İki kavramı hem anlamı hem de işlevsel özelliği nedeniyle birbirinden ayırmak gerekir.
Birisi “milliyetçiliktir” diğeri “vatanseverlik!”
İnsan ait olduğu “milleti” yada “ulusu” ile vardır. Adından tarihine, geleneğinden kültürüne kadar..
Ancak bir “milletin” eğer vatanı yoksa Devleti de yoktur. Vatansız millet egemen Devlet olamaz!
Nitekim: Türk ulusunun uzantıları olan Kıbrıs’taki Türk halkı bir asır İngiliz egemenliğinde kalmasının sonucu olarak Kıbrıs vatanı olmasına karşın Devlet olamadı. Devlet olamadığı için de kendi Vatanında azınlıktaki bir cemaat oluştan kurtulamadı!
Fakat 1974 Barış Harekâtından sonra Kıbrıs Türk halkı hem “Kuzey vatanının egemeni oldu hem “ulus Devlet” haline geldi.
Olayın tarihi anlamı “dünyada ilk kez Türkiye dışında bir Türk Devletinin Kıbrıs adasının Kuzey’inde kendi egemenlik ve özgürlüğünde” doğmasıydı..
…Aradan 45 yıl geçti. Kıbrıs Türk halkı bugün de egemeni olduğu Adanın Kuzeyindeki Devletini “ilelebet payidar etmek” için mücadelesini sürdürmekte, bir yandan da kadersel komşuluk gerçeğinde Güney’deki Rum Devleti ile ayni coğrafyada barış içinde yaşanıp var olunacak bir çözüm arayışı sürdürmektedir.
Bunun için de evvel emirde Kuzey’deki Vatanında refah ve huzura ulaşmak için çabalamakta, tanınmamış olmasına karşın Anavatanı olan Türkiye’nin güvencesi ve yardımlarıyla “Devletini” yüceltmeye çalışmaktadır.
…Bu kadar yalın gerçeğe karşın.. Kuzey’deki Türk vatanını.. Güney’deki Rum vatanı ile bir Federasyon sisteminde buluşturup.. Sonuçta tek bir “Kıbrıs Devleti” yaratmak.. Yaratılan bu Federal Devlet için Türk ve Rum halklarından.. Kendi egemenlik ve özgürlüklerinin bir kısmından feragat etmelerini istemek.. Ve bunu “federalizmin işlevsel” hali olarak bir çözüm modeli olarak dayatmak… Ne kadar “barışçı” ve mümkün olabilir ki?
Kısaca ulusal fedakârlıklar, ödünler, feragatler üzerinde Devlet oluşmaz! Nitekim 1960 Kıbrıs Cumhuriyetinde denendi tutmadı! Annan planında denendi referandumdan döndü!
…Bugün de bir “federal sistem” oluşumunda Türk-Rum halklarını birbirleri içinde harmanlayıp yeni bir “halk” oluşturamazsınız!
Dilleri dinleri, Ulusal karakteristikleri eritip heykel gibi yeni bir “Kıbrıslı” yaratamazsınız!
Çünkü Türk, Türkiye’siyle birlikte yine Türk kalacaktır. Rum Yunanistan ile birlikte yine Helen olmaya devam edecektir.
Bu nedenle “iki devletli çözüm” inanın ki “Federasyondan” çok daha ehven ve güvenlidir. **********
TAKILDIĞIMDIR: (SENİ GİDİ İNGİLİZ!)
Geçtiğimiz hafta uzun süredir Türkiye cephesinde görüp elleyemediğimiz Kıbrıs’la ilgili bir etkinlik oluşturulduydu.
Barolar Birliğinin Ankara’da düzenlediği “Kıbrıs’ta son söz” başlıklı etkinlik bu kez artık asli sorunumuz olan Doğu Akdeniz’deki MEB’leri ve enerji sorununu da kapsamına alarak gerçekleştirilirken, sonucu ne olur diye hiç düşünmedim!
Buna karşın Başkent Ankara’da, “unutulmadın, hâlâ kalbimizdesin” imajını çakan, işittiğimce Feyzioğlu’nun çabalarıyla iyi organize edilmiş panele her ne kadar Türkiye’nin 45 yıldır çözümü sağlayamaması kırıklığında ve ekonomik ambargolar altında kıvranıyorsak da böylesi panellere bigane kalamayız aksine minnettarız..
Öte yandan Dün medyaya yansıdığı için öğrendik. Meğer o panelde ayni zamanda üç garantörden biri olan İngiltere’nin Lordlar Kamarası Üyesi Lord Maginnis adlı bir zat’ı muhterem de konuşmuş! Konuşmuş ki “İngiltere’nin Kıbrıs’taki tarihi ve siyasi hukuku ile garantörlük hakkını değil; KKTC yönetimini anlatmış hem de “hiçbir işe yaramaz” diyerek!.
Kısaca adama göre “KKTC’de Hükümetler “gaflet ve delalet” içindedirler! Her şeyi armut piş ağzıma düş, Ankara’dan beklemektedirler! Gevşeklik, laçkalık aldı başını gitmektedir!..”
Ne var ki nasihat meraklısı Maginnis şunları da söylüyor: “Kıbrıs’lı Türklerin artık uyanıp kendi işlerini kendilerinin yapması gerekir…”
…Bilmiyorum birileri bu “adamın” kulağına kıyasıya eleştirdiği KKTC hükümetlerinin yıllardır garantör ülke İngiltere tarafından bile tanınmadığını hatta hâlâ AB’nin ekonomik ambargolusu olduğunu, hâlâ limanlarına 3. Ülkelerden uçakların inmediğini, gemilerin rıhtımlarına yanaşamadığını, TC’den başka hiçbir ülkeden parasal yardım alamadığını falan kulağına fısıldadı mı?
Çağırın bu adamı KKTC’e, onca siyasi baskı ve ekonomik dışlanmalara karşın bu toplumun nasıl 17 üniversite sahibi olabildiğini, 3. Ülkelerden uçaklarının inmediği Hava alanını nasıl yeninden büyüttüğünü, turistik otellerini, mis gibi sahillerini, çarpık da olsa yapılaşmasını, alt yapıları dökülse de Sanayi Bölgelerini… Gösterin ve sorun: İngiliz’in kaç kuruşu vardır bu yokluklar içinde gerçekleştirilen “icraatlarda?”
Üstelik “askeri üslerinin” Güney’de olduğu da bir başka vakıa! “
…Biz kendimizi eleştiririz ama dışarıdan gazel okumaya lâ! Ki daha beş on gün önce ayazlattıydık Köşemizden “eğer İngiltere isteseydi KKTC’i tanıyarak çözüme büyük katkı yapardı diye..
Oysa bizi “Britanya Uluslar Topluluğu” olan Kommonwealth’e bile üye yapmadı. Ama Rum tarafı üyesidir!
…Seni gidi İngiliz, “bütün işleri Ankara’dan bekliyormuşuz!” Ne yani İngiltere’den mi bekleyecektik?
Ki vakti zamanında İngilizin Vakıf mallarımızı bile Rum’a nasıl tapuladığını unutmadık! Yaaa seni gidi İngiliz..
































