Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

CANINA OT TIKANAN KIBRIS TÜRKÜ…

Rum gazeteleri, Anastasiadis-Tatar görüşmesiyle ilgili detaylara yer vermeye devam ediyorlar.

Pazar günkü Rum gazetelerinin birinde şöyle enteresan bir detay vardı:

“Tatar görüşme boyunca izin isteyip telefon yoluyla birileriyle mesajlaştı…”

Eğer bu detay doğru ise anlıyoruz ki Tatar “birileri” denilenlerden teknik destek ve/veya görüş alıyordu.

Alabilir mi?

Daha önceleri olmayan bir uygulama.

Maksadının ne olduğunu ve kiminle/kimlerle mesajlaştığını açıklarsa, elbette daha sağlıklı bir yorum yapabiliriz.

Görüşmeyle ilgili Rum tarafında yaygın hava şudur;

“Tatar Türkiye’nin adamı olduğunu söylüyor, dolayısı ile doğrudan Türkiye ile görüşmek daha doğru olur. Anastasiadis Çavuşoğlu’nu muhatap almalıdır…”

Bu görüş veya tutum aslında yeni değildir.

Makarios da Kıbrıslı Türkleri pas geçip Türkiye ile muhatap olmak için büyük çaba harcıyordu.

Rahmetli Özal anılarında anlatır: “Adam (Vasiliu) benimle görüşmek için Bush’u bile aracı koydu. Birleşmiş Milletler toplantılarında asansörde rastgele karşılaştık, boynuma sarılacaktı da korumalar zor zapt etti…”

Rum liderlerin bu tavrı, planlı bir politikanın ürünüdür.

Politika şudur;

“Kıbrıslı Türk yöneticiler Ankara’nın kuklasıdırlar. Onların söz söyleme yetkisi ve iradesi yoktur.  Bizim muhatabımız işgalci olan doğrudan Ankara’dır…”

Rumlar böylesi bir politika izliyorlardı ama Kıbrıslı  Türk liderler de (Ankara’nın desteği ile) buna izin vermiyorlardı.

Denktaş, Talat, Eroğlu ve dahi Akıncı  Kıbrıslı Rumların muhatabının Kıbrıslı Türkler olduğunu söyleyip savundular, bunda da kendi çaplarında başarılı oldular.

Şimdilerde bu politika değişiyor mu?

Kıbrıslı Türkler devre dışı bırakılıp Türkiye doğrudan muhataplığı kabul ediyor mu?

 

***

İkinci Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat bence tarihi uyarılarda bulundu.

Havadis ’in dünkü manşetinde vardı.

Herkesin dikkat ve ibretle okuması gerekir:

“Türkiye ile Kıbrıs Türk halkının ilişkilerinin en kötü günlerinin yaşandığı bir dönemdeyiz. İğneyle kuyu kazılarak yaratılan dengeli ilişkilerin, Annan planı dönemindeki dayanışmanın canına ot tıkanmasını üzüntüyle izliyorum.

Sorun, “demokrasi şöleni” safsatasının çökmesi değil. Zaten öyle bir değeri yoktu. Ama, sorun Kıbrıslı Türklerin varlık ve Kıbrıs sorunundaki eşitlik mücadelesinin aldığı yaradır. Kıbrıslı Türklerin haklarını koruyoruz diyerek Kıbrıslı Türklerin konumunun yerle bir edilmesini kabul etmek mümkün değil. Ve kabul etmemeliyiz…”