Hafta sonu kısa bir tatil yaptık, sadece yerlilerin kaldığı bir otelde.
Dinlendik mi? Pek sayılmaz. Çünkü neredeyse herkes tanıdık ve doğal olarak memleketin hali konuşmaların başlıca gündemi. Hep böyleydi ama bu defa tepkiler çok şiddetli. Şikayet edenler arasında düzenin besledikleri de var.
Zaten düzen falan kalmamış. Tutanın elinde kalan, ‘ben bu ülkenin halkıyım” diyenin söz söyleyemediği, olup bitenin önüne geçemediği bir durum.
Fakat ne yazık ki, ağır bir umutsuzluk ve karamsarlık hakim. En kötüsü de bu.
Bence tek sebebi var, biz artık toplumsal muhalefeti beceremiyoruz.
Geniş bir çoğunluk aynı şeyleri dile getiriyor, aynı büyük kitle rahatsız, endişeli, ancak ne yapacağını bilemiyor. Sürüklene sürüklene teslime gidiyoruz.
Bakıyorsun, senin adına tepki koyması gereken muhalefet, “geçit vermiyoruz” diyor, kalıyor. Geçecek olan yine delip geçiyor, sen arkasından bakıyorsun…
Demokrasi delindi mi? Hem de nasıl. İradeye müdahaleyle başladı, işte bakın Meclis’te suni bir şekilde çoğunluk yaratma gayreti devam ediyor.
Ekonomi? Çok çok küçük bir azınlık dışında herkes perişan. Kapıları açtı, bitti sanıyor. 2 yıllık yıkımdan nasıl kurtulacak bu memleket, tek satır plan, öngörü yok. Yapmaya kalktığı da adil değil zaten. Ayırmacı, kayırmacı, korumacı… Ne yapıyorsa kurultayına uygun yapıyor, seçim finansmanına uygun yapıyor.
Geliriyle biraz piyasayı canlandıran memuru darbelemeye kadar gitti iş. Çareyi bir tek bunda buluyor hükümet. Beceremiyor muhalefet. Serdar Denktaş ret verecek de yasalaşmayacak. E adam halihazırda yasa gücünde kararnameyle uyguluyor… “HP’yi dondurmazsam, ek bütçe yapmam lazım” diyor. Aynı şahıs, beşer beşer, onar onar yeni personel istihdam ediyor. Ne akıl alır ne bilim, ne vicdan. Ama yapıyor. Korkmuyor çünkü…
Benim Ersan Saner ve arkadaşlarından bir beklentim yok. Akıl yoluna geleceklerini falan düşünmüyorum. Bu ülkeye kötülük yapma eşiğini aştılar, artık geri dönüşü yok.
Derdim, halkın var olan tepkisini ortaya koyamamasında.
Ne mahkemeye götürmekle engelleniyorlar ne de demeç muhalefetiyle…
Görüyorsunuz, “olmaz yapılamaz” denilen ne varsa, dibine kadar yapıyor, öylesine pervasız.
Bunu durdurmanın başka bir yolu olmalı.
Demokrasi dediğin çaresizlik rejimi değil.
Uzun tartışmalarla, kafa yorarak çıkarılan bir anayasamız, seçim yasamız, tüzüklerimiz var. Çiğneniyor, hiçbir şey yapamıyoruz. Bu kadar mı pasifleştik?
Sözüm muhalefetedir. Hep birlikte bir ortak söylem geliştirmez, bu gidişatı durduramazsak, hepimiz altında kalacağız.
Halkın tepkisi büyük. Sanmayın ki sadece hükümete bu tepki. Hepinize.
Bu tepkiye kulak verin, birlikte durduralım. Bu rahatlığı ellerinden alalım.
Eğer gecikirsek, yakında idare edecek bir ülke de bulamayacağız…
YERİN KULAĞI VAR
NAMAZ KIL VELESBİTİ KAP:
Yüz sene düşünsem bu ülkenin bu hala geleceği asla aklıma gelmezdi. Yahu siz ne yapmaya çalışıyorsunuz, amacınız ne? Dini de sonunda siyasete araç ettiniz ya, söyleyecek söz bulamıyorum. Suudi Arabistan’ı da geçiyoruz yakında. Hani biz Avrupalıydık da Avrupa’yla bütünleşme hedefimiz falan vardı. Ne olduk? Bunu da mı içimize sindireceğiz. Neredesiniz ey Kıbrıslılar? Yazıklar olsun, ne hale getirdiniz bu güzelim ülkeyi…
ELLERİNİ KIRARMIŞ:
Erhan Arıklı, Mağusa surlar üstüne dikilen bayrakların kaldırılması yönünde karar alınmasına çok sinirlenmiş “elini kırarız” diyor. Geçmişte de birilerinin dillerinin üstünde sigara söndümekten bahseden kişi bu. Bu toplum bayrak sevgisini senden öğrenecek değil. Sen önce bu devletin kurumlarına saygıyı öğren.
SONUNDA BU DA OLDU:
Hani sürekli olarak “başarılı olduklarını” söyler dururlar ya, öyle başarılılar ki, sonunda belediyeleri parti kurma noktasına getirdiler. Bir türlü çıkarılamayan belediyeler yasası ve salgın döneminde belediyelere yapılan zulüm, sonunda UBP destekli bağımsız belediye başkanlarını çileden çıkartmış. Yarın ilk seçimde iktidar olurlarsa hiç şaşırmayın..
POLİSİN YA DA SAVCININ AKLINA GELMEYEN:
Konu eskimiş olabilir ama çarpıklık orada duruyor. Üzerinde kafa yorulması gereken bir çarpıklık. Hani şu vurmadık yer bırakmayan Afrikalı trafik canavarının davası. Polis tutuyor, mahkemeye çıkarıyor. Konu, verdiği zarar, ziyan falan. Adam bir anda zararın büyük bir kısmını trink ödüyor. İşte o noktada yargıcın tepesi atıyor ve paranın kaynağının araştırılmasını istiyor. Kara para soruşturması talep ediyor. Bu konu polisin ya da savcının hiç aklına bile gelmiyor. Sonra da ‘nasıl bitirilir bu işler’ deniyor. Bitmez. Tesadüfen bir yargıcın inisiyatif kullanması mı gerekir? Oysa her şey apaçık ortada…
PCR’SIZ GİRİŞ BÜYÜK TEHLİKE:
Çift aşılılardan PCR testi istenmeyecekmiş. Yanlış mı anladım dedim, bir daha okudum, aynen böyle söylüyor Ersan Saner. Yahu sana kim söyledi çift aşılıların hasta olmadığını ya da bulaştırmadığını? Hiçbir aşı bunu önlemiyor. PCR testi yapmak en güvenli yol. Bir de Bulaşıcı Hastalıklar Üst Kurulu’yla görüşerek üretmiş bu kararı. Bu Kurul da siyasallaşmış galiba. Olacak iş değil…
TRAFİKTE UYUŞTURUCU TESTİ NE OLDUYDU?:
Trafikte uyuşturucu testi yapılabilmesi için çalışmalar 2018’de başlatılmıştı. 2020’de yasası da halkın bilgisine sunulmuştu. Hükümet değişikliği ile rafa kalkmış, şu anda kimsenin umursadığı yok. Diğer yandan, kazaların birçoğuna alkolle birlikte uyuşturucu kullananlar neden oluyor. Üstelik bu tipler, giderek artan sayıda. Siz hala bu hükümetin halkın güvenliğini falan düşündüğünü mü sanıyorsunuz? Akıllarına bile gelmez…

Son imzalanan protokolün gözden geçirme toplantısı yapılmış. Acaba ne konuşmuşlar merak ettim. Bu sürede yapılacak işler belliydi, hangi birini yaptılar? Üst kademe yöneticilerinin liyakat kriterleri mi yükseldi; casinolara ilişkin vergileri artıran çalışma aniden kayboluverdi, ne oldu; sendikalara tırpan yasasının çalışması hazır mı? Öyle ya bunu da taahhüt ettiler. Ya üniversitelerin etkin denetimi? Onun bu ay tamamlanması gerekiyor mesela. Daha neler neler. Gerçekten ne izahat verdiklerini merak ettim…
































