ücret” konusu, inandığım, emeğin adaleti için bu ülkede yapılması gerektiğini düşündüğüm bir konuydu. Eski sendikacı, görüşlerine saygı duyduğum dostum Niyazi Düzgün, yazıma güzel bir katkıda bulundu ve kendi görüşlerini aktardı. İşte ortada, aklın yolu bir…

“Sn Moreket, sektörel asgari ücret üzerinden yola çıkarak çalışma yaşamındaki acımasız sömürüyü köşenize taşıdığınızdan dolayı sizi kutlarım. Kanamakta olan yaraya cesurca parmak bastınız.

Esasında çalışma yaşamımızda fevkalade olmasa da bir düzen vardır. Çalışma yaşamını düzenleyen uluslararası sözleşmeler, yasalar ve tüzükler büyük oranda çıkarılmış ve halen yürürlüktedir.

O zaman neden bu durumdayız diye soracaksınız? Sorunun temel kaynağı şudur; işverenlerin tümü, (büyük – küçük ayırmıyorum), 1975 yılından beridir çıkarılan ve çalışma yaşamını düzenleyen yasa ve tüzükleri uygulamıyor, ülkeyi yönetenler de (gelmiş geçmiş bütün yönetenler) çeşitli gerekçelerle buna göz yumuyor. Yani çalışanın hakkının gasp edilmesine fakirleşmesine, işyerinde kaza geçirip sakatlanması veya ölmesine göz yumuyor.

Örneğin çalışma saatlerinden başlayalım. Halen yürürlükte olan İş Yasasına göre iş günü sekiz, çalışma haftası da kırk saattir. Çalışanlar haftada iki gün haftalık dinlenme hakkına sahiptir. Zorunlu hallerde fazla çalıştırma gerekiyorsa artırılmış ek ücret ödenir. Yasal düzenleme bu. Uygulama? Devlet ve KİT’ler hariç hangi sektörde yasanın bu kuralına uyuluyor?

Sosyal Güvenlik Sistemi yatırımlarına değindiniz. İşverenler resmi evrak ile yalan beyanda bulunuyor, (çalışan adına daha az yatırım yapmak için) devlet de bu beyanı kabul edip “hak gaspına” göz yumuyor ve hırsızlık devlet gözetiminde doğallaşıyor.

Güvenli çalışma ortamı oluşturulması için çıkarılan yasa ve tüzüklerdeki standartlara uymuyor, iş kazasında sakatlanmaya veya ölüme sebep oluyor ve gereğince yargılanıp bedel ödemiyor.

Bunlar gibi birçok örnek gösterebiliriz ama sizin köşe konunuz olan Asgari Ücret konusuna gelelim.

1975 yılında yürürlüğe giren Asgari Ücretler Yasası ” İşçi ve ailesinin çağdaş normlarda beslenme, barınma, sağlıklı yaşama, eğitim alma ve eğlenmesine yetecek kadar en az ücret belirlenmelidir” diyor. Ve bu yasal düzenlemeye paralel olarak (ülkedeki aile büyüklüğü, ailenin gıda giderleri, gıda dışı harcamaları, ailede çalışan sayısı) göz önünde bulundurularak yılın başında yürürlüğe girecek olan asgari (en az) ücret belirleniyor. “Yıl içinde yüksek enflasyondan dolayı işçinin satın alma gücü düşmüş ise, yıl içinde asgari ücret enflasyon oranında artırılır” deniliyor. Yasal düzenleme bu. Bu sistem yıllarca uygulandı ve çalışanların satın alma güçleri kısmen korundu. Ülkedeki bütün ücret sistemine bir temel oluşturdu. Fakat son on-on beş yıl içinde (işverenlerin devleti yönetenler üstündeki baskısından dolayı) bu yöntemde vazgeçildi ve her yıl, on beş yıl önce belirlenen asgari ücrete enflasyon oranında artırılarak idare edilmeye çalışılıyor. Bu günlerde de uygulamaya çalıştıkları yöntem budur. Bu nedenden dolayı bu gün yürürlükte olan Asgari Ücret açlık sınırının altındadır ve yeni belirlenecek ücrette açlık sınırının altında olacak.

Sektörel asgari ücret mi, “evet” daha çok enerji harcanarak üretim yapılan veya riski olan sektörlerin en az ücreti de daha yüksek olmalıdır”…

 

 

 

 

YERİN KULAĞI VAR

YENİ SENARYO:

Saner’in, Meclis’in açılamamasıyla birlikte, kurultaysız baskın seçim seçeneğini düşünebileceğini yazmıştık, bu yoruma bir milletvekilinden katkı geldi. Onların duyumlarına göre, kurultayı kazanacağına inanan adaylardan bazıları (birden fazla), bir partiyi dışta bırakıp, bazı pazarlıklarla mevcut hükümetin devamını sağlamayı düşünmekteymişler. Böylece, seçimi de gündemden çıkartacaklarına inanırlarmış. Kimin gideceği, kimin destek vereceği de söyleniyor ama duyum olduğu için şimdilik açıkça yazmayalım…

 

ÇIK AÇIKLA O ZAMAN:

Çok bilmiş bir bakanımız var ya. Hani her konuda fikri olan, eleştirilere kendi “üslubu” ile yanıt veren şahıs. Topluma “karanlıkta kalırsınız ha” diyerek sünnetçi korkusu verip, ihalesiz yakıt alıyor, yakıtın kalitesinin kötü olduğu iddiaları karşısında dut yemiş bülbüle dönüyor. Madem aldığı yakıtın kalitesinden emin, çıksın tahlil raporlarını açıklasın bir zahmet diyeceğim ama, sonucun ne olacağını bizden iyi biliyor. Onun için açıklayamaz…

 

“AÇIK PAZAR”:

Atama Başbakan Saner KKTC’nin “Açık Pazar” olacağı müjdesini verdi. Halbuki KKTC yıllardır açık Pazar olmuş durumda. Kumar, fuhuş, insan kaçakçılığı, uyuşturucu, rüşvet, hırsızlık ve dünyanın her yerinden sorgusuz sualsiz alınan nüfus ile zaten açık pazar olduk. Girenin çıkanın haddi hesabı yok. Bence daha fazla açılmaya gerek de yok…

 

KADINA ŞİDDET, FAKİRLEŞMEYLE PARALEL:

Kadına şiddetin son günlerde ne kadar arttığının farkında mısınız? Her gün en az 3 haber var. Bana göre, en az kültürel bozulma kadar, ekonomik durumun da sonucu. Bunalımla birlikte, toplumun bir kesiminde zaten var olan  kültürel alışkanlıklar, şiddete dönüşüyor. Böyle giderse, Ortadoğu ülkelerinden farkımız kalmayacak. Bunların yetiştireceği nesilleri nasıl kurtaracağız, onu düşünmemiz lazım…

 

BİNLERCESİ VAR:

Mağusa’da yaşanan darp olayı ile ilgili olarak göz altına alınan zanlının 3 yıldır  ülkede kaçak olduğu tespit edilmiş. Bu şahıs binlercesine sadece bir örnek. Memlekete giren her yabancıya bir de çıkış tarihi veriyorlar. Madem takip etmeyeceksiniz o zaman niye süre veriyorsunuz? Öğrenci, turist diye gelip bu ülkede kalan binlercesi var. Bir suça karışmadıkları sürece yakalanmıyorlar da. Yakında onlar vatandaş, bir ise kendi ülkemizde turist durumuna düşeceğiz…

 

KKTC’DE DE YAYGINMIŞ:

Polisin bir kez daha uyarı yapmasıyla öğrendik ki, telefon dolandırıcılığı KKTC’de de ciddi boyutlardaymış. Dün gün boyu birçok kişiden yaşanmış olaylar dinledik. Polis ya da asker olduğunu söyleyip, “Hesabınız terör örgütlerinin eline geçti” diyen de varmış, ama en çok da “Sizi bankanızdan arıyoruz. Bir karışıklık olmuş, hesabınız başkalarının üstüne geçmiş, kimlik kartı ve kredi kartı fotokopilerinizi gönderin” deniyormuş. Aman dikkat…

FOTO GÜNDEM:

 

Başbakan Ersan Saner katıldığı bir programda, kendi dönemlerinde bugüne kadar 1 damla sütün sokaklara dökülmediğini söylemiş. Halbuki daha bundan üç ay önce, 2-3 Haziran günü eylem yapan Hayvan Üreticileri ve Yetiştiricileri Birliği,  Tarım Bakanlığı önüne sütlerini dökmüşlerdi… Saner unutmuş olabilir ama, arşiv unutmaz…

 







Başa dön tuşu