Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

ADAMIZDA BULAMADIĞIMIZ HUZUR!

TEDİRGİNİZ: Rahmetlik pederim bu dünyadan göçerken belki Kıbrıs’ın tüm  yörelerini  gezip görmüş, pek çok yerde işçi olarak çalışmıştı ama bir ömür  ne Türkiye’ye uğradıydı ne İngiltere’ye. Dünyayı, izlediği film karelerinde gördüğü  coğrafyalar kadar tanıyordu. Yada eline geçen dergilerdeki bazı resimlerden. Sonra Televizyonla tanıştı. Dolayısıyla az biraz da olsa dünyası değişirken görüş ufku da genişledi..

ADA insanlarının büyük dezavantajlarıdır dört duvar arasında kalmışcasına dört bir yanlarının denizlerle çevrilmiş olması.. Hele Kıbrıs gibisi küçük bir adada soluk bile alınamaz.  Çünkü iki bölge arası  geçişler yasaklı sınırlarla ayrılıp iyicene daraltıldığından açık hava hapishanelerine dönüştüler ki insanlar dön baba olmaktalar!

Neyse ki artık yeni kuşaklar Türkiye’yi de görmekteler dünyanın öteki ülke ve coğrafyalarını da tanımaktalar. Hatta artık oralarda da yaşamaktalar…

NEDEN HATIRLADIM? İşte bu nedenle olmalı bu adada hiç kendi kaderimizin sahibi olamadık. Bakın tarih kitaplarına Kıbrıs’taki halklar Türk ve Rumları da kapsamına alarak hep başka imparatorlukların, ülkelerin, sömürgecilerin istilalarına uğradılar.. Ta1960 yılına kadar. Yani İngiliz’in  ayrılmasına ve adayı son sahipleri olan Türklerle  Rumlara devretmesine kadar!

PEKALA bu iki halk sahip çıkabildiler mi adaya? Ki ne Kuzey bu konuda “evet” diyecek kadar özgür ve egemendir ne Güney kendini “özgür ve egemen” görecek kadar  güvende hissetmektedir..

Nitekim şimdi de bir başka değişim bekliyoruz: ABD’deki seçimler sonucunda bir kez daha adada değişecek siyasi dengeler beklentisi içine girdik! Çünkü küçük dünyamızın çok uzaklarında  bir dünya devi Amerika’da Biden cumhurbaşkanı seçildi. !

Peki neden tedirgin oluyoruz. Çünkü:

***

YENİ KARIŞIKLIKLARIN  EŞİĞİNDEYİZ: Okuyup izlediklerimizden, işitip görebildiklerimizden öğreniyoruz ki Biden  her şeyden önce bir Yahudi ve Kürt sempatizanıdır. Amerika’daki güçlü Yunan ve Ermeni Yahudi lobilerini de dikkate alarak diyebiliriz ki Baden’ın Ortadoğu ve Doğu Akdeniz hatta ötesi Asya ülkelerindeki politikası Trump gibi olmayacak. Yani Amerika’nın stratejik denilen ortağı Türkiye Trump dönemindeki politikaların dışına itilecek.                                                              Çünkü Biden açık seçik Suriye’de terör örgütü PKK ve uzantısı  PYD’i desteklerden bir yandan da Kürtlerin devlet kurma hakkını savunmakta, öte yandan (siyasi yorumcuların ısrarla üzerinde durduklarınca) stratejik ortak olarak Türkiye’nin yerine İsrail’i koyacağına kesin gözüyle bakılmaktadır. Çünkü bizzat Biden’in melez yardımcısı kadın Kamala Harris, Netanyahu ile çok senli benliymiş..

Bölgedeki böyle  bir siyasi değişim Türkiye’yi sadece Güneyinde kontrolü altında bulunan  İdlip gibi bölgelerde zor durumda bırakmayacak,  yıllardır bir Kürt devleti kurulmaması için yaptığı askeri harekâtların devamını da tehlikeye sokacak. Artı Doğu Akdeniz’deki pozisyonunun da zora gireceğini hatta Libya’da bile siyasi değişimlerin olabileceğini   söylemek kehanet olmayacak..                                            Tabi tüm bu değişimler  henüz tam tamına nasıl bir strateji uygulayacağını şimdiden bilemediğimiz Biden’in tutumuna ve TC ile ilişkilerine bağlı olacak…

***

YA KIBRIS SORUNU? Son zamanlarda çok sık  işittiğim için artık aşinası olduğum şöyle bir    siyasi değer yargısı oluşuyor: “Ülkeler arası ilişkilerde  şahıslar değil, karşılıklı çıkarlar önemlidir!” Yani ne Biden’ın ne Erdoğan’ın şahsi görüş ve siyasetleri değil, önemli olan Amerika ile Türkiye’nin dolayısıyla NATO’nun  düzgün ve faydalı işbirliğidir.. Ortadoğu da Doğu Akdeniz de bu  değer yargısının içinde olmalıdır.

Ancak karşımızda, akla gelebilecek bütün değer yargılarını berhava etmeyi politika zanneden bir de Anastasiadis’li Rum toplumu vardır. Üstelik İsrail, Fransa, Mısır gibi ülkelerle de ittifak içindedir hem de askeri tatbikatlar yapacak kadar..

YANİ ne? Biden’li Amerika ile uğraşacak hallerimiz yok ama  uğraştırmak için hazır ol da bekleyen bir Yunan-Rum ikilisi vardır. Bakalım ne olacak?                                                                                ***

KISACA TAKILDIĞIM: (ARTIK MECLİSE BİLE SIĞMIYORUZ!)                                                       Ve artık “kendimize özgü “siyasetimize” takmıyorum! Çünkü dünyanın    süper ülkesi Amerika’da bile eğer seçimler mahkemelik oluyorsa demek bu “politika” dediğimiz olayın büyüğü küçüğü yoktur hepsi de ayni modeldir!

Yani “politikacıların çekişip takıştığı, çekişip takışırken doğru ile yalanın, iyi ile kötünün, faydalı ile zararlının ayni değer ve değersizlik ölçütlerinde oynaşıp sırıttığı bir politik  dünyada yaşıyoruz!

NİTEKİM biz de 50 kişilik Meclis’e sığamadık! Kaynadık taştık ki ne ilktir ne de  son!  Ömrümüz hükümet bunalımlarıyla geçti!

Ne var ki artık kendimizi yönetemeyecek duruma geldiğimiz de ortada. Kaldı ki bazen düşünüyorum. Kendini yönetemeyen bir toplum es kaza eğer Rum tarafı ile ortak bir yönetimde buluşsa! Ki Kıbrıs Cumhuriyeti üç yılda değil. Aslında o cumhuriyetin çarkları dönmediğinden bir buçuk yılda mangos olduydu… Buna karşın hâlâ  “Rumla birleşip Federasyon şemsiyesi altında Kıbrıs’ı yöneteceğiz” iddiasına sarılı hayaller peşinde koşuyoruz!                                                                                               ***

…VE İŞİMİZ hükümet yıkıp hükümet kurmak. Şimdikini kurmak için de  görev Ersan Saner’e verildi. Genç kuşak politikacılarımızdan üstelik bu güne kadar yüklendiği Bakanlıkların da hakkını veren bir politikacı..

Benim beklentim şu: Bu ülkede öteden beri iki köklü siyasi parti gerçeği yaşadık hâlâ da öyle. Nitekim yıllar yılı “neden UBP ile CTP bir koalisyon hükümeti oluşturmasın” ısrarında oldum. Çünkü eğer birinci amaç KKTC’e hizmetse, “tarafların birinin Sağ’a birinin Sol’a çekmesi bile zıt güçler dengesinin tesis edilmesi açısından faydalı olur.

OYSA KKTC’ henüz siyaset arenasında ayrı devlet olarak yerli yerine oturdu oturmadı, bu ülkede öyle bir lüksümüz olmamasına karşın “memlekete hizmet” tartışması değil “Sol-Sağ” tartışması yapıldı! Yanına konan siyaset ise şöyle gelişti.

Memleket istikrarlı kalkınmayı beklerken, gündemin başına   “nasıl bir çözümle  Rum komşu ile nasıl siyasi ilişkiler kurabiliriz?”     Soruya verilen cevaplar ise hep  tartışmalı kavgalı çekişmeliydi! Nitekim sonradan  UBP ile CTP koalisyon oluşturmalarına karşın  başarılı olamadılar..

ÇÜNKÜ CTP günü geldiğinde Annan planına “evet” denmesi için KKTC’de propaganda yapan Ankara’ya bile  eğri baktı! Ki Rum tarafı o plana evet deseydi bugün CTP’i kaşındıran Türkiye’nin adadaki varlığının esamesi okunmayacaktı!                         Buna karşın CTP’nin hâlâ Türkiye’yi suçlamasını, UBP’i TC ile iç içe gördüğü için  doğru dürüst bir koalisyon hükümeti kurulmasından daima  sarfınazar etmesini  bugün de yadırgıyorum ve bu tutumu  hiç  anlayamıyorum. Şöyle ki eğer olay her şeyden önce KKTC’e hizmet ise  söz konusu  olması gereken tarafların bu konudaki ahitleridir..  Önce bu konuda uzlaşmalıdırlar.

YOKSAAA!  Olay “batacak gemiye (KKTC)  kazma mı vurulmak isteniyor?” Yoksa “KKTC  batmalı ki yeniden “kurtulsun” mu deniyor? (Kaldı ki siyasilerimiz yüzünden bataktan hiç çıkamadık!)

…Tabi biliyoruz. Şu veya bu şekilde bir hükümet kurulacak.  Fakat şunu da biliyoruz. Bir şekilde bu kurulacak hükümet de bir süre sonra gidecek. Zaten işimiz seçimden seçime atlamak! Hatta şimdi bile bir seçim hükümeti kurulabilir eğer çareler tükendiyse!