Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

İRAN GİBİ OLMAK!..

Karl Marx, bir gün “proletaryanın,” burjuvaziyi tepeleyip iktidar erkinin sahibi olacağını ön gördüydü..

Ancak “teokrasiye” dayanan ulusların,  ayni zamanda tabanı ile yönetimini oluşturan o proletaryanın sahip olduğu teknoloji ile siyasi iktidarını kullanırken; mesela bir gün “yanlışlıkla bir yolcu uçağına roket atarak 176 kişinin ölümüne bile neden olacağını düşünüp görebildi miydi?

Hayır! Zaten Marx’ın derdi bu değildi!  Yaşadığı döneme bakıp geleceğe yönelik bir dünya tasavvur ettiydi ama  mesela o düşüncelerinde bir  “İran modeli” yoktu!

Ki sahip olduğu teknolojiyi  kullanırken yolcu uçağını güdümlü füze zannedip attığı bir roketle, 176 kişinin ölümüne neden olacak kadar sorumsuz ve sahipsiz!

KISACA insanlık bugüne kadar hiç böyle büyük ve çelişkili olaylar yaşamadıydı.. BM’ler üyesi 193 ülke birbirlerine bu kadar “hasım” olmadılardı! Ve “büyükler” bu kadar güçlü, “küçük ülkeler” ise “büyüklerin” bu kadar uyduları durumuna gelmedilerdi..

…KIBRIS gibi küçük bir adada değil, işte böyle bir dünyada yaşıyoruz!

Nitekim  Anastasiadis’in sayesinde bu dünyadaki yerimizi  çoktan aldık!

Artık Kıbrıs Rum kesimin  görevi, Doğu Akdeniz’de “sahibiyim” dediği hidrokarbon yataklarından elde edilecek doğal gazı, büyük ülkelerin kalkınma ve teknolojilerinin emrine amade kılmaktır!

Kıbrıslı Türk ve Rumlar ise bu “doğal gazın” sahipleri olmayacaklardır!  Asıl sahipleri yine teknolojiye sahip olan  o  büyük ülke şirketleridir..

TUTUN ki Anastasiadis’in “gehgehi” de sahibi olduğunu iddia ettiği bu doğalgazı  büyüklere peşkeş çekmekten öte değildir!

Ki görüp yaşadığımız gerçektir. Dünyadaki  petrolün,  gazın asıl sahipleri olan Ortadoğu ülkeleriyle Güney Amerika’daki ülkeler “sömürülenlerdirler!” Sık sık  iç savaşlarla birbirlerini kıyarlarken hâlâ rejim arayışlarını sürdürenlerdirler!

Dolayısıyla nükleer güce sahip olan İran gibileri de “yanlışlıkla attım” dediği   bir roketle 176 kişinin ölümüne neden olacak kadardır!

…ANASTASİADİS nasıl bir bölgede “bulunduğunun” farkında mıdır? Yarın o hidrokarbon yatakları içinde boğulurken bir parmağını ısırdığında onu birden sızlayacak ama  çok geç kalacak çünkü    kaçırdığı “barışçı çözüme” bir daha yetişemeyecek!

*****

BU SUYLA BU DEĞİRMEN DÖNMÜYOR!

Ersin Tatar Başbakanlığındaki koalisyon hükümeti Türkiye’ye yönelik olumsuz tepkilerin yoğunlaştığı bir dönemde göreve başladı..

Doğrusu şu ki kaç yıllardır gelip giden “koalisyon hükümetlerinin” hilâfına, “Ankara ile gerekli olması dediğimiz ilişkileri” bu koalisyon hükümeti yeniden tesis etti..

KKTC’nin buna çok ihtiyacı vardı. Çünkü:

Yolundan suyuna… Okulundan hastanesine… Enerjye varıncaya kadar “muhtaç durumda olan KKTC’nin bırakın kendini idame erttirmesini… Bırakın “varlık savaşımı” verebilmesini… Dolayısıyla Rum tarafıyla eşit koşullarda siyasi ve sosyoekonomik mücadelesini doğru dürüst sürdürebilmesini…  Bütçesinden  kamu görevlileri ve emeklilere  her ay ödenmesi gereken maaşlara kadar Ankara’ya ihtiyaç duyduğu yadsınamaz büyük gerçek iken…

TATAR hükümetinin Türkiye ile ilişkilerinde, bu “ihtiyaçları” sağlayacağına inanıyorduk. Fakat geçen zaman içinde (her halde) TC-KKTC ilişkilerinde açılan yaralar o kadar derin olmalılar  ki hâlâ beklenen istikrar sağlanmadı!

Üstelik 2020 bütçesi de daha şimdiden alarm vermeye başladı! Ve bu ürkütücü gerçeğin yarattığı panikle “vergi ve harçlara” yüzde 10’lara kadar varan yeni zamlar ulandı!..

Fakat biliyorsunuz:   Yeni yıl girerken Ankara’nın KKTC’ye aktarması beklenen 750 milyon TL’lik kaynak 93 milyon eksiği ile aktarıldı KKTC bütçesine!..

…TÜM şu yukarıdaki açmazlara karşın Nisan 2020’de bu Koalisyon Hükümeti Cumhurbaşkanlığı seçimleri için de hazırlanacak! Üstelik sapla samanın, elmalarla armutların kısaca akılla mantığın birbirlerine karıştığı gerçeklerde!

Düşünün ki Koalisyon Hükümetinin hem  “Başı” hem “yardımcısı” Cumhurbaşkanlığına soyunuyorlar!

Düşünün ki tüm diğer siyasi partilerin Başkanları da aday oluyorlar!

…OYSA geçen Haftaki Meclis toplantısında bazı Bakanlar hem ekonomik gidişatı eleştiriyorlar hem de yetmeyen bütçelerinden yakınıyorlardı!

Deniyordu ki Mecliste asıl görüşülmesi gereken konu   IMF’in ön gördüğü petrol fiyatlarının artmasıyla gıdadaki pahalılıktır!     Eğitime, tarıma ayrılan bütçelerin yetersizliğidir!  Ki bunların yaratacağı olumsuzluklar KKTC’nin var olan sorunlarına yeni sorunlar olarak yansıyacak ki  bugünleri de aratacak!

Ankara ile asıl konuşulması gereken bunlardır. Çünkü artık bu suyla bu değirmen dönmüyor!                                                                                           *****

KISACA TAKILDIĞIM:     (GENE O SU!)   Suyu TC’den KKTC’ye akıtan boruların bir   bağlantı yerinde (kopma değil)  oynama oldu arızalandı ya!

“BİZİMKİLER” ihtiyacımızı karşılayacak 10 aylık suyumuza, arızanın en geç  bir aya kadar giderileceğinin açıklanamasına karşlık; mal bulmuş mağribi gibi atıldılar üzerine!     “Ben  demedim mi!..” “Söylemedik mi?..” “Bir gün hepten susuz kalacağız!..” “Alın işte size su ile  Türkiye’ye bağımlı olmayı!..”  “Kalın susuz da anlayın hanyayı Konyayı!..” “Türkiye bizi suyu ile esir aldı!..”

İşte KKTC’deki en büyük adaletsizlik! Bu insanlar bu “hezeyanlarına” karşın sadece Türkiye’nin parasal yardım ve yatırımlarından yararlanmakla kalmıyorlar; o tu kaka dedikleri suyu da tepe tepe kullanıyorlar!