Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

AİHM kararı ve Rum oyunu…

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Taşınmaz Mal Komisyonu’na başvuran Andrianis Joannou için, “başvurunun uzamış olması” gerekçesiyle 7 bin euro’luk manevi tazminata hükmetmesi üzerine,  geçtiğimiz hafta Rum basınında, AİHM’in artık TMK’yı etkin bir iç hukuk yolu olarak kabul etmediğine ilişkin  bir haber yayınlandı…

Sürekli söylediğimiz bir şey yine oldu…

Rumların kendi propagandalarının kuyruğuna takıldık yine.

Bizim basın da bu haberi sorgulamadan yayınladı…

Hatta pek çok aydınımız sorgulamadan inanıp üstüne bir de yorumladı…

Oysa metin çok açıktı. Evet mahkeme TMK’daki “keyfi” gecikmelerden şikayet etti, ancak bir iç hukuk yolu olarak görmeye devam edeceğini de söyledi. Bir de şerh koydu, “Yakından takip edeceğim” dedi.

İngilizce bilenler okusun; “Nevertheless,  the  Court  would  stress  that  it  remains  attentive  to  the developments  in  the  functioning  of  the  IPC  remedy  and  its  ability  to effectively address Greek Cypriot property claims”…

Dışişleri Bakanlığımız da bu konuda bir demeç yayınladı.

Ardından Taşınmaz Mal Komisyonu Başkanı Ayfer Erkmen, bir kez daha açıklama yayınladı, aynı gerçeği tekrar etti.

Sonuçta da Rum basınında yayınlanan haberin doğru olmadığı anlaşıldı…

Ancak daha önceden Rum iddialarını yayanlar, bunları yayınlamadılar. Hatalarını dahi kabul etmediler. Neden basınımız ve aydınlarımız hep Rum basınına inanıp haber ve yorum yaparlar..?

Neden bizim resmi kuruluşlarımızın ve uzmanlarımızın söylediklerine değer vermezler..?

Anlamak mümkün değil…

 


İŞ TURİZM BAKANLIĞINA DÜŞÜYOR…

Denizlerin halka açık olması olayı, sahillerin oteller ve plajlar tarafından bir bir kapatılıyor olmasıyla, her yıl gündeme gelir.

Herkes şikayet eder ama sonunda, paşa paşa da gider istenen parayı öder…

Sadece bir grup aktivist hiç vaz geçmez. Onlar her yıl eylemler yaparlar.

Geçtiğimiz yıl da Girne’de bir otel konu olmuştu.

Aktivistler bedava denize girebilmek için bir otele karşı dava açmışlardı.

O davayı kazandılar…

Ancak dava sadece onların durumuna uygulanabiliyor. Yani sadece o otel özelinde ve o kişilere…

Davayı kazanan aktivistler de bunu söylüyorlar;  “Hukuk sistemimiz gereği Mahkemeler sınırlı kararlar verebilmekte, yapanın yaptığı yanına kalmaktadır”…

Yine de ilke belli: Hiç kimse  vatandaşa denizi kapatamaz…

Deniz mevsimi yakın ve belli ki aynı konuda yine sorunlar çıkacak.

Şimdi bu ilke ışığında Turizm Bakanlığı’nın yapması gereken, devreye girmesi ve bir genelge yayınlayıp otellere talimat vermesi…

Genelleştirmeye, geçmişte olduğu gibi gereksiz tartışmalara döndürüp unutturmaya gerek yok. Talep edilen, sadece denize ulaşmak. O yerin imkanlarından, ne bileyim, şezlongundan, duşundan, şemsiyesinden yararlanacaksa, o zaman parasını ödesin…

Öyle görülüyor ki, yakında değil denize girmek, uzaktan bile seyretmek mümkün olmayacak. Bazı işletmeler halihazırda kilometrelerce sahili tek başına kapatmış durumda. Yenileri de yolda.

O halde..?

Tam da bu hükümete yakışan bir tavır olurdu…

 


 

YERİN KULAĞI VAR

KAZADA SKANDAL:

Dağyolunda dün meydana gelen trafik kazası, aslında ülkede trafik kazalarının nedenleri bakımından en somut örneği oldu. Kaza yapan söförün ehliyeti ve kaydı yok. Yaralan diğer iki işçi de kayıt dışı. Bazı işverenler, sırf üç beş kuruş daha fazla kazansınlar diye hem işçilerin, hem de vatandaşın hayatını tehlikeye atmaktan çekinmiyorlar. Bakanlık derhal bu şirketin çalışma iznini iptal etmeli ve okkalı bir de ceza vermeli. Gördük ki başka türlü olmuyor…

 

TESADÜFEN YAKALANIYORLAR:

Her türlü kriminali, kaçağı, uyuşturucu işine bulaşanı, son günlerde trafik polisleri topluyor. Ya genel kontrolde, ya da kazalarda. Yani tesadüfen. Dün yine dağyolunda feci bir kaza. 3 tane kaçak. Ama altlarında dev gibi iş araçları. Oysa herkes kendi işini yapsa, bu tablo ortaya çıkmayacak. Üniversitelerdeki takip sistemi bir an önce hayata geçse, Çalışma Dairesi de zaten var olan takip sistemini harekete geçirse  kaçak önlenecek ama, olmuyor nedense, olamıyor…

 

HANGİ BABAYİĞİT ÇIKACAK:

Yenierenköy belediyesinin durumu malum. Kapısına kilit vurulmuş. Yerel seçimlere şunun şurasında 3 ay gibi bir zaman kaldı. Partiler adaylarını belirlemeye başladı. Maşallah Yenierenköy hariç, aday bolluğu var. Öyle veya böyle bir aday bulunacak ama, kazanan aday ne yapacak? Ne maaş ödemesi, ne de tek kuruşluk yatırım bile yapmasa, mevcut borcu gelecek seçime kadar ödeyemez. Bu durumda Yenierenköy’de aday çıkmak bile yürek ister…

 

“ANAYASAYA AYKIRI”:

Meclis eski Başkanı Sibel Siber’in,  “Yenişehir’de Devlet’e ait arazinin yurt yapılması amacıyla İTEM Yasası kapsamından çıkarılması Anayasa’ya aykırdır” açıklaması Yenişehir’de yurt yapılmak istenen arsa olayına yeni bir boyut kattı. Benzer arazi konularındaki tüm savcılık görüşlerinin Başbakanlığın arşivinde bulunduğunu söyleyen Siber “savcılık görüşüne başvurmayı, esas hukuksuzluk olan konunun özünden kaçmak” olarak değerlendirdi. Bakalım Savcılık bu kez ne görüş verecek…

 

İŞE YARAR MI?: Hükümetin dövizle ilgili düşüncelerini Yenidüzen’de okuduk. Gümrüklerde, emlak harçlarında TL kullanımı, TL borç faizlerini aşağı çekmek gibi. Ama bunlar hem uzun vadeli tedbirler, hem de döviz borçlularına bir şey getirmiyor. Aklıma Ahmet Uzun’un yap-satçılarla borçlular arasında yaptığı uzlaşma geliyor.

 

ARADAKİ FARK:

Ekonomi ve Enerji eski Bakanı Sunat Atun, Türkiye’den kablo ile elektirk gelmesi konusuna, sorgusuz sualsiz destek veriyordu. Hatta bu konuda Türkiye yetkilileriyle ön görüşme bile yapmıştı. Yeni Bakan Nami ise konuya biraz farklı yaklaşıyor. Nami, “Bizim için önemli olan tüketicinin ödeyeceği maliyeti aşağıya çekebilmek. Dolayısıyla bu işin maliyetinin ne olacağı ve kimin tarafından karşılanacağı önemli. Daha ucuz olacaksa adım atılır” diyor. Birisi şartsız şurtsuz “tavla teslim” olurken, diğeri toplum menfaatini öne çıkarıyor…

 


 

ZİRVEDEKİLER

Ahmet Okan: “İlerlemiş yaşına rağmen ekmeğini birkaç torba sebze meyveden çıkaran Ali Dayı, Kıbrıs’ın yarım asırdan fazla macerasında aynı yerde aynı köşede başı öne eğik fakat yüzü her daim güleç vaziyette oracıkta oturan, Şehrin aydınlığını karanlık gözlerinde saklayan, Yazda kışta, sıcakta soğukta bu gözleri görmeyen simge tepeden tırnağa Ve başlı başına şeherin kendisiydi”…

 


DİPTEKİLER

Organize Suç Birimi Olmayan Polis: Polis teşkilatımız sadece personel eksikliği ile gündeme gelir. Bazen de terfilerle, tayinlerle. Oysa, bizim polisin bir Organize Suç Şubesi olmadığını yeni öğrendim. Memlekette uyuşturucudan fuhuşa, ondan kara paraya kadar organize suç şebekeleri fink atarken, hala daha eski metodlarla suçu önlemeks mümkün müdür? Kaldı ki, bu organize işlerin ucu dışarıda. Yani sokakları temizlemek için, eğitime, özel yetişmiş elemana ihtiyaç var…