Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

İKİ LİDERİN BAŞARISIZLIĞI

Rum Yönetimi Başkanı Anastasiades’in  Türkçe’nin Avrupa Birliği’nin resmi dili olması için çalışma başlatması iyi bir jesttir.

“Jest” tanımlamasını onaylamayıp da Anastasiades’in attığı adımı onaylayanlar var.
“Zaten Kıbrıs Cumhuriyeti Avrupa Birliği’ne tam üye olduğunda yapılması gerekirdi” diyenler de var.
Sonuçta olmadı.
Kıbrıs Cumhuriyeti Avrupa Birliği’ne tam üye olarak kabul edildiğinde Brüksel’deki bürokratlar “masraf” olur diye Kıbrıs Cumhuriyeti’nin resmi dillerinden biri olan Türkçe’yi birlik dışı bıraktı.
Dönemin Avrupa Birliği yetkilileri bu kararı onayladı Rum Yönetimi de bu onayın üstüne yattı.
Şimdi Anastasiades bu yanlışlar zincirini bir kenara iterek resmi çalışma başlatılması direktifi verdi.
Ve aslında bu anlamda da bir jest yapmış oldu.
Çünkü bu direktifin sonucu muhtemel bir çözümden sonra alınacak.
Yani, eğer 2016 yılı içinde bir çözüme ulaşılacaksa Türkçe’nin AB resmi dili olması önündeki pratik engeller ile hazırlanma süreci belki de 2016 yılından sonra tamamlanacak.
Dolayısı ile bir çözüme ulaşıldığında zaten Türkçe resmen AB dili olacaktı.
Haliyle pratikte değişen bir şey olamayacak.
Atılan adım, sadece Anastasiades’in iyi niyetli bir jesti olarak kalacak.
      ***
İki toplum arasında güvenin tesis edilmesi için liderlerin karşılıklı jestler yapması önemlidir.
Örneğin Türk tarafının Kıbrıslı Rumlara Kuzey’deki kiliselerde ayin yapma izni vermesi bence pratikte iyi sonuçlar yaratan bir jesttir.
Aynı şekilde Güney’e geçemeyen KKTC vatandaşlarının yılda birkaç kez olsa bile Hala Sultan’a ibadet amaçlı gitmeleri de öyle.
Fakat, liderlerin önünde güven yaratıcı önlemler gibi resmi görev konuları vardır ve bu konularda maalesef ya başarısız olunmuştur ya da çok az mesafe alınmıştır.
Cep telefonlarının her iki tarafta da kullanılması noktasında  liderler hayal kırıklığı yaratacak deni başarısız olmuşlardır.
Rum lider Anastasiades ilgili bürokratların yarattığı siyasi engellere takıldı ve adım atamadı.
Benzeri şey elektrik sistemlerinin birbirine bağlanmasında da yaşanıyor galiba.
Pratikte bağlantı gerçekleşmişken ve taraflar zaman zaman acil durumlarda birbirlerinden elektrik alıyorken, resmi bağlanmanın bir türlü yapılmaması, cep telefonlarında olduğu gibi ortamı zehirlemektedir.
Yeni kapıların açılmasında ise taraflar adeta kaplumbağa hızıyla ilerlemektedirler.
Yol tamir ve genişletilmesi çalışmalarını süratle tamamlayacaklarına “kaynak” mazeretinin arkasına sığınıp güven yaratacak adımları adeta baltalamaktadırlar.
Oysa her iki tarafı da çözüme ikna edecek olan bir unsur da güven yaratıcı önlemlerdir.
Liderler mülkiyet ve toprak gibi zorlu konuların batağının eşiğinde duruyorlar.
Güven yaratıcı önlemeler noktasında da başarısız oldular.
Bu atmosfer çözüme uygun bir ortam yaratmıyor.