Köşe YazarlarıManşet

TÜRKİYENİN YENİ SİYASETLERİ




Dış politika, satranç oyununa benzer. Satrançta doğru açılış yapılamazsa, birkaç hamle sonra, oyunu kendi kontrolünüze almak zorlaşır.

Türkiye dış politikası son yıllarda kendine özgü hamleler yapmakta ve bu durum karşısında birçok çevre, oyunun nereye doğru gelişeceğini tahlil etmekte zorlanmaktadır.

Gerçekte Türkiye, önceleri kendisine dayatılan siyasetleri uygulayan bir ülkeydi. Ancak Tayyip Erdoğan yönetiminde, hamlelerin farklılaştığını  söylemeliyiz.

Hamlelerin farklı gibi görünmesinin ardında, Türkiye’deki milliyetçi dalgaların alabildiğine etkili olması ve her dalgadan sonra ülke içerisinde heyecanın artmasıdır.

Her alandaki milliyetçi tavırlarda, dışa karşı sert açıklamalarda nerdeyse tüm Partiler  aynı söylem içerisine girmektedirler.

Böylelikle DIŞ POLİTİKA hamlelerinde Erdoğan yönetimi diğer siyasal güçleri peşine takmakta ve Türkiye içerisinde lider konumunu pekiştirmektedir.

Suriye konusu olsun, Libya konusu olsun, Doğu Akdeniz’deki enerji savaşları olsun, Türkiye’nin birçok gücü Erdoğan yönetiminin uygulamalarını desteklemek zorunda kalmakta, bu da Erdoğan’ı ülke içerisinde güçlendirmekte, bu tavırlardan cesaret alan Erdoğan yönetimi, gerginlik politikalarını kullanmakta daha da ustalaşmaktadır.

Annan Planı sürecinde çözümcü lider olan ve çözüme karşı direnen Denktaş’ı siyaset sahnesinden silenin Erdoğan olduğu unutulmamalıdır.

Montana sürecinde, Akıncı’ya çözümcü lider rolünü veren Türkiye ve Dışişleri Bakanı Mevlut Çavuşoğlu’dur.

Kuzey’deki Cumhurbaşkanlığı seçiminde çok tartışılan Harita verme konusu da, çözümle asker çekme önerileri de Türkiye tarafından Guterres’ ile yapılan görüşmelerde öne sürülen hamlelerdi. Zaten bu hamleler ANAN PLANINDA VARDI.

Türkiye, Akıncı gibi, çözüm isteyen bir liderle, Rumları çözüme yaklaştıramamış ve Montana sürecinde MASA KIRILMIŞTI.

Türkiye’nin Talat ve Hristofyas döneminde Çözümcü Talat’la zorlaması da , Rumların HİÇBİR ŞEYİ PAYLAŞMAMA politikaları nedeniyle başarıya ulaşamamıştı.

Kıbrıs Sorununun acilen çözümünü isteyen ana güç hala Türkiye’dir.

Kıbrıs sorunu çözülmeden, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki enerji savaşları oyununda başarılı olma şansı yoktur.

Türkiye Tatar hamlesiyle ve Maraş konusunu kaşıyarak, Rumlar arasında bir panik yaratmayı başarmıştır.

Tatar’ın iki eşit devlet şeklindeki formülasyonu, Annan Planındaki iki kurucu eşit devletin yaratacağı , merkezi olarak zayıf bir federasyonla aynı kapıya çıkmaktadır.

Gerek Türkiye’nin Gerekse Tatar’ın Maraş’ın açılımındaki tavrı, mülk sahiplerini Maraş’a getirmeyi ve çözüm çabalarından devamlı kaçan Anastasiyadis’i sıkıştırmayı hedeflemektedir.

BM Genel Sekreterinin gayrı resmi olarak tarafları masaya toplama çalışmaları da Türkiye’nin istediği şartlardan biridir.

Türkiye yapılacak olan bu toplantılarda ipleri iyice gererek, zaman sınırlamasıyla bu sorunu çözmeyi , ya da ULUSLARARASI arenada, çözüm isteyen , ama Rumlar tarafından bu hamlenin karşılık göremediğini savunan bir avantaj elde etmeye çalışmaktadır.

Doların ve diğer yabancı paraların her gün rekorlar kırarak değer kazandıkları bu dönemde, Türkiye’nin dış desteğe olan ihtiyacı kaçınılmaz bir zaruret haline gelmektedir.

Türkiye bu dönemde, hem uzlaşma, hem de tehdit siyasetleriyle DIŞ POLİTİKAYI alabildiğine GERECEKTİR.

Rum tarafı, uzlaşma ve paylaşma çizgisine dönmezse, MARAŞTA PİKNİK politikası, MARAŞ’IN TÜMÜ  hedeflenerek, daha da dallanarak gündeme getirilecektir.

Türkiye’nin yeni siyaseti GERGİNLİK YARATARAK tarafları hem kendi ülkelerinde hem de uluslararası arenada  PANİKLETMEYİ hedeflemektedir.







Başa dön tuşu