Şu kıyaklardan başımızı kaldıramayacak mıyız…
Daha yarı yılı bile doldurmayan hükümetin;
Birilerine arka arkaya kıyak yapmasından,
Zorlamasından,
Israrından,
İnadından bıktık usandık…
Ne yargıya gidilse durdular, ne protesto edilseler durdular…
Her gün yeni bir rezalet…
Elinde bir arazi var. İskana kapalı, inkişafa kapalı…
Malı mıdır, yoksa, üniversite yapılsın diye zamanında tahsis mi edilmiştir bilmiyoruz. Eğer tahsisse daha da korkunç…
E, al şimdi bunu, bana deniz kenarında arazi ver…
Oh ne ala…
Benim de babadan kalma ikiz evim var Çağlayan’da…
Elli yıldır sınır olmuş, barikat olmuş, kapatılmış bir sokakta…
Üstelik benim ve benim gibilerin hiç bir dahli, suçu, kabahati, iradesi olmadan kapatılmış…
Savaşın tazmin edilmeyen mağduru olmuş…
Şu anda ekonomik değeri sıfır…
Tamam o zaman, al bunları, bana da şöyle Girne’de deniz kenarında bir mal ver…
Suat Günsel otel yapıp para kazanacak, ben de değerli bir arazi sahibi olup, para yapacağım…
Ne fark var..?
Adalet, hak, hukuk yok nasıl olsa…
Toprak üstünde, gözle görünen eski eserlerin bulunduğu bir alanı vermeye kalkan zihniyet, engellendi ya, bu kez kendini affettirecek diye, halkın, devletin bir başka kıymetli malını sunuyor…
Hem de denize sıfır. Yine devletin elindeki bir otelle birlikte…
Yatırım tamam da, üniversiteye otel mi yaptıracaksınız..?
Öyle olunca teşvikler duble mi olacak..? Muafiyetler duble mi olacak..?
Peki ya, hani ihale..?
Mimoza zaten mahkemelik…
Neden yapılır böyle bir iş..?
İşte o noktadan itibaren insan artık başka şeyler düşünmeye başlıyor ciddi ciddi…
Ortada bir iyi niyet olduğunu söylemesin bana kimse…
Böyle bir kıyağın, böyle bir peşkeşin mutlaka bir bedeli var…
Zamanında Özal’ın bir felsefesi vardı, “benim memurum işini bilir” derdi. Kastettiği, pazarda limon satan öğretmenlerdi. Kimseye sezdirmeden yap da, ne yaparsan yap mantığı… Hedefe varmak için, her şey mübah mantığı… Bunun da ondan farkı yok.
Kendi kendimizi yönetmeye başlayalı, böyle cevval, yasaları, kuralları, adaleti çiğneyecek kadar cüretkar, böylesine kabadayı bir hükümet görmedik.
Yok yok, korkarım ne toplumsal tepkiler, ne yargı bu hükümetle başa çıkamayacaklar.
Akıllarına geleni götürüp, Bakanlar Kurulu’ndan da sorgusu sualsiz onaylattıklarına göre, hiç umut yok…
Geriye bir tek şey kalıyor bu zihniyetten kurtulmak için; SEÇİM…
Umarım seçime kadar geri dönüşü imkansız işler olmaz. Hani KTHY gibi, Ercan gibi…
YERİN KULAĞI VAR
GÖRÜŞMELER DURDURULSUN:
Üçüncü Cumhurbaşkanı Eroğlu katıldığı bir tv programında, “Biz poliste eşit diye anlatmıştık onda bile taviz verildi. Mülkiyette duygusal bağ da bir tavizdir. Garantörlerin olmadığı ortamda görüşmek, garantiler de bir taviz konusudur” diyerek, müzakerelerin sonlandırılmasını istedi. Hani bir atasözü var, “Derviş’in fikri neyse, zikri de odur” diye. İşte bizim Derviş beyin durumu da aynen öyle…
180 DERECE DÖNÜŞ:
Başbakan Özgürgün’ün Cumhurbaşkanı Akıncı’yla haftalık olağan görüşmesi sonrası yaptığı açıklama kafaları karıştırdı. Eski açıklamalarına göre, görüşme süreciyle ilgili 180 derecelik bir dönüş yapan ve çözüme destek veren Başbakan herkesi hayrete düşürdü. Bir anda ağız değiştirmesinin nedeni, Türkiye’nin çözüm sürecine verdiği destek olabilir mi acaba? Bu ağız değişikliğinin, Türkeş’in ziyaretinden hemen sonra yaşanması ise, oldukça ilginç oldu…
KAOSA HAZIRLANIN:
Elektrikte bir “niyet” anlaşması imzalandı ancak onun da neye varacağı belli değil. Aynen İrsen Küçük’ün su anlaşması gibi. Biri çıkıp, “Gazlı santrallere döneceğiz, Kıb-Tek’i kapatacağız” diyor, ortada Kıb-Tek arazilerinin satılması lafları dolaşıyor… Bir diğeri “Kıb-Tek kapatılmayacak” diyor. Yandık gene, ne bir plan, ne bir program… Günü birlik işler…
YAZIKLAR OLSUN:
Hükümet sponsor bulunamadığı gerekçesiyle, Gazimağusa’da bulunan Özel Eğitim Merkezi’ndeki 65 çocuğun kahvaltısını, bu yıl karşılayamayacağını açıkladı ve ailelerden kahvaltı desteği istedi. 2 milyonluk makam araçlarına, yüzlerce istihdama para bulan hükümet, 65 çocuğa vereceği kahvaltı için para bulamıyor ve sponsor arıyor. Yazıklar olsun, sizlere söyleyecek söz bulamıyorum…
ELLERE VAR DA BİZE YOK MU?
Hükümet yandaş istihdamı konusunda sınır tanımıyor. Kamuya ve elektrik kurumuna münhalsiz aldığı yüzlerce partili yetmemiş olacak ki, önce Eroğlu’nun torunu ve Sayıştay Başkanı’nın kızını, ardından da Serdar Denktaş’ın bir yeğenini Kamu Hizmeti Komisyonu’ndan geçmeden işe aldılar. Et kokarsa tuzlarsın, tuz kokarsa ne yapacaksın? Sayıştay Başkanı’nın durumu bu…
33 YIL SONRA:
Hayatını kaybeden kişilerin, devlet kurumlarında halen yaşıyormuş gibi işlem görmesi ve yakınlarına, bu kişiler adına düzenlenmiş evrak gitmesinin önüne geçileceğini açıklayan İçişleri Bakanı Evren, ölümlerin çok daha ektin ve hatasız şekilde kayıt altına alınacağını açıkladı. KKTC’nin kuruluşundan bu yana tam 33 yıl geçti. 33 yıl sonra düzeltilen bu yanlış için onları alkışlamalı mıyız, yoksa, bu kadar yıl aklınız neredeydi diye eleştirmeli miyiz bilemedim…
ZİRVEDEKİLER
Faiz Sucuoğlu: “Sağlık da çok önemli ve ciddi işler de yapılıyor. Fakat ne yazık altyapı eksiklikleri tıbbi başarıyı gölgeliyor. Bunlar var diye tabi ki karamsar olmaya gerek yok. Düzeltmek için çalışacağız. İstediklerim olmazsa, istediklerimi yapamazsam istifa ederim…” Bir siyasetçinin ağzından böyle bir söz duymayalı yıllar oldu. İstifa eder veya etmez, telaffuzu bile önemli bir adım bence…
DİPTEKİLER
Pes Artık: Sosyal medyada Tuncer Bağışkan tarafından yapılan paylaşımla ortaya çıkan vahim restorasyon görüntüleri resmen pes dedirtti. Paşaköy’de eskiden Türk mahallesi olarak bilinen mevkide bulunan, 1271 yılında yapılmış, bin sekiz yüzlerde Osmanlılar tarafından camiye dönüştürülen kilise, restorasyon gerekçesiyle, çimento sıvasıyla kaplandı. Ne diyelim, Allah akıl izan versin…
































