Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

AB’DE TÜRKÇE DİLİ! (BU İYİ NİYET GÖSTERİSİ NEREDEN ÇIKTI?)

“Bayram değil, seyran değil, eniştem beni niye öptü!” Hem de Davos toplantıları başlarken…
İşte buna politika derler! Eğer olaya “barışcı çözüm arayışlarında iyi niyet gösterisi” kulpunu takarsanız bu “politikayı” yutarsınız! Nitekim yutan çok oldu!
Olaya dönelim: Henüz müzakereler devam ediyor. Bugüne kadar üzerinde anlaşmaya varılan konularda açıklık kazanan sadece “yönetimle güç paylaşımıdır” deniyor ama onların da içeriğini bilen yok! Mesela biz “Köşeciler” yorum yapmak gereğini duyduğumuzda “her halde Annan planı referans alınmıştır” diyerek oradaki “yönetimle güç paylaşımının” nasıl olduğuna bakıyoruz! Buna karşın müzakere masasında çok çetrefil konular var ve henüz uzlaşıya varıldığına yönelik bir açıklama yapılmış değil. Mesela “mülkiyet sorunu, toprak sorunu gibi…”
Kısaca “çoğu gitti azı kaldı” diye bir görüşe çakılıp kalmak mümkün değil. İşte tam bu sırada ve Davos zirvesi başlarken Anastasiadis çıkıyor ve diyor ki “Türkçe’nin AB’de resmi dil olması için çalışacağım!” Bu “politik” sunuma, şaşarsınız ama öte yandan da hem “duygusal” hem “iyi niyet” hem de “siyasi” yönden yaklaşırsınız..
Mesela olayı “duygularınızla” değerlendirdiğinizde ilk olumlu tepkiniz şöyle olur: “Bu ne alicenaplık! Ne barışçı tutum! Ne büyük hamiyet ve inayet! Tabi yorumunu da şöyle yaparsınız: “Demek Rum tarafı çözüme gerçekten inanıyor ki bugüne kadar esirgediğini sandığımız en büyük iyi niyet gösterisini işte şimdi Türkçe’nin AB’de resmi dil olarak kabul edilmesi çalışmalarıyla gösteriyor!..
Bu algı geleceğin çözüm konsepti içinde önemli! Çünkü olayın bir ayağı da “siyaset!” Orada da “Rum tarafının Türk tarafına yönelik dünya kamuoyu önünde yer alan çok olumlu ve yapıcı bir jesti var ki “olası çözümde Türk Rum halkları pek ala da adayı barışçı çözüm içinde yaşatabilirler” imajını çakıyor!
ANASTASİADİS’İN ESAS POLİTİKASINA GELİNCE: Müzakereler başladıktan sonra Anastasiadis zaman zaman “nasıl çözüm” sorusuna, “Kıbrıs Cumhuriyetinin evrimleşmesi” gibi söylemlerle 1960’lar “üniter Kıbrıs”ını hatırlatıyordu! Ki unutulmamalıdır: Bugün Güney Rum Yönetimi 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti ahkâmlarından dolayı “tüm adanın tanınmış devleti” olarak kabul görmektedir. Böylesi bir tanınmışlık söz konusu olduğunda ise Türk tarafı da siyaseten “tanınmamış ve Kuzey’i TC ile birlikte işgal eden” bir konuma düşmektedir!
NEDEN KC’İNE DÖNÜŞ? Anastasiadis’in çözümden ne anladığı ile “kırmızı çizgilerini” hatırlamakta yarar vardır.
Kesinlikle Türkiye’nin garantisini istemiyor.
Kesinlikle Türk tarafının siyasi eşitliğini kabul etmiyor.
Kesinlikle Türk tarafının Kuzey’de “Kurucu Devlet” statüsünde yer almasına karşı çıkıyor. (Bunun yerine “oluşturucu devlet” diyor!)
Bu isteklerine cevap veren çözüm ise elinin altında ve kullanımında olan Kıbrıs Cumhuriyetidir. Azınlık çoğunluk esası üzerine kurulacak olan hatta Türk halkının “nüfus artışını” bile denetim altında tutacak bir “çözüm!”
İŞTE BUNUN İÇİN ÖPTÜ! “Bayram değil seyran değil ama Anastasiadis’in son “Türkçe dili” başlıklı pür’i taze propagandası Kıbrıs Cumhuriyetinde bir takım değişiklikler yaparak “evrimleştirmeyi” hedeflleyen taktiğinin iyi niyet gösterisine sığdırılmış öpücüğüdür! Bilirsiniz iğfal olayı da öpücükle başlar!

**********
KISACA TAKILDIĞIM: (GAZETELER GEŞMİŞİN BELGELERİDİR.)

Bundan bir süre önce sosyal medyada, “neden geçmişte Kıbrıs Türk halkının mücadelesine büyük katkılarda bulunan insanlarımızı kitaplaştırmadan, bize ölümlerinden sonra tanıtırlar” yollarında serzenişlerde bulunulduydu. Hatta bu konuda “gazetelere” de atıf yapılarak, “insanlarımız kimselerin haberi olmadan gazete köşelerinde haklarında yazılanlarla birlikte unutulup gidiyorlar” dendiydi!
Şaştıydım. Mesela ilk aklıma gelen Harid Fedai olduydu. Bu büyük araştırmacının eski gazetelerdeki eski Türkçe’den çevirileri bir gün unutulacak mıdır? O günlük gazetelerin sayfalarındaki tarihi anlatımlar, biyografiler, sonrası kuşaklarca hiç mi araştırılmayacaktır? Hatta şiirler, hikâyeler… Ki Allah rahmet eylesin Samtay Vakfı kurucularından Suna Atun ile Bülent Feyzioğlu o gazete sayfalarını tarayarak nice kitaplar yayınladılardı. Kıbrıs Türk Edebiyatından sanatına, tarihinden bizatihi gazetecilerine kadar…
MESELA: Bugün size Havadis gazetesindeki Köşemde şu yukarıda sözünü ettiğimce ve işte öylesi bir tarihi misyona sahip Altay’dan söz ettim. Bu insanlarımızı, Kıbrıs mücadele tarihiyle birlikte elbet bir gün kitaplaştıracak, gelecek kuşaklara armağan edecek insanlarımız da olacaktır. Yeter ki günlük gazetelere haksızlık yapmadan onların sayfaları arasında da araştırma yapabilecek araştırmacılarımız yetişsin…

**********
ALTAY AKARI: (YÜREĞİ PATLAK BİR TMT’Cİ)

Geçtiğimiz hafta henüz erken diyeceğimiz yaşta öldü Altay. Başpınar Un Fabrikası’nın kurucusuydu.
Fakat bizim kuşak ki kendileri ayni zamanda Dinçer Hasan Raif ile Özer H. Raif’in hala çocuklarıdır, Akarı’yı 1960’lar gibi en tehlikeli ve rizikolu dönemlerde bile Türkiye’den Kıbrıs’a tabanca nevinden silah kaçıran TMT’ci olarak bilirler. Ki Rum polisleri gümrüklerde sinek bile uçurtmazlardı o dönemlerde.
Altay önceleri ilk Türk teşkilatı Volkan’ın kurucularındandı. Ve bir ilki daha vardı. Lise yıllarında “motosiklet” kullanırdı. Hem de öyle gezintisine falan değil, işte o sözünü ettiğim bizim kuşakların “teşkilat” dediği, gerçekte Kıbrıs Türk halkının Eoka’ya karşı mücadelesinin örgütleri olan “Volkan, TMT’de hizmet için kullanmak amacında..
Altay Akarı’nın asıl büyük mücadelesi 1963’den sonra ve yıllarca Türk bölgelerine girişi yasaklanan 38 çeşit eşyayı şu veya bu şekilde Mağusa’dan temin ederek Muzaffer Arap’ın kamyonu ile sevk etmesiydi. Ki o yasal maddelerin içinde çividen kesere, çimentodan kirece, tahtadan haki kumaşa, aküden torba çeşitlerine, kaplolara iplere kadar akla ne gelirse hepsi de vardı.. (Şimdilerde var mı bunları bilen. Oysa Kıbrıs Türk halkı o yoklukları da yaşadı hem de Rum’un ablukası altındaki esir Türkler olarak!)
Altay Kıbrıs Türk halkına ilk kez uygulanan bu Rum ambargosunu kıran mücahitti. Ki ikincisini anlı şanlı AB yaşatıyor bize!
Tabi ki Altay Akarı’nın böylesi gazete köşelerinden yola çıkarak araştırılıp yazılacak nice efsaneleri vardır. Hepsi de Kıbrıs Türk halkının varoluş tarihine kazınmıştır. O Mücadelelerdir ki bugünlere yok olmadan geldik. Altay’a Allah’tan rahmet, ailesine başsağlığı dilerim.