Kırk altı yıldır iddia ettiğimiz halde ispatını gözlere sokamadığımız için kabul görmeyen gerçeği…
Sağolsun Anastasiadis ispat etmekle kalmadı gözlere de soktu ki görsünler, kulakları da deldi ki işitsinler!
Zaten ben gitgide “bizimkilerden” umudu keserken, iyicene inanmaya başladım, Kıbrıs sorununu çözerse ancak Anastasiadis çözer!
NİTEKİM Korona Virüsünü bahane ederek dört sınır kapısını kapatır, o taraftan bu tarafa geçmek isteyen insanların üzerine polisini salar, yetmediği yerde (şimdilik kaydıyla topu tüfeğiyle değil) gaz bombaları ve coplarıyla dalarken; ispat etti ki bu adada sadece iki ayrı bölge yoktur, ayni zamanda birbirlerinden kopuk ve hasım olan iki ayrı halk da vardır! İspat etti ki bu iki halk bir yere gelemez, birbirleriyle kaynaşamaz!
Olayı, öncelikle bugüne kadar hiçbir siyasi sorunu çözemeyen BM’ler Genel Sekreteri Guterres’e armağan ediyorum! (Ki yarın da Lefkoşa’da olay yaratan askerlerinden söz edeceğim!)
Ve Anastasiadis’i de bir kez daha tebrik ediyorum. İstesek de bu adada Rum halkı ile “federasyon şemsiyesi” altında bile birleşemeyeceğimizi ispat ettiği için!
ZATEN 46 yıldır biz de bunu ispat etmeye çalışıyorduk da beş on yıl öncesi siyasi gelişmeleri bile değerlendirip yorumlamakta güçlük çeken “neo-barışçılara” anlatamıyorduk çünkü onlara göre “olanlar eskilerde kaldı, bugün hükümleri yoktur!”
Fakat: Anastasiadis gösterdi ki istediğinde sınır kapılarını da kapatır, tedbirler de alır, ihlal edenler olursa gaz bombalarıyla, coplarla, yetmezse silahlı müdahaleleriyle de önler..
VE bu haliyle Anastasiadis şunu da ispat ispat etti: Bu adanın tümden egemeni değildir! Sözü yetkisi ve sorumluluğu ancak Güney kadardır. Nitekim kapıları Kuzey’den değil, Güney tarafından kapadı!
NE demektir bu? Şöyle anlatayım:
Kuzey’deki dört kişi bir araya gelip sınırın her hangi bir yerinden Güney’e tükürseler, o tükürüklerde varsa virüsler falan, evet Rum ahaliyi bulaştırırlar ki bulaştırmak için kapılardan geçmeye gerek yoktur!
BU gerçek ayni zamanda iki toplumun adadaki kadersel komşuluğunu ifade eder.. Nitekim yıllardır bu gerçekten hareketle siyasi sorunun çözümü “Birleşik Kıbrıs Federal Cumhuriyeti” olarak gözetildi!
FAKAT “hayır” diyor Anastasiadis! “Eğer Korona virüsü adaya gelirse Türk olduğunuz için önce size gelecek, ben şimdiden tedbirimi alayım!”
Tabi ki sebep bu değildir! Anastasiadis’in rüşt ispatıdır! Ki bundan daha tatsız ve yavan apolitik bir başka tutum beklenemezdi! Pardon, Anastasiadis’ten başka birinden beklenemezdi!
*****
DEVLET, “ÖNCE KENDİNE SAHİP ÇIKMALIDIR!”
Sanki tutan varmış yada sahipsizmiş! Veya sahip çıkmayanlar varmış gibilerinden, seçip sandıktan çıkardığımız hükümet ricalinin yerli yersiz “devlete sahip çıkmalıyız” laflamalarını işittikçe kaşınıyorum!
Çünkü önce devlete sahip çıkması gereken Başbakan’dır, Bakanlardır, Vekillerdir yani “KKTC Hükümetlerini oluşturan siyasilerdir! Bunun için seçildikleri, bunun için sandıktan çoğunluğunca çıktıkları için..
OYSA Başbakan Tatar sık sık “Devlete sahip çıkılmalıdır” yollarında demeçler vermektedir de “önce Hükümetin sahip çıkması gerekmez mi” sorusunu hep duymazdan gelmektedir!
…EĞER bu “sahiplik” yükümlüğünü yerine getirmek için Devlet (Hükümet) ne yaptı, neleri başardı da halk reddetti yada elinin tersiyle itti diye başlarsak sormaya… Bir kez daha Tatar hükümeti sınıfta kalır! Çünkü vaatleriyle programlarının gerisinde kalırken icraatları kapsamına aldıkları da baştan tornistan etti!
Mesela şu “90 günde yapacakları” sözü vardı da sonunda akılda kalan (Allah bir daha gösterip yaşatmasın) Devlet Hastahanesinin yanması, taşınırken iki hastanın da ölmesi oldu!
DEVLETE elbette sahip çıkacağız.
Mesela yeniden toprağa döneceğiz. Ki sadece Rum tarafına sebze satışını artırsak bu tarım kolunda çalışanları ayağa kaldıracak!..
Sadece hayvancılığı “teşvik ve tedbirlerle” bugün olduğunun üzerine çıkarsak, et kaçakçılığı Kuzey’den Güney’e dönecek!..
Korona virüsü bir tek Türkiye’yi vurmadı ki tam fırsattır, TC’li turisti KKTC’e taşımak..
VE ayni Korona virüsü 3. Ülkelerden gelen bazı öğrencileri ayıklamak için bir başka fırsat doğurmaktadır!..
…KISACA memlekete sahiplik koymak tırnaklarıyla toprağı kazmayı, ölümlü trafik kazalarını önleyecek her türlü tedbiri almayı gerektirir..
Huzur ve istikrarı sağlamak için üretimin çarklarını çevirecek sistemi kurarken, sosyoekonomik planlamaları da aksatmadan gerçekleştirmeyi gerektirir..
Yazık ki bunu Tatar Hükümeti de başaramadı.. Şöyle ki kamu görevlilerine zam yaptığı, işçilerin asgari ücretlerini az biraz ayarladığı günün ertesinde, “olancasını da hayat pahalılığına yerdirdi!”
SONUÇTA o zamların amaca hizmet ettiği söylenebilir mi? Devletin hazinesinden çıkan para kamu görevlisinin işçinin değil, o çok pahalı piyasaya düştü de kimin cebine girdi kime yaradı?
Kİ daha dün “ABD Dışişleri Bakanlığı Uluslar arası Narkotik Kontrolü Stratejisi Raporunda, KKTC Kara paranın aklandığı ülke olarak yer aldı!” Bet Ofislerden, eğlence yerlerinden, Casinolardan söz edildi!..
Devlete elbette sahip çıkılmalıdır. Fakat önce Devlet kendine sahip çıkmalıdır!
































