Bir insanı yerinden etmek kolay mı?
Değil.
…
Ada Osmanlıların eline geçtiğinde, Lala Mustafa Paşa ilk etapta 20 bin kişiyi burada bırakmış.
Paşanın ilk yaptığı iş de, Venediklilerin tuttuğu defterleri inceleyip adada ne kadar vergi toplanabileceğini hesap etmek olmuş.
Bunu yapmış da.
Neticede, Osmanlı hazinesine “haraç” toplanmalıydı.
…
Paşa işini halledince çekip gitmişti.
Sonradan, nüfusu çoğaltmak gayesi ile adaya nüfus aktarmak icap ettiğinde, kimse gönlü ile kendi topraklarından göç etmeyi istememiş,
Bu yüzden Sarı Selim sürgün hükmü çıkarmıştı.
Yani, bu göç madem ki gönüllü olmuyor, zorla olacaktı.
…
Sürgün hükmünde kadılara talimat veriliyor ve “ilk kalemde yörelerinde ne kadar şirretlikle, eşkıyalıkta isim yapmışlar, yersiz yurtsuz takımı, komşularıyla sürekli toprak kavgası edenler, bekar olup işi gücü olmayıp leventlik eyleyenler” Kıbrıs’a gönderiliyordu.
…
Hasanbulliler gibi hırsız ve eşkıya kahramanlar kim bilir bu ruhun bir devamıydı…
…
Göç sorunu şu veya bu şekilde hep yaşanır…
…
Türkiye Cumhuriyeti kurulduğunda da Kıbrıslı Türklere “gelin” denmişti.
Giden gitmiş, kalan kalmıştı…
…
İngiliz kaçarken de aynı şey olmuştu.
Kıbrıslılara “gelin” denmişti.
Giden gitmiş kalan kalmıştı…
…
Kalktı, bu sefer içerden,
Makarios da aynı işi yapmıştı.
Ama tersinden.
O “gelin” dememiş “gidin” demişti ve yetmişli yılların başında göç dalgası başlamıştı.
Giden gitmiş kalan kalmıştı…
…
Bunlar tepeden yapılırken bir de tedirginlik, toplumsal olaylar, savaşlar nedeniyle de dalgalanmalar olmuştu.
63 ve 74’te durum buydu.
Çatışmalar, savaşlar kötüydü,
Göç edenler etmiş, kalanlar kalmıştı.
…
Derler ki, Avustralya kıtası bir zamanlar sürgün yeri imiş.
Oraya azılı suçlular gönderilirmiş.
Gün gelmiş, onların nesilleri suçlu kolonilerden çıkıp şehirler oluşturmuşlar.
Eli silah tutan ve bil umum adi suçtan mürekkep atalarının heykellerini de bu şehirlerin göbeğine dikmişler.
Kimisinin elinde tabancaları ile…
…
Bize dönelim.
Geldik bu günlere.
Ne gel diyen var, ne git diyen.
Ortalık durulmuşa benziyor…
…
Bakın entelektüel turizm yapmamız öneriliyor.
Çünkü kültürel miras çokmuş.
Hasanbulliler’den zaten utanç duyulduğundan herhangi bir sembolleri bugüne kadar yapılmadı.
Ama kuzeyde kalan 500’ün üzerinde kilise, manastır ve şapellerin 300’den fazlasının nasıl yerle bir edilip, talana maruz kaldıklarını anlatacak hikayelerimiz ve görsel malzemelerimiz çoktur.
Devlete entelektüeller sızınca,
Doğrusu iş başka oluyor…
…
Sonuçta, bu adada kalanlar umut vadediyor…
































