Türkiye’nin, dış ülkelere yönelik etkinliği her zaman tartışmalı politika zaaflarından dolayı, 1974’den sonra Rum tarafına “mağdur ve mazlum toplum” payesini kazandırdı!
Oysa 1954’lerden beridir asıl “mağdur ve mazlum” olan Kıbrıs Türk halkıydı.
Buna karşın ne 1954’’ün Eoka’nı anlatabildik ne 1963’de yıktıkları Kıbrıs Cumhuriyetini. Hatta 1963 Kanlı Noeli ile 1974 Barış Harekâtını bile dünya kamu oyuna, uluslar arası siyasi çevrelere ve ne de BM’lere anlatabildik!
Nitekim şimdilerde de ayni Türkiye Güney sınırında gitgide devlet olma yolunda örgütlenen PKK tehlikesini ne Amerika’ya ne de Rusya’ya anlatabiliyor!
Buna karşın ne diyor TC Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu: “Yüzümüzü Asya’ya döndük..”
Oysa ne diyordu Atatürk: Muassır medeniyetler” seviyesinde yüzü Batı’ya dönük bir Türkiye..
Ki şimdilerde kendini dünyaya Mağdur ve mazlum olarak takdim eden Rum tarafının en büyük destekçisi işte o “Batı”dır!..
…Tabi ki gelişmelerden yakınıyoruz! Çünkü “tanınmış devlet” oluşunun tüm siyasi ve ekonomik nimetlerinden yararlanan Rum tarafı için, Türk halkı ile oluşturacağı çözümden anladığı, çoğunluğuna dayalı bir federal sistemdir..
O zaman da Türk tarafına “siyasi eşitlik” değil, verilecek olan bir takım azınlık haklarıdır!
Nitekim TC Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu’nun, “iyi çocuktur ama haddini bilmelidir” dediği Anastasiadis, Doğu Akdeniz’deki hakkımız söz konusu olduğunda, “sizin sondaj falan yapmanıza gerek yoktur, ben size yüzde 30 oranında payınızı vereceğim” demekte ve bir kez daha çoğunluk azınlık esasında kurulan 1960’tan kalma “Kıbrıs Cumhuriyetini” hortlatmaktadır!
…Tüm bu yalın gerçekler ortalarda salınırken şu veya bu şekilde yeniden başlatılacak müzakerelerde, “bizim değildir” dediğime nazire gitgide, Maraş’ın gerçekten de bundan sonrası süreçlerde koz olarak kullanılabileceğine aklım fena halde yatmaya başladı!”
Neden olmasın? Maraş Kıbrıs’ın en muhteşem kumsalına sahip, vakti zamanında kışta bile turistlerin denizinde yıkandıkları, bir benzerinin daha ne Kuzey’de ne Güney’de eşi olmayan müthiş bir kent..
…Geçmişte “al Maraş’ı kaldır ambargoları falan” derdik. Şimdi “al Maraş’ını ama Kuzey’de beni Devlet olarak tanı, bu kez çözümü iki tanınmış devlet arasında oluşturalım” diyebilir miyiz?
Aksi halde TC’den gelecek büyük sermaye ile bu ölü kenti iskâna açar, sana da cihan değerinde hayali kalır! (Ki Maraş’ın yarısı zaten vakıf mallarımızdır.) Adını da “Türkmaraş” koyarız!
**********
MUTLU OLMAK İÇİN NEDEN Mİ KALDI?
Geçen hafta sonu Kıbrıs Türk Barolar Birliği Başkanı Hasan Esendağlı’nın “Yeni Adli Yılın” başlaması dolayısıyla medyada paylaşılan açıklamaları aslında “KKTC’nin şu bildik müzmin sorunlarından bir derlemeydi!”
Ki yine yetersiz bütçe ile personel sorunları.. Yine verilen sözlerin yerine getirilmemesi.. Yine Devletin sorunları çözememesi nedeniyle yaratılan öteki sorunlar sorunları.. Yine fakat bu kez Mahkemelerde yargıçların tayin ve terfileri sorunları.. Yine memlekette artan suçlara karşılık devletin hâlâ yasal bir statüde giriş yapılmasını savsakladığı yakınması.. Yine Polis teşkilatının yetersizliği nedeniyle görevini layıkıyla yerine getiremediği sorunu…
Ve diyor ki Esendağlı “Mahkeme çalışanları mutsuzdur!”
İşte o büyük sorun: Aslında Kıbrıs Türk halkı mutsuzdur!
Siyasi çözümsüzlük nedeniyle mutsuzdur!
Gitgide yoğunlaşırken trafikten ve artan kazalarından dolayı mutsuzdur!
Pahalılığa karşın daha iyi bir yaşam özleminde sürekli borçlanmalar sonucunda artık sayıları elli altmış binlerle ifade edilen mazbata mağduru, çek yasağına girmiş insanlarından dolayı mutsuzdur!
Utandığı çevre pisliğinden dolayı mutsuzdur!
Okullar açıldı ya. Hatta çocuklarını “özel okullarda değil, devlet okullarında okutmak zorunda kaldığı için mutsuzdur!”
Kanserden kırıldığı, yazda sıcaktan kavrulduğu, kışta sellerle sürüklendiği, Allahın günü döviz kuru hesabı yapmak zorunda kaldığı için mutsuzdur..
Kısaca mutsuz olması için bin neden varsa mutlu olması için “bir tek nedeni bile yoktur!
Çok abarttığımı biliyorum. Ancak eğer memleketin “adli kurumları” memleketin ahvalinden yakınıyorlarsa KKTC hiç de iyi değildir, biline!
**********
KISACA TAKILDIĞIM: (ADLİ YIL BAŞLARKEN.)
İlk kez Adli Yılın açılışında, harcanacak 80 bin TL’nin daha yararlı gereksinmelerde kullanılması kararında tören iptal edildi. Duyarlı bir başlangıç diyorum. Devletin, her vesileyle kurum ve kuruluşların zırt pırt “törenler, resepsiyonlar” gerçekleştirdikleri memlekette, sonunda “biz bu kadar bonkörlüğü hak edecek bir devlet değiliz” denebildi..
Öte yandan dün Adli yıl başlarken Yüksek Mahkeme Başkanı Şefik “ülke diyordu sorunlar yumağı. Yargıda da bu böyle. Bir yıl önceki açılış konuşmamı yüzde 95 değişiklik yapmadan okuyabilirdim..”
İşte tipik bir KKTC gerçeği! Tatar koalisyon hükümetinin “işi” çok ama çok zor!
































