Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

BİR BAŞKA AÇIDAN “LOBİLER”

Dün Kıbrıs siyasi sorununun payandaları olması gereken “lobileri” Doğu Akdeniz’deki gelişmelerle ilintileyip dış ülkelerdeki faaliyetleriyle etkin olabileceklerini vurguluyordum.

Çünkü Doğu Akdeniz’deki olaylar artık bir sismik yada sondaj gemisinin faaliyetlerini sürdürmekte olduğu haberlerinin olağanlığını çoktan aşarken,  “deniz egemenliği” yada “işgal” olayına dönüştü!

Nitekim Daha geçen gün Yunanistan Dışişleri Bakanı Nikos Dandias “Yunanistan’ın deniz bölgelerinin tamamının yeniden sınırlanacağını” açıklıyordu. Bu açıklamadan önce zaten Meis adasının kara suları 12 mile çıkartılmıştı ki eğer egedeki 3 bin irili ufaklı kayalık ve adacıkların da altı milden 12 mile çıkartılırsa, Türkiye’nin bırakın gemilerinin o sularda seyretmesini Ege Denizine girebilmesi bile mucize olacak!

Dolayısıyla bu emrivakiler karşısında Türkiye’nin bir Hıristiyan  kulübü olan AB karşısında politik ve hakları yönünden dik durması için “destekleyici payandalara” ihtiyacı vardır.. Bunlar “içte” kendi tedbir ve türlü çeşitli güçlü argümanlarıysa, dışta dost ülkelerle siyaset arenasında sesini duyuracak “Türk lobileridir.”

Mesela ben şaşarım neden Kıbrıs’ın garantörü olan İngiltere son siyasi olaylar karşısında suskun ve etkisizdir! Neden “Arabuluculuğu” Almanya’ya bıraktı?

VE eklerim: Neden Londra’nın Türkleri son olaylar karşısında bildiri bile yayımlamadılar! (Veya yayınladılar da haberim yoktur)

Neden dört beş milyon Türk’ün yaşadığı Almanya’dan Türkiye leyhine bir ses çıkmadı!

(Tabi şunu da biliyorum: Bu ve benzeri yargılarla serzenişler KKTC’nin kasaba esamesindeki bir yerleşim yeri yurttaşı yada ötesi medya mensubu yazarları tarafından serdedilmesinin kıymeti harbiyesi yoktur!)

FAKAT! Bu umursamazlıkla ilgisizliğin nedeni de bize aittir!  Şöyle ki bugüne kadar hangi Cumhurbaşkanı, gelip giden hükümetlerin hangi Başbakanı yada Dışişleri Bakanı veya görevlendiren Bakanlardan hangisi ciddi anlamda ziyaretlerle, örneğin en çok Türk yurttaşın bulunduğu Londra’ya uğrayıp da oradaki Türkleri yakın ilişkilerle motive edebildiler ki?  Orada bir “Temsilciliğimizin ve Temsilcimizin” olması yetmez. Örgütlü  bir Türk lobisinin yıllar öncesinden oluşması etkinlikleriyle her daim devrede olması da gerekirdi..

NEYSE! Deniyor ki Rum-Yunan çabalarının asıl amacı “Türkiye’yi bölgede “yalnızlığa itmekmiş!”

Bunun için çaba göstermeye gerek olmadığını düşünüyorum çünkü bizatihi Türkiye dış ülkelerdeki Türkler tarafından bile yalnızlığa terk edilmiştir..

Mesela Amerika’da az biraz etkin sayılan hatta görkemli “Türk Günleri” yapan lobiler bile Amerikadaki seçim hazırlıklarının kampanyaları sürerken bundan yararlanmayı ne kadar  düşündüler düşündülerse ne yaptılar ki? Bilmiyoruz ama buna karşın hepimiz biliyoruz ki oradaki Rum Yunan ve Yahudi lobileri Trump yönetimine Güney Kıbrıs’a uygulanan silah ambargosunu kaldırtmayı bile başardılar! Yani “lobi” falan derken bunu diyecektik işte!


EĞİTİM ÖĞRENİM BAŞLADI DERKEN!

“VUR abalıya” pozisyonuna düşmek istemem! Hele “ben demedim mi” demeyi hiç istemem.. Zaten KKTC’de böyle bir gazetecilik görgüsüzlüğü de yoktur! Herkes düşüncelerini olup bitenler üzerinden ortaya koyar. Yani “olmayan olaya” kendine göre kulp takmaz!

Fakat okullar açılırken bu durum biraz değişikti! Gazeteci taifesi tümden, “aman ha” diyordu! “Sakın okulların yeni ders yılına başlaması olayını bu kez yalaştırıp bulaştırmayın çünkü ortada hem ölüm saçan virüs var hem de bu virüsün bulaşından kurtulmak için alınması gereken tedbirler var” diyordu..

Ki bunlar söylenip yazıldığında daha okulların açılmasına tutun ki bir iki ay vardı. (Ve laf aramızda biliyorduk ki virüssüz dönemlerde bile okullar her zaman tartışmalı hatta kavgalı açıldıydı!)

…YENİ eğitim yılına başlanan birinci günü bu düşüncelerle takip ettim, Ortaokul 2. Sınıfa geçen torunumla “ne yaptığını” konuştum. “Memnun musun” diye sordum. Sadece yeni bir konuyu öğrendiğini söyledi ötesine ise yüzünü ekşiterek  “can sıkıcı olay” dedi!***

BAKIN size bir itirafta bulunayım “Beni zorunlu emekliye ayırdıklarında “öğretmenliği, eğitimin nasıl olması gerektiğini, öğrencilerle yüz yüze nasıl verimli eğitim öğrenim yapılır falan… Yeni öğrenmeğe başladıydım! Belki bir 45 yıl daha çalışıp emekliye ayrılsaydım yine “tam da öğretmenliğin ne olduğunu yeni öğrenmeye başladıydım” diyecektim…

Biliyoruz ki “eğitim öğretim süratle değişirken kendini sürekli yenileyen bir bilgiler, teknikler manzumesidir ki bu “ilerlemenin” gerisinde kalanlar kaybederler! Bu düşünceden baktığımda “bugün olmadı” dediğimiz “bilgisayarlı internetli öğrenimin” bir gün “yüz yüze öğrenimin” yerini alacağına inananlardanım. Ancak “eğitimi” nereye koyacağız sorunu, “klasik okulların” eğitim kurumları olarak daha çok uzun süre işlevlerine devam edeceğini gösterir..  KISACA Eğitim Bakanlığı yada Hükümet bir yandan da seçim kampanyasına denk gelen kargaşada yüz yüze eğitime geçecek tedbirleri alamadı! Dolayısıyla “hele bir de uzaktan eğitimi görelim, bakalım nasıl bir şeymiş” dalgasına yatıldı! Düzelir inşallah!