Neyse ki yanacak ormanlarımız olmadığından yada bir öbeklik olduğundan kendimizi şanslı görmeliyiz.
Yoksa bu “itfaiye teşkilatımızla” tutuşan kuru otları bile söndüremezken, nice olurdu hallerimiz?
Buna karşın ama 47 yıldır yüreklerimiz yanmakta. Ne söndüren var ne söndürmek için çaba gösteren.
Ki dünyada “ben devletim” dediği halde kendini kendinden başka kimsenin tanımadığı tek devletiz..
Tutun ki Hoca Nasrettin’in evi gibi.. Kapısı pencereleri yok dört duvar ama ev işte!
***
GEÇEN GÜN bir arkadaşım anlatıyordu.. Kızı İrlanda’da bir üniversitenin sınavlarını hem de çok iyi dereceyle kazandı..
Yavaştan okulların yeni ders yılına sancılandıkları dönem. Hazırlıklar başladı bile. (KKTC’den söz etmiyorum!)
Sözünü ettiğim kız öğrenci İrlanda’ya uçakla gitmek zorunda.. Dolayısıyla babasıyla Güney’e geçiyor. Uçak için bilet almak kolay.. Fakat Rum yönetimi covid 19 ile ilgili KKTC’nin testlerini aşılarını falan tanımıyor!
Gerekli sağlık belgelerini almak için Lefkoşa’dan Larnaka’ya kadar gitmek zorunda kalıyorlar.. Arkadaşım şaşıp kaldığı bir gözlemini ise şöyle anlatıyor: “İnanmayacaksın ama o uzun ve kalabalık kuyruklarda Rumlardan daha çok Türkler ve bazı turistler vardı!..”
Sonunda test yapılıyor gerekli belge veriliyor da diyor ki arkadaş, “hissedilen azap tahammül edilir gibi değil..”
*** HAYIR, Türk yurttaşlara yönelik aykırı davranışlardan dolayı değil çünkü muameleler alabildiğinde olağan ve insancıl…
O zaman bu eziklik neden? İşte şu nedenden:
***
KUZEY’DE “Don Kişot gibi devlet iddiası sürdürürken, Güney’deki Rum devletinin himmetine sığınmaktır insana koyan!
Ki Türkiye üzerinden bile uçulamıyor İngiltere’ye! Kaç yıl ama kaç yıl daha bu cefa? ***
KALDI Kİ: Rahmetlik Denktaş “pratik adamdı.” 1974’den sonra soğan cücüğü gibi ortalarda kalakaldığımızın karabasanında heyemola çekerken, 1983’de “bu adanın Kuzey’inde varsak biz de devletiz” diyerek o güne kadar öyle geldi böyle giden tarihin seyrini değiştirerek “KKTC’i ilan ettiydi.” “47 yıldır” dediğimiz işte o ilanın üzerinden geçen yıllar. Yoksa adadaki Türk halkı İngiliz’in 1878’de Osmanlı’dan koparttığı bu topraklarda hep var oldu..
***
SON günlerde inadına sürdürülen bu çözümsüzlüğün bir gün bu adada Türk toplumunun sonunu getireceğinden korktuğum için (başıma vuran aşırı sıcaklar nedeniyle değildir) sık sık çözümsüzlüğü gündeme getiriyorum..
Ki tüm ötesi sorunlar “çözümsüzlüğün sonucudur!” ***
TEHLİKE ŞURADADIR: “Çözümü gitgide kendi içimizde kendimiz dinamitliyoruz!
Bir kere artık siyasi soruna “ulusal dava” demek mümkün değildir çünkü çözüm konusunda toplum olarak bir ortak karara varamadık!
Şöyle ki öncelikle “kendi bağımsızlığımızla egemenliğimize dayalı siyasi çözümü” değil…
Ya Rum tarafıyla oluşturulacak “federal sistemi” savunuyoruz yada Rum’dan kopuk Kuzey’de kendi egemenliğimizi çakacağımız çözümü savunuyoruz..
Bu savunmaların saç ayaklarını da ya Türkiye ile yada Türkiyesiz” gibilerinden siyasi görüşlerle oluşturuyoruz..
Yani siyasi şımarıklıklar yapıyoruz!
***
VE DİKKATİNİZİ ÇEKERİM: KKTC de “ulusal dava” yoktur. Gelip giden Cumhurbaşkanlarının siyasi çözüm anlayışları vardır! Dolayısıyla “öylesi çözümleri” kabul edenlerle etmeyenlerin oluşturdukları kamplaşmalar oluşmuştur.
Nitekim Annan planını oylarken yarımızdan çoğumuz Rumlarla oluşturacağımız “federalizm” için evet dediydi. Güney de evet deseydi şimdi bu adada nelerin nasıl olacağını düşünmek bile istemem çünkü çözüm olmadan bile Güney’in bendeleri olduk! Hem siyasi hem ekonomik yönden… Sonrası da biliniyor. Gelip giden Cumhurbaşkanlarımız sorunun çözümüne kendi siyasi misyonlarıyla baktılardı!
***
ŞİMDİ TATAR ZAMANIDIR: “Modasıdır” demek istemem! Halkın oylarıyla seçilmiş öncesi Cumhurbaşkanları da kendi partileriyle kişisel görüşlerinin etkilerinde kalarak hareket ettilerdi..
Şimdi sıra Sn. Tatar’dadır! “İki egemen eşitliğe dayanan çözüm” diyor da…
Hadi canım sen de! Eğer bu adada bir dünya ülkesine bile Rum tarafının hava alanından uçmak zorunda kalıyorsam..
Aşımı testimi bile Güney’de kabul ettiremiyorsam..
Her türlü araç gereçlerimizin yedek parçalarını ancak Güney’den tedarik edebiliyorsak..
Rum’un icazeti olmadığı için hiçbir dünya siyasi ve ekonomik etkinliğine katılamıyorsak!..
Ne dememiz gerekir? “Çekiverin kuyruğunu gitsin!” Neyin? Her şeyin!
*******
O “ŞEYLERİN” İÇİNDE KURUMLARIMIZ DA VARDIR: Nitekim: Geçen hafta bizi fena halde meşgul ettilerdi. Sağ olsunlar ama iyilik ve inayetleri nedeniyle değil; yolsuzluk ve şaibeleriyle!
Batmışlıklarıyla! Dolayısıyla yitip giden işlevsizlikleri nedeniyle! ***
GEÇEN hafta iki “kurum” gündemi fena halde meşgul ederken hatırımızda kalan “utanmamız gerektiğiydi!”
Ki ne demekti “yasak ve suç” olarak kabul edilmesi gereken “kayıt dışı mal ve nakit varlıklarının affı?”
Demek ki ne? Bizatihi bu affı çıkaranlar olanları biliyorlardı!
Kaldı ki bu ülkede kumar paralarının, rantın, arsa spekülasyonlarının nerelerden gelip nerelere gittiği de biliniyordu, biliniyor!
*** GİDİN bir halk kahvehanesine oturun. Tanımadığınız sıradan bir vatandaşa sorun size memleketin hallerini anlatsın… Kimler voleyi çekti kimler neleri ham ham yaptı!
Hatta bazı açıkgözlerin partililerin devleti nasıl mandepsiye bastırdıklarının hikâyelerini de anlatsın.. Bu nedenle:
***
DEVLETİ kurduktan hemen sonra yaptığımız elimizdeki mevcut Anayasayı sürekli elimin altında bir yerlerde bulunduruyorum… Bize ne kadar uygun ne kadar değil ne kadar iyi ne kadar yetersiz olduğunu bilmiyorum ama bugüne kadar cevaplarını aradıklarımı bulabildiğim bir Anayasa..
FAKAT Anayasaya dayanan kanun ve tüzüklerin, kararnamelerin nasıl meriyet kazandıklarını nasıl çalıştırıldıklarını bilmiyorum.. Çünkü:
***
ŞEYTAN AYRINTIDA GİZLİDİR. Mesela gelip giden Cumhurbaşkanlarının “anayasaya rağmen topluma kendi siyasi görüşlerini empoze etmek, hatta Tatar gibi durup dururken Maraş’ın bir mahallesini açarak üzerinden siyasi fakat spekülatif kararlar üretmesi Anayasa’ya göre ne kadar yasaldır?”
Ben bilemem ama Anayasanın bilmesi gerekmez mi? Ha o da bilmiyorsa demek ki olay “illegaldir!”
***
YADA geçen hafta bizi olumsuz tepkisi nedeniyle havalara fırlatan yüzde 30 zam yapacağı açıklamasının sahibi ve sorumlusu KIB-TEK kurumunun anayasaya göre öylesi bir astronomik zam kararı alması uygun muydu?
Keza onca şaibeli işlerden sorumlu olması ve aklanması gerekirken hâlâ “icranın” başı olarak nasıl öylesi kararları sere serpe alabilmektedir..
***
VESSELAM cevaplarını veremediğimiz sorunlar çoğaldıkça.. Devletin tepesinde ve çeşitli kademelerinde peynirin göbeğine oturmuş fareler KKTC’i kemirdikçe..
Sorunlarla sorulara verilemeyen cevapların dağlar gibi birikip yoğalıp toplumun canını çıkartırcasına üzerine devrildiği gerçeklerde, zavallı KKTC daha çok çekecek çokkk!
































