Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe YazarlarıManşet

KKTC’NİN RESTORASYON ZAMANI GELMEDİ Mİ?

  Bu yıl zeytin yüklü ağaçları bir vesileyle çok yakından izledim. Dallardaki zeytinlerin zaman içinde irileştiklerine, taneler  irileştikçe ağaçların daha bir genişleyip hacimleştiklerini gördüm.

Zeytinlerin toplanması bir hafta sürdü. Aylarca dallarında beslenip gelişen o zeytin taneleri teker teker koparıldılar, plastik bidonlara kondular, arabalara taşındılar..

Ve sonra zeytin tanelerinin yükü altında  iyice hantallaşmış, ağırlaşmış, yere eğilmiş  dalların budanmasına başlandı. Her budanan ağaç  taze fidanlar gibi yeniden dirildi, daha bir güzelleşti…                                       DİYECEĞİM şuydu: Artık KKTC’nin de geçen yıllar içinde iyice  hantal, merkeziyetçi bürokratik ve bir kağnı kadar ağır “yapısını” değiştirmek için  budanmaya değil belki ama  restorasyona  ihtiyacı vardır.. Hem siyasi hem idari hem de sosyoekonomik yönden.. Çünkü bu gidiş iyi değil aksine kof ve nahoştur!

***

NİTEKİM UBP’nin başkanlık seçimlerini de bu “yapısal kusurlarımız” içinde  izliyorum. Onca aday parti başkanı olmak için  tombala torbasına girmiş gibi oylamada  şansın kendine vurmasını bekliyor!                   Yani görünüm ne?  Ne prosedür ne bir disiplin! Ne vefa ne kıdem! Sadece “UBP başkanlığına ben layığım” iddiası..Kimse de kimseye dur bakalım devri iktidarında ne yaptın ki layık olasın” demiyor! Çünkü tümü de ayni makastan çıkmış modeller.                Buna karşın tabi ki doğrudur: Cici demokrasimize göre bu memlekette yasal engel yoksa tüm yurttaşların aday olma, seçilme hakları vardır.  Fakat o tüm yurttaşlar arasından yine de sadece bir kaçı aday olmakta..” Kimler? Seçilecek “niteliklere sahip olanlar..”

OYSA son zamanlarda seçimler adaylar furyasından geçilmiyor! Cumhurbaşkanlığı seçimi öncesinde de on bir aday talip olduydu saraya. Oysa çok iyi biliniyordu kimlerin ikinci tura kalacağı, ötekilerin döküleceği.. O zaman sorulasıdır. Zırt pırt gerçekleştirilen seçimler fantastik gösteriler  mi?

***

NEDEN İSTEDİĞİMİZ YERE GELEMİYORUZ? Çünkü ne istediğimizi bile bilmiyoruz! Ki 46 yıldır karar veremedik: “Federasyon mu ayrı devlet mi?”

Yıllardır müzakere masalarından müzakere masalarına atlıyoruz! Sonuç yok!

Cumhurbaşkanlarımızı hemen her müzakereye tek yetkili müzakerecimiz  olarak gönderiyoruz ama Rum’a “evet” dediğimiz planlara bile “evet” dedirtemiyoruz! Buna karşın yenilgiye doymayan pehlivanlar gibi her sona eren müzakereden sonra bir yenisi ne zaman başlayacak diye Güney’in  davetini gözlüyoruz!                                                                                                    ***

NEDEN KALKINAMIYORUZ? Her iki yılda, bazen bir buçuk  yılda bir seçim yaparsan “hükümet istikrarı” mı kalır ki memleket “istikrar” yüzü görsün!

Bugüne kadar hangi hükümet “programını” uygulama başarısı gösterebildi ki? Maaşları ödemek bile Başbakanından bakanına kadar  Lefkoşa ile Ankara arasında mekik dokumayı gerektiriyor!

Öte yandan  Devletin denetim mekanizmaları  çalışmıyor ki adam gibi vergi alına! Nitekim bir gazetemizde listeler yayınlanıyor kim ve hangi kurum ne kadar vergi verdi.. Önce ben  “öngörüleni” okuyorum sonra devletin tarh ettiğine bakıyorum..                                                             Pööö! Aradaki farka bakıp şaşkınlıktan şok olmak bedava! Ya devlet bilmiyor kimin ne kazandığını dolayısıyla  hesap yapmayı ya vergi mükellefi çok açıkgöz devleti sürekli mandepsiye bastırmakta..

***

NEDEN İŞLER YÜRÜMÜYOR? Yürümez kardeşim. Mesela öğretmenler sendikası daha okullar açılmadan daha pandemi bile ortada yokken okullardaki eksiklikleri arızaları bircik bircik açıklıyor, bakanlığı uyarıyordu.                                                        Mart’tan bu yana koranavirüs nedeniyle tatil edilen okullar açılacak dendiği günlerde yine benzer uyarılar dizi dizi medya yoluyla yayınlanır  şu şu eksiklikler var, şu tedbirler alınmalıdır denirken, okullar yine eksiklikler arızalarla açıldı! Şimdi ne diyorlar öğretmenler sendikaları? “Tüm okulları  ziyaret ettik ve gördük ki hiçbir sorun çözülmedi!” Yani ne? Ol alem devam ediyor… Devam ediyor da öylesi bir “hizmet” anlayışsızlığında devlet işleri nasıl yürüsün nasıl düzgün olsun  ki?                                                                                    ***

BİR VUR BİN AH DİNLE: Sürekli yollarımızın pejmürdeliğinden söz ederiz. Çukurlarından, trafik işaretlerinin yoksunluğundan, yetersiz kaldırımlarından..

Fakat o da ne? Maraş’ı daha açma  kararı  aldıkları anın hemen akabinde yıllardır Mağusa’da bir yol yapmayan, mevcut yolları yamamayı bile zar zor gerçekleştiren, trafik için gerekli olan çizgileri çizmeyen (ister belediye istek karayolları) olsun… Maraş’ın yıpranan sahil yoluna iki günde asvalt döktüler, yolu yenilediler!                                   Ne için? Her halde  insanların  o yolda yürürlerken 46 yıldır kapalı tuttuğumuz için viraneliğe dönüştürdüğümüz o kadavrayı görüp utanmaları için   değil! Yoksa yeni asvalt yolda rahat rahat yürürlerken o yıkıntıları görüp “meğer nasıl bir servete sahipmişiz birader” demeleri için mi?

VE Mağusa, memleket hâlâ “yol sorunlarıyla” boğuşurken, şimdi Erdoğan’ın ziyareti nedeniyle Maraş’taki bir yola daha asvalt dökerek  yenileştiriyorlar..

AYIP ama! Çünkü Kendi yollarını bile yamamaktan aciz ülkenin bir saatlik bir ziyaret nedeniyle Maraş’a yeni yol yapmasını Erdoğan da kabul etmez Allah da! Erdoğan bunu öğrense  “size gönderdiğimiz paraları böyle gereksiz yerlere mi harcarsınız” diyerek yetkilileri azarlardı!

AKSİNE ne yapılmalıydı ama?  KKTC’nin yollarının ne durumda olduğunu, hazır ülkeye gelmişken üzerlerinde yürüme fırsatı yaratarak görmesini sağlayacaktınız   ki asla yapamayacağınız o yolları belki öncesinde olduğu gibi yine Türkiye yapsın..

Kİ Erdoğan bizim ne olduğumuzu çok iyi bilir. Nitekim yıllar önce KKTC’i ziyaretinde Mağusa’ya da uğramış, Lala Mustafa Paşa Camisini  gezerken tuvalet ihtiyacı gelmişti de caminin hemen bitişiğindeki tuvalete götürdüklerinde “bu ne, bu ne” diyerek kusacak gibi olmuştu..   Nitekim Türkiye’ye döndükten sonra verdiği emirle şimdilerde pırıl pırıl turistlerin de ihtiyacını karşılayan yeni tuvalet inşa edildiydi tabi parası Türkiye’den..

DİYELİM ve şöyle bitirelim: Bu memleketin başından kıçına restorasyona ihtiyacı vardır.