Köşe Yazarları

Gölgelere basa basa…

(Hellimci ve bir kültürün ilmik ilmik örülmesi)


Lefkoşa’ya bağlı köylerden birinden geliyor olmalıydı, yazda, kışta ve her mevsimde.

Kolunda bir sepet, bir de çanta, her ikisine de hellimler yerleştirilmiş; ara sıra soluklandığında bunları ayaklarının dibine bırakır mendili ile anlına birikmiş terlerini siler, sokaklarda usulca ağır adımlarla ilerlerdi.

Hellimcinin ürünlerini anons edip çığırtkanlık yaptığı yoktu; diğer esnaflara benzemez; gayet sessiz sedasızdı.

Kimdi kimlerin nesiydi; nur ve güleç yüzlü yaşlıca bir adamdı.

Bütün kapılar onun için tanıdıktı ve kimin hellime ne kadar ihtiyacı olacağını bilirdi; hangi evde hellimin tükenebileceğini kestirebiliyordu, bu yüzden çalacağı kapılar çoğu zaman belliydi…

Bir hesabı kitabı olmalıydı.

Bir sepet ve bir çantada kaç okka hellim vardı, hepsi satıldığında ne kadar ederdi, haftada bu kadar hellim satarsa ayda bu kadar satmış olacaktı, aylık geliri de o kadar para edecekti.

İhtimal durum buydu ve ailesini geçindirecek, hatta çocuklarının geleceğini hazırlayabilecek kadar bir iş akışı içinde olması mümkündü yoksa her hafta, diyelim haftada iki kez niye şehere inip hellim satıcılığı yapsındı?

Hellimler sepette özenle korunur üstleri Kıbrıs’ın folklorik denebilecek peşkirleri ile örtülü tutulurdu.

Tanıdık kapıların önüne geldiğinde dururdu.

Genellikle kapılar açıktı ama açık olmayan kapıları çalar, ev sahibinin çıkmasını beklerdi.

Ev sahipleri, bu durumlara alışıktı ve zaten bekler vaziyetteydiler.

Hatta kimin ne zaman kapılarını çalacağını bilirlerdi; hellimcinin hafta içinde falanca gün geleceğinden emindiler.

Diğer satıcılara karşı da durum bundan farklı değildi.

İster sucu olsun, ister şişeci, ister sütçü, bilinirdi hangi gün hangi saatlerde sokağa gelecekleri…

Mevsim yazsa hellimci amca sekilere düşen gölgelere basa basa yürür, çığırtkanlık yapan tenor ve bas sesli esnafların akorlu ve ahenkli gürültüleri arasında sessizce limana yanaşan bir gemi gibi rotasını takip ederdi.

Sokaklar köyden şehere inen esnafla, şeherli esnafın buluşmasına sahne olur ve bu sahne durmadan tekrarlanır dururdu.

Bu yüzden şehere gelenlerle şeherli seyyar satıcılar da birbirlerini iyice bellemiş; birbirlerini iyice bilmiş olurlardı; köyden gelen de şeherden gelen de yabancı olmazlardı birbirlerine.

Böylece sokak muhabbetleri çoğalırdı; esnaflar birbirleriyle şundan bundan konuştukları gibi, alıcılarla satıcılar arasında da içten sohbetlere sahne olurdu Lefkoşa sokakları.

Hiç bilmeden, hiç hesabı kitabı yapılmadan, hiçbir dayatma, hiçbir planlama, hiçbir toplum mühendisliği falan olmadan kadınların hünerli ellerinde ilmik ilmik örülen yün bir kazak gibi bir kültürü örüyorlardı o naif; içten, sade, yalansız dolansız halleri ile…

 

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı